1- Sözkonusu vukuatların gerçekleşmesi halinde ağız ve diş sağlığını korumak amacıyla çocukların ağızlarına (tövbe yarabbim!) köpeklere ısırmasın diye takılan ağızlıktan takalım.
2- "Kuzuların Sessizliği" filmindeki Hannibal Lecter modeli daha şık durabilir.
3- Bir kısım öğretmenin ellerini bağlayalım, ağızları açık kalsın. Sözlü hakâret bedeni değil, beyni zedeler hiç olmazsa!
4- Çocuklarımızı şiir, her türlü çiziktirmek, müzikal yetenek vb. gibi konularda köreltelim. Işık gördüğümüz an ağızlarına ağızlarına önce biz çarpalım. Köreltmezsek başlarına gelecek olan muhtemelen bazen takdir bazen tekdir bazen de kötektir.
Lütufkâr (lı birşeydir)
Dikkat ettiniz mi? Gerek hizmet sektöründe, gerekse ikili ilişkilerde insanların olması gerektiği gibi davranmaları artık lütuf gibi geliyor bazılarımıza. Bazılarımız dediğim, yaşadığı şehirde büyümüş ya da geldiği şehri özümsemiş, iyi yetiştirilmeye özen gösterilmiş adam gibi adamlar işte. Örnek mi isterdiniz?
Mesela taksi şoförleri. Gideceği semti bilen, "Taksim'e gidiyoruz" dediğinizde, "abla, ben karşının şoförüyüm, tarif eder misin" deyip kafayı yedirmeyen, paranın üstünü "bozuk yok" deyip iç etmeyen, verdiğiniz bahşişe teşekkür edip, güzel uğurlayanlar sizi mutlu etmiyor mu?
Bir yerden para bekliyorsunuz. Vaktinde ödeyen, hatta siz ihmal edip unuttuğunuz halde (olacak iş değil tabii) arayıp hatırlatan birileri valla da billa da var.
Lokanta, kafe gibi bir yerdesiniz. Acı çekmeden servis yapan garsonlara siz de iyi davranıyorsunuz (bahşiş bab'ında tabii). Güzel kokmaları, en azından kötü kokmamaları da işin hediyesi gibi değil mi? Hesap istediniz, aslında çok ucuz değil, ama size normal gibi geldi. Çünkü siz kazıklanacağınızı sanıyordunuz. En azından bu olmadı diye seviniyorsunuz. Hep ölümü gösterdiler, hastalığa razı oluyorsunuz.
Aşıksınız, o da size ilgisiz değil biliyorsunuz. Durum riskli. Serde dostluk var, ya bitirse? Canı cehenneme, ne olacaksa olur deyip söyleyiveriyorsunuz. Aa... korkup kaçmadı. Bakın ne iyi oldu söylediniz. Bunca yıl elinizi korkak alıştırmışsınız. Zaman kaybınız olmadan harika bir ilişki yaşıyorsunuz. Bunun sonu evliliğe bile gider.
Sahnedeyim... Provada... Herkes vaktinde gelmiş.
Kimse aletini adavatını, kordonunu fişini unutmadan hem de. Sorunsuz bir gün. Akşam iyi geçecek. Yaşasın be çocuklar! Gelin sizi tek tek öpeyim.
Şimdi şaşacak ne var, olması gerekenler bunlar değil mi! Lütuflara sevinirken nerede hata yapmış olabiliriz? Çoğu istemek bir yana, milletle dövüşmemek için aza tamah edip, kafa tutmayan, olana razı bir profil çizince biz, durumu idare etme sektörüne hizmet etmişiz.
Bazen olgunlaşıp yaş almaktan haz duyuyorum. Öyle ya iyilerini de gördüm ben bu günlerin. Lütuf, edileni de zenginleştirir eden kadar. Şimdi her konuda varsayılan bolluk bereket, kuralını ustaca bilenlerin önüne serili. Saplarla samanlar da karma karıştı; para el değiştirdi değişeli.
Hafiften "Yağdı yağmur, çaktı şimşek" durumları yarattık madem, üstüne gidelim:
Ellerimizdeki idare lambalarının
Cılız ışığında oturur dururuz
Diyojen misali fıçımızda
Acep daha mı mutluyduk
Henüz don yokken kıçımızda
Sayıklamalar:
Araba alarmlarının kediyle hırsızı ayırdedebilen cinsleri var mı?
Varsa neden onlardan satın almıyorlar?
Sarıyer meydanındaki Atatürk heykeline bir baktım, bir baktım bir daha baktım. O bildik büstünün altına bir beden inşa eylemişler breh! breh! Giden görün. Siz de gözünüzü alamayacaksınız!
Geçen yazımda 'premenstrüel', 'premenüstriyel' yazılmış. Okumamış olanlar "Aa, bu şey demek değil miydi? Acaba konu neydi?" vs gibi sorulara garkolabilirler. E okusalardı valla onlar da!
Sütaş reklamına bayılıyorum. Belki ineklerin inekliklerini bilme erdemlerindendir, ne bileyim?
Meksika sirki başlamış. Gitmeye korkuyorum. Geçen seferki berbattı. Sirkler de kalite erozyonundan nasiplerini almışlar.
Çocukluğumdaki sirkler ne güzeldi.