Türkiye'nin iç siyaset tarihi, Enderun uzantılı Kışla-Cami ikilisinin, değişik figürlerle oynadığı bir çarliston gösterisi gibidir.
50 yıldan bu yana bu gösterilerin koreografisini Washington çizimliyor...
Düşünün ki, Washington'un gerek "ikili anlaşmalar"a, gerek "NATO statüsüne" dayalı askeri üslerinin sayısı, vaktiyle sanırım 60'a kadar çıkmıştı Türkiye'de...
35 yıl önce bu üslerin kamuoyu önünde berraklaştırılması gerektiğini savunduğumuz zaman, Süleyman Bey:
- Üs yok, tesis vardır, diye tutturmuştu.
O dönemlerin Dışişleri Bakanı rahmetli İhsan Sabri Çağlayangil de, bir lokanta karşılaşmasında yanıma uğramış:
- Biz sana ulu orta sövüp sayıyoruz ama sayende Amerika ile olan "sözlü anlaşmaları" yazılı duruma getirdik, demişti.
Eğer vaktiyle Türkiye'de "İmam Hatip okulları" pıtıraklaşmışsa; Washington, "Kemalist" anlayışın çerçevesini aşan böylesi bir değişimden yana olduğu için pıtıraklaşmıştı.
O tarihlerde Washington, henüz uzun menzilli füzeleri üretemiyordu ve Sovyetler'i, bizim köylü taburlarıyla Cami örgütlenmesini de bütünleştirerek, yakın plandan barikatlamak istiyordu.
Bunlar ne yazık ki, Türk kamuoyunda tartışılmış konular değildir.
Şimdi gelelim bugünlere... Yugoslavya'da salt hava harekatıyla sonuç alındığına göre, Pentagon'un bizim fedakar köylü taburlarına eski gereksinmesi kalmadı.
Üstelik 21. Yüzyıl, "ulus-devlet" modelinin aşındığı ve globalleşme sürecinin hızlandığı bir yüzyıl olacak...
Görünen o ki, Ankara henüz böylesi bir değişime ayak uyduracak bir olgunlukda değil... O nedenle de bir takım yapay gündem maddeleri icat ediyor kendine... Sanki Türkiye, Washington'un liderliğini yaptığı globalleşme sürecinin dışında kalabilirmiş gibi...
Türkiye'nin globalleşme sürecine zor mu, kolay mı uyum sağlayacağı sorunu, hızla gündeme gelmekte olan Kıbrıs'da çıkacak ortaya..
Unutmayın ki, şu sıralarda Suriye bile İsrail'le ılıman bir ortam içine girme peşinde...
Bizim kendi savunma güçlerimize olan gereksinmemizin iç kamuoyunda boyuna vurgulanması için; başta Yunanistan olmak üzere, bir çok ülkenin düşmanımız olduğu inancını keskinleştirme alışkanlığımız, Washington'un evrensel stratejileriyle ne kadar bağdaşmakta kestiremiyoruz doğrusu...
"Daha olmazsa Washington'la da palamarları koparırız" yaklaşımının gerçekçilik oranı üstünde durmak ise, benim yazı işçiliği çapımı aşar... Bugün bu tür zurnaları çalanlar, vaktiyle Karamalis'in uyguladığı kişilikli siyaset karşısında tavana bakmakla yetiniyorlardı.
Sezinlediğimiz kadarıyla globalleşme sürecinde Türkiye'nin, eski azınlıklarıyla kaynaşmış, çağdaş bir İslam profili içinde, yüksek tüketimli bir Konstantaniye olması ve 200 milyonluk Akdeniz İslamı'nın imreneceği küçük bir ABD modeli durumuna gelmesi rüzgarlarını, bir an önce durdurma çabaları tomurcuklanıyor Ankara'da..
Washington'un bu yeni tomurcuklanmalara karşı tutumu ne olur, öngörme olanağımız yok tabii..
O nedenle de, Saddam'ın devrilmesini ve Kıbrıs konusunda Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin alacağı kararların uygulamaya nasıl sokulacağını beklemek gerekiyor...
Gönlümüz Ankara'nın, globalleşme sürecinden kopuk, kendi yarattığı özel gündemlerle Türk kamu oyunu kendi kazanı içinde fokurdatmakla vakit geçirip durmasını yeğlemez ama, ne yapalım...
Ekonomik durum da bu tür oyalanmalara hiç mi hiç kulak asmadan korkutucu dişlerini göstermeye başlıyor.. Ancak şunu da biliyoruz ki, Türkiye yılbaşından sonra çok yeni bir evreye girecek...
Kimse enseyi karartmasın.