kapat

20.06.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
micro
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.


Gelme gitme kalmasın gözüm yollarda

Annem geldi, hışımla kedisini aldı gitti. "Hapis kedi '99' harekâtı işe yaradı, yaşasın! Oh be dünya varmış derken, ay! ben kendini bir yalnız hisset. Kedim Kuki ile miskin bakışmalar filan. Yok dedim, bu böyle olmayacak. Açık *vasistastan balkona çıkmaya çalışırken sıkışıp komaya girerek bize veda eden diğer kedimin yokluğunda artan yalnızlık duygumuzu gidermek amacıyla eşe dosta haber saldık. Şöyle içkisi, kumarı, karı-kız düşkünlüğü, kısacası kötü alışkanlıkları olmayan bir Siyamlı erkek bulalım diye. Komşular yalnış anlamışlar. Çekik gözlü adamlar doluştu eve, *derdest edip nasıl kurtulacağımızı bilemedik (gülme efekti). Konuyu sulandırmayalım, zira acıklı bir mevzudan bahis etmekteyiz. Pazar günü gazetedeki bir ilanda gördüklerime inanamadım. Sıçan yavrusu gibi minnacık Siyam kedileri sahip bekliyorlar. Üstelik hediye ediliyorlar. Yani bedava. "Yihhu!" deyip Bakırköy'e doğru uçtum. Amanın sabah ezanıyla kalkan, evin telefonlarını indirmiş. Kediler kapış kapış gitmiş. Yani inanılır gibi değil. Ağzını havaya açmakda bana düştü. Altı tane kediden bir tane bırakmışlar. Kedinin durumu şu: Kulaklarını geriye doğru eğmiş *teyakkuz halinde, katiyen evden ayrılmaya niyetli değil. Kös kös eve döndüm. Kaldık mı kuru kafamıza Kuki'yle.

Anne, ben ettim sen etme, arada bir al o canavar kedini misafirliğe gel. Valla ikinize de bişey yapmıycam!
* Vasistas: Aslında Almanca "Was ist das?" şeklinde yazılıp, "Bu nedir?" anlamına gelir. Ama pencereler söz konusu olunca bu yaratıcılık karşısında ne diyeceğimizi bilemiyoruz. Muhtemelen Alman'ın biri üzerimize üzerimize yandan V şeklinde açılan bir pencere görüp "Was ist das?" dedi, karşıdan da "Das ist das Fenster" (Bu bir penceredir) cevabını beyhude yere hâlâ bekliyor.

* Derdest: Toparlamak

* Teyakkuz: Tetikte durma hali

Zavallı Alican
Sevgili dostum Gamze Platin'in 12-13 yaşlarında sevimli bir oğlu var. Adı Alican. Bakın geçen gün başına ne gelmiş. Bu Alican çok yetenekli bir çocuk, çok güzel karikatürler çiziyor, çizdiklerini de kitabının arasında saklıyormuş. Öğretmenin teki kitabı almış. Arasına bakmış. Bu çizimleri görünce kendisinde pornografik resim etkisi yapmış olmalı ki çok sinirlenmiş ve kitabı Alican'a fırlatmış. Alican'ın dudağı patlamış. Ailesi deliye dönmüş. Nişancı öğretmen inkar halinde falan filan. Kimbilir kaçıncı kez duyduğumuz ya da başımıza gelen bir hikaye bu. Şimdi kıssadan hisse alalım ve öneriler demetine bir göz atalım.

1- Sözkonusu vukuatların gerçekleşmesi halinde ağız ve diş sağlığını korumak amacıyla çocukların ağızlarına (tövbe yarabbim!) köpeklere ısırmasın diye takılan ağızlıktan takalım.

2- "Kuzuların Sessizliği" filmindeki Hannibal Lecter modeli daha şık durabilir.

3- Bir kısım öğretmenin ellerini bağlayalım, ağızları açık kalsın. Sözlü hakâret bedeni değil, beyni zedeler hiç olmazsa!

4- Çocuklarımızı şiir, her türlü çiziktirmek, müzikal yetenek vb. gibi konularda köreltelim. Işık gördüğümüz an ağızlarına ağızlarına önce biz çarpalım. Köreltmezsek başlarına gelecek olan muhtemelen bazen takdir bazen tekdir bazen de kötektir.

Lütufkâr (lı birşeydir)

Dikkat ettiniz mi? Gerek hizmet sektöründe, gerekse ikili ilişkilerde insanların olması gerektiği gibi davranmaları artık lütuf gibi geliyor bazılarımıza. Bazılarımız dediğim, yaşadığı şehirde büyümüş ya da geldiği şehri özümsemiş, iyi yetiştirilmeye özen gösterilmiş adam gibi adamlar işte. Örnek mi isterdiniz?

Mesela taksi şoförleri. Gideceği semti bilen, "Taksim'e gidiyoruz" dediğinizde, "abla, ben karşının şoförüyüm, tarif eder misin" deyip kafayı yedirmeyen, paranın üstünü "bozuk yok" deyip iç etmeyen, verdiğiniz bahşişe teşekkür edip, güzel uğurlayanlar sizi mutlu etmiyor mu?

Bir yerden para bekliyorsunuz. Vaktinde ödeyen, hatta siz ihmal edip unuttuğunuz halde (olacak iş değil tabii) arayıp hatırlatan birileri valla da billa da var.

Lokanta, kafe gibi bir yerdesiniz. Acı çekmeden servis yapan garsonlara siz de iyi davranıyorsunuz (bahşiş bab'ında tabii). Güzel kokmaları, en azından kötü kokmamaları da işin hediyesi gibi değil mi? Hesap istediniz, aslında çok ucuz değil, ama size normal gibi geldi. Çünkü siz kazıklanacağınızı sanıyordunuz. En azından bu olmadı diye seviniyorsunuz. Hep ölümü gösterdiler, hastalığa razı oluyorsunuz.

Aşıksınız, o da size ilgisiz değil biliyorsunuz. Durum riskli. Serde dostluk var, ya bitirse? Canı cehenneme, ne olacaksa olur deyip söyleyiveriyorsunuz. Aa... korkup kaçmadı. Bakın ne iyi oldu söylediniz. Bunca yıl elinizi korkak alıştırmışsınız. Zaman kaybınız olmadan harika bir ilişki yaşıyorsunuz. Bunun sonu evliliğe bile gider.

Sahnedeyim... Provada... Herkes vaktinde gelmiş.

Kimse aletini adavatını, kordonunu fişini unutmadan hem de. Sorunsuz bir gün. Akşam iyi geçecek. Yaşasın be çocuklar! Gelin sizi tek tek öpeyim.

Şimdi şaşacak ne var, olması gerekenler bunlar değil mi! Lütuflara sevinirken nerede hata yapmış olabiliriz? Çoğu istemek bir yana, milletle dövüşmemek için aza tamah edip, kafa tutmayan, olana razı bir profil çizince biz, durumu idare etme sektörüne hizmet etmişiz.

Bazen olgunlaşıp yaş almaktan haz duyuyorum. Öyle ya iyilerini de gördüm ben bu günlerin. Lütuf, edileni de zenginleştirir eden kadar. Şimdi her konuda varsayılan bolluk bereket, kuralını ustaca bilenlerin önüne serili. Saplarla samanlar da karma karıştı; para el değiştirdi değişeli.

Hafiften "Yağdı yağmur, çaktı şimşek" durumları yarattık madem, üstüne gidelim:

Ellerimizdeki idare lambalarının

Cılız ışığında oturur dururuz

Diyojen misali fıçımızda

Acep daha mı mutluyduk

Henüz don yokken kıçımızda

Sayıklamalar:

Araba alarmlarının kediyle hırsızı ayırdedebilen cinsleri var mı?

Varsa neden onlardan satın almıyorlar?

Sarıyer meydanındaki Atatürk heykeline bir baktım, bir baktım bir daha baktım. O bildik büstünün altına bir beden inşa eylemişler breh! breh! Giden görün. Siz de gözünüzü alamayacaksınız!

Geçen yazımda 'premenstrüel', 'premenüstriyel' yazılmış. Okumamış olanlar "Aa, bu şey demek değil miydi? Acaba konu neydi?" vs gibi sorulara garkolabilirler. E okusalardı valla onlar da!

Sütaş reklamına bayılıyorum. Belki ineklerin inekliklerini bilme erdemlerindendir, ne bileyim?

Meksika sirki başlamış. Gitmeye korkuyorum. Geçen seferki berbattı. Sirkler de kalite erozyonundan nasiplerini almışlar.

Çocukluğumdaki sirkler ne güzeldi.


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır