kapat

24.06.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
micro
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Meğer Apo da devletçiymiş!
Demokratik cumhuriyetle bütünleşmek, hizmet etmek bir erdemdir, bir fazilettir. Burada Kürtler'e de yer var. Ayrılık doğru değil. Diyeceksiniz ki 'Bunu yeni mi öğrendin?' Evet, yeni öğrendim.

İMRALI- Abdullah Öcalan, dün esas hakkındaki savunmasını okudu. Savunmasının hukuki değil, siyasi olduğunu belirten Öcalan, bugüne kadar yapılanların sorumluluğunu taşıdığını söyledi.

Öcalan başlarken, davanın Cumhuriyet döneminin en önemli davalarından biri olduğunu ileri sürdü. "Bunun adına ister Kürt isyanı, isterse terör deyin; önemli davadır" dedi. İşte Apo'nun savunması:

Atatürk dönemi
Alparslan'ın 1071'deki Malazgirt Savaşı'nda, Yavuz Sultan Selim döneminde ve Atatürk'ün Kurtuluş Savaşı döneminde Kürtler ve Türkler birarada hareket etti. Atatürk Kürtlerle ittifak yaptı, bu yönde açıklamaları var. Kürtler o dönemde bir dönem İtilaf Devletleri ile ittifak içinde oldular, ancak daha sonra Kuvayı Milliye hareketine katıldılar. Sonra bazılarının adına "Kürt isyanı" bazılarının "Halk hareketi" dediği olaylar yaşandı. 1970'lere kadar bu tür isyanlar devam etti. Ancak Atatürk'ün Kürtlere yerel özerkliğe benzer bir yaklaşımı vardı.

Kürt demek yasaktı
Bu isyanlar için en küçük bir engel bile yeterlidir. En önemlisi de dil yasağıdır. Bu isyanı tahrik eder. Kürtlere devletin saldığı ceza, dağa çıkmaları, korkuyla yaşamaları, PKK'yı çıkarttı. Daha önce 'Kürt' sözcüğünü kullanmak suç sayılıyordu. Bu 1990'lı yıllardan sonra kaldırıldı. Hem Kürtçe'nin hem de Türkçe'nin konuşulması daha demokratik bir çözüm. Çözüm yolu Kürtçe'nin özel yaşamda ve yayın dilinde geliştirilmesidir. Kürtlere dilde sağlanacak serbestlik bizi büyük birlik, büyük devlet olmaya götürecektir.

Çatışma dursun
PKK'nın isyanı, son isyan olmalıdır. 15 yılda yaşananlar ortada. Bundan sonraki çatışma çok daha tehlikelidir. Bu sürdürülmemeli. Asıl görev budur. Bunu yaşamak için, şahsım için söylemiyorum. Devlete yönelen tehlikenin ortadan kaldırılması gerek. Her ne pahasına olursa olsun, çatışmayı sürdürmek amacı aşıyor. Elde edeceğin özgürlük için, ulaşacağın amaç için kullandığın araç gereksizdir. Bu çatışmanın gereği yok. Bu 1990'ların başında bitmeliydi.

Orduyla görüşmedim
PKK 1970'li yıllardaki soğuk savaş döneminin bir ürünüdür. Radikal bir programı ve ideolojisi var. Ben 1990'lı yıllardan itibaren ayrı bir devletten söz etmedim. 'Ordu benimle görüştü' demedim. Dolaylı bir şekilde bize bilgi notları geldi. Bu bilgi notları, 'PKK'nın Türk Devleti'ne yönelik hareketi doğru değildir. Devletin demokratik atılımlarını PKK zora sokuyor' şeklindeki bilgi notudur. Bunlar, 1996'dan sonra geldi. Bu yönde adımlar atılmaktadır. Bunlar bize iletildi. Görüşme değil, dolaylı bilgilerdir.

Türkiye'siz olmaz
Kürtlerin siyasi ve demokratik hakları, Türkiye Cumhuriyet'siz ve ona rağmen olmaz. Aydınlarımızın iki temel yanlışı vardır. Ben, 'İsyan dönemi kapatılmalıdır. Çatışma çıkmazı derinleştirir. Bu bırakılmalıdır' dedim. Otonomi, federasyon yaklaşımı Türkiye gerçeği ile fazla ileri bir yaklaşım değil. Zaten Kürt nüfusunun yarıdan fazlası Batı'da yaşamaktadır. Demokratik yaklaşım, en doğru yaklaşımdır.

Hizmete hazırım
Fırsat doğmuştur. PKK'nın, eski program ve ideolojisi ile olmaz. Yeni biçime girmesi gerekir. Bir çağrıda bulundum. İlk gün 'Hizmete hazırım' diye belirttim. Eski tavır çözümü, çıkmazı derinleştirir. Bu benim eylemlerdeki sorumluluğumu ortadan kaldırmaz. Bunlar talimat düzeyinde olmuştur. Son zamanlarda sivillere yönelik maksadı aşan eylemlerin yanlış olduğunu belirttim. Bunun için iç mücadele verdim. 1987-1988'den 90'ların ortasına kadar... 'Bu eylemler bizi mahvediyor' dedim. Etnik bir çatışmaya dönüşecek eylemlerin sonucu vahimdir. Çoğu ölenler de Kürtler.

PKK'nın gücü
PKK'nın gücü nedir? PKK gücü, içte ve dışta ağırlıklı olarak altyapısını oluşturmuş, çok tehlikeli bir noktaya ulaşmıştır. Bunu, tehdit aracı olarak değil, bilgi olarak söylüyorum. Ortadoğu ülkelerinde mevzilenmediği ülke yok. Bu ülkeler, ister izin versin, ister vermesin, önemli bir altyapıya kavuşmuştur. Kitle tabanı ile eğitim ve maddi donanımı ile PKK'nın bundan sonra ciddi sıkıntı yaşayacağını sanmam. Her türlü mali imkana sahip Avrupa ülkelerinde de altyapısı güçlüdür. Dış politika açısından uzlaşmaz çelişkiler devam ettiği sürece, güç odakları tarafından kullanılacaktır. En canlı ve çarpıcı örneği benim. Nereden nereye geldiğim ortada...

Evet, yeni öğrendim
Ne pahasına olursa olsun, bu sorunda ben olduğum için yine bu sorunu çözmede de var olmam gerektiğini düşünüyorum. 'Devlet için hizmet ederim' sözü budur. Amaç temel özgürlük ise çatışma niye... Diyeceksiniz ki 'Bunu yeni mi öğrendin?' Evet yeni öğrendim, şimdi öğrendim... Tehlike büyük. Bunu hep söyledim. Demokratik cumhuriyetle bütünleşmek, hizmet etmek bir erdemdir, bir fazilettir.

Demokratik PKK!
Dış ülkeler ve mevcut içerideki örgütler, asıl PKK, içte ve dışta demokratik esaslara göre adımlar atılırsa, buradan demokratik katılımla bir güç doğacaktır. Bu hayal gibi gelmesin. PKK'yı demokratik devlet yapısıyla bütünleştirmek lazım. Halkın kardeş olması, kardeşlik duygularının gelişmesi için elden ne geliyorsa o yapılmalı. Bu daha önemli gelişmelerin, maddi kayıpların önüne geçecektir. Bütçeden bu konuda yapılan harcamayı biliyorum. Bütün bunlar önlenecektir.

Bölücü değilim
Bölücülük iddialarına da açıklık getirmek istiyorum. Biz Türk milleti ile birlikteyiz, ayrılamayız. Benim de mensubu olduğum bu insanlar ayrılıp bir dağ parçasında tek başına yaşama imkanına sahip değildir. Ne isyan, ne kavga, demokratik kültür temelinde bu iş halledilmeli. Demokratik temelde kültürel hakların verilmesi. Ancak, korkuyla değil, demokratik temelde cumhuriyet temelinde bütünleşme denilmeli. Demokratik cumhuriyet temelinde birleşmek ve bütünleşmek en doğru olanıdır. Kültürel hakların dışında hiç bir sorun yok. Türk ulusunun büyüklüğü realitedir. Burada Kürtler'e de yer vardır. Kendisini inkar etmeden birlikte yaşamak en doğru yoldur. Dilini ve kültürel özelliklerini koruyarak cumhuriyetle bütünleşmiş, kardeşlik içinde birlikte yaşaması gerekir. Ayrılık doğru değil.

Kültürel adım...
ABD'de resmi dil İngilizce'dir, ancak herkes kendi dilinde konuşmaktadır. Bu büyük bir tehlike değildir. Bunu söylemekle federal bir yapıdan bahsetmiyorum. Üniter devlet yapısı içinde dil ve kültürel özellikler rahatça geliştirilebilmeli. Fransa buna örnektir. Kültürel adım birlikte yaşamaya götürür. Bir dil yasağı nedir demeyin. Bu çok önemlidir. Kendisini ifade edebilmedir. Sadece Türkiye'de değil, diğer toplumlarda da bu isyana götürebilir. 15 yılda kaybedilen gücü göz önüne getirin. Gönüllü birliktelik Türkiye'yi Ortadoğu'nun çekim gücü, lider devleti konumuna getirir. Bunun aksine bir durum dış güçlerce de kullanılır. Türkiye bütün Kürtler ile 1920'lerde olduğu gibi dost olmalıdır. 1514 ve 1920'lerde olduğu gibi güçlü bir Kürt dostluğu politikasına yönelinmelidir. Şu denmelidir: Gel kendi devletinde, halkının kardeşliği çok önemli. Bu söylenmelidir PKK'ya.

"Çok geç değil"
Üzerimize bir görev düşerse bu görevi yerine getirir, PKK'yı demokratik düzeye çekeriz. Acaba çok mu geç? Hayır... Ben bunları boşa söylemiyorum. Bize dört çivi çakıldı. Git Türkiye'de öl. Yüz yıllık problem ortaya çıksın. Bizi ateş topu gibi buraya attılar. Git orayı yak dediler.

PKK çıkmazda
Zorla da olsa bir ayrılmayı hiçbir zaman tavsiye etmem. PKK'nın büyük bir çıkmaz yaşadığı doğrudur. Bunların yüzlercesini öldürmek sonuç vermez. Bu topraklarda kalkışmaların sonunu getirelim. Bu çocuksu mu, hayalcilik midir? Bütün gücümle yapmak istediğim, halkı hızla kaynaştırmak, demokratik mekanizmaları güçlendirerek bundan sağlam çıkmaktır. Binlerce kişi ve kuruluş, ben asılırsam ne olur, asılmazsam ne olurun programını yapmışlar. Ortada büyük bir menfaat var. Çıkar sahipleri bu menfaatleri nasıl paylaşacaklar. Benim mirasıma dayanarak kimse yaşamasın. Benim ne kadar zararım varsa o kadar da faydam olsun. Mesele kendimi kurtarmak değildir. Yapmam gereken işler var. Kürt ve Türklerin kardeşliği demokrasiden geçer.

Saygılarımı sunarım
125'inci Madde'ye göre yargılanıyorum. Bu, bir ceza maddesidir. Ben, şu ya da bu şekilde mahkum olurum. Değişim ve dönüşüm geçirdim. Bütün olup bitenlerden sonra bunların dile getirilmesi benim açımdan çok zor. Toplumun hakkında böylesine karar verdiği hiçbir kişi ayakta kalamaz. Sonuna kadar samimiyetimle, bu acı tecrübelerin sonuçlarına göre 21'inci Yüzyıl'ın barış ve kardeşlik yüzyılı olması için elimden geleni yapmaya hazır olduğumu belirtmek istiyorum. Saygılarımı sunuyorum.

SANIK AYAĞA KALK!
Hava muhalefeti

İMRALI'DAKİ her duruşmada olduğu gibi, dün de hava muhalefeti yaşandı. Öcalan'ın yakınları sabah Gazi Yatı ile Ada'ya hareket ettiler. Ancak Gazi Yatı bir süre sonra hava muhalefeti nedeniyle GEMPORT Limanı'na geri döndü. Öcalan'ın yakınları ve avukatları, Gemlik'ten Mudanya'ya getirilerek buradan sahil güvenlik botuyla İmralı'ya götürüldü. Müdahil avukatlar ve şehit yakınları ise deniz otobüsü ile Ada'ya gittiler. Normalde 50 dakika süren yolculuk, hava muhalefeti nedeniyle 1 saat 45 dakikada tamamlandı. Sarsıntı nedeniyle aralarında müdahil avukatlarından Mehdi Keskin'in de bulunduğu bazı yolcular fenalık geçirdiler. Fenalaşanlara askerler yardımcı oldu. Bu arada bir firkateyn deniz otobüsüne eşlik ederken, bir askeri helikopter de deniz otobüsü üzerinde güvenlik uçuşu yaptı. Duruşma, sanık avukatları ve yakınlarının hava muhalefeti nedeniyle İmralı Adası'na gelişlerinin gecikmesi üzerine saat 10.55'te başladı.

2 saat konuştu
APO, duruşmanın 7'nci gününde esas hakkında savunmasını yaptı ve 2 saat konuştu. "Yaşamama izin verin, akan kanı durdurayım" mesajı veren bölücü başı, idam edilmesi halinde terörün tırmanacağı tehdidinde de bulundu. Öcalan, 23 sayfadan oluşan savunmasında, sadece mahkeme heyetine değil, politikacılara, medyaya ve kamuoyuna da seslendi. Sık sık demokratik çözümden söz eden Apo'nun tek amacı vardı: Hayatta kalmak. 2 metrekarelik cam kafesinde, devlete hizmet etmeye hazır olduğunu belirten Apo, takındığı tavırla samimiyetten uzak bir portre çizdi.

En küçük davacı
DURUŞMA salonunda en çok dikkatçeken kişi 5 yaşındaki Numan Cebeci'ydi. Öcalan davasının "en küçük izleyicisi" olan küçük Numan, daha anne karnındayken, din görevlisi olan babası Orhan Cebeci'yi Diyarbakır'da teröre şehit vermişti. Salondaki herkesin sempatisini kazanan Numan Cebeci, annesiyle birlikte oturduğu sandalyeden, cam kafesteki adamı şaşkınlıkla seyrediyordu. Numan, kendisinden 7-8 metre ileride oturan ve akan kanın durmasının, hayatının bağışlanmasına bağlı olduğunu ileri sürerek, "Yaşamak istiyorum" diyen cam kafesteki adamın, babasının ölümünden sorumlu olan kişi olduğunu büyüdüğü zaman öğrenecek ve İmralı'daki o günü ömrünün sonuna kadar unutmayacaktı.

Sivil hakim
SANIK Öcalan, yargılandığı davanın 7. duruşmasında savunmasını yaptı. Anayasa ve DGM Yasası'ndaki değişiklik nedeniyle, mahkeme heyetinin asker üyesi Abdülkadir Davarcıoğlu dünkü duruşmaya katılmadı, yerine duruşmayı başından beri izleyen yedek hakim Mehmet Maraş katıldı. Okyay, sanık, avukları ve yakınlarının duruşma salonundaki yerlerini almalarının beklendiği sırada, müdahil avukatları, müdahiller ve izleyicileri savunmaya müdahale etmemeleri yönünde uyardı.

Müdahilin isyanı
APO'NUN dünkü tavırları, salonda bulunan şehit yakınlarını da yine çileden çıkardı. Şehit yakınlarının isyanları ise duruşmanın ilk gününden bu yana başarılı yönetimiyle dikkat çeken Mahkeme Başkanı Turgut Okyay'ın ölçülü müdahalesiyle yatıştırıldı. Apo'dan sonra söz alan savunma avukatları ise, yargılamanın hukuka aykırı olduğu tezini ileri sürdüler ve serbest bırakılmasını istediler.

'İstirham ederim'
BAŞKAN Okyay, "Sizlerden istirham ediyorum. Herkes istediği gibi savunma yapsın" dedi. Bunun üzerine müdahil avukatlarından Şevket Can Özbay, "Şimdiye kadar mahkemeye bir saygısızlık oldu mu?" diye sorunca Başkan Okyay, bu uyarıyı duruşmaya gelenlerin sürekli değişmesi nedeniyle yaptığını söyledi. Sanık avukatları ve yakınlarının duruşma salonuna yerleşmesi beklenirken bir şehit yakını ayağa kalkarak "Şu pisin..." diye başladığı sözleri Okyay tarafından kesildi.

'Diyeceğim yok'
SANIK Öcalan, 12 avukatı ve yakınlarının duruşma salonuna gelmelerinin ardından Başkan Okyay, sanığa "ayağa kalk" diyerek, mahkemede bugüne kadar yapılan işlemlere bir diyeceğinin olup olmadığını sordu. Sanık Öcalan'ın "yok" diye cevap vermesinin ardından Başkan Okyay, sanıktan esas hakkındaki savunmasını vermesini istedi.

İtiraz reddedildi
SANIK avukatları, Anayasa ve DGM yasası değişikliği ile mahkeme heyetinden askeri üyenin çıkarıldığını, bu nedenle yargılamanın yeniden yapılmasını talep ettiler. Sanık avukatları ayrıca, askeri üyenin yerine mahkeme heyetine giren Yedek Üye Mehmet Maraş'ın, sanık Öcalan hakkında tutuklama kararı verdiğini kaydederek, şu anda da bir üst mahkemede yer aldığını, bunun usul hükümlerine aykırı olduğunu öne sürdüler. Mmahkeme heyeti bu talepleri oybirliğiyle reddetti.

Yusuf DEMİR-Recai KÖMÜR-Hakan KARABAY-Umut TÜTÜNCÜ (SHA)


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır