Bu ülkede trilyonluk futbolcu var mı?
Hasta Fenerli olan Ressam Orhan'dı.. Mesut ise Galatasaray'ın hastası değil, tımarhaneliği sayılırdı.. Artık maça gidemediği gibi televizyonda dahi seyretmeye dayanamıyordu..
Takımının en küçük hatası onun için affedilmez bir suçtu.. O zaman şiddetli bir öfkeye kapılıyor, çevresinde ne varsa kırıp dökmek istiyordu..
İçindeki bastırılamayan şiddeti bir Galatasaray maçında farketmişti.. Orta saha oyuncusunun kırk metrelik gereksiz geri pası, kaleciyi de aşıp kale direğini sıyırarak avuta gidince, gol yiyoruz telaşıyla birlikte ayaklanan seyircilerin arasında Mesut da vardı..
Ancak Mesut ayaklanmakla kalmamış, sahaya girebilmek için tribünleri sahadan ayıran tellere tırmanmaya başlamıştı..
***
O şiddetin bastırılamayacağını farkettiği için de maçlara gitmemeye başlamıştı.. Aynı öfkeli başkaldırıyı, televizyonda maç seyrederken de hissetmeye başladı.. Çevresindeki insanları üzmek istemiyor ancak futbol söz konusu olduğunda duygularını kontrol edemiyordu..
Çareyi maç seyretmemekte buldu.. Maç naklen yayını başlayınca kahveden çıkıyor, iki saat boyunca ilgili ilgisiz yerlerde dolaşıyor, ancak maç bitiminde dönüp sonucu soruyordu..
Altı milyonluk adamlar..
Olaya bu açıdan bakıldığı zaman liglerin tatile girmesinden en mutlu olan kişinin Mesut olduğu rahatça görülürdü..
Şimdi transfer haberleri ile oyalanıyordu.. Bunun kızacak bir tarafı yoktu.. Tam tersine başkalarını kızdıracak oyunlar bulup tadını çıkarıyordu..
Son takıntısı da Fenerli olduğu için üç yıldan beri Galatasaray'ın afrasını tafrasını çekmek durumunda olan Ressam Orhan'dı.. Damarına basmak için birden bire sordu:
- "Sizin Sergen işi olmuyor galiba.."
Ressam Orhan saldırının başlangıcını ve niyetini hissetti ama soruyu da boş geçemedi.. "Jet-Pa 7.5 milyon dolar istiyormuş.. Bizimkiler de 6 milyon veriyor.. Pazarlık sürüyormuş.." cevabını verdi..
Altılı yedili milyon dolar laflarını duyan Sökeratar Faik Bey dayanamadı ve yürekten bir "Ooohaaaa!" çekti:
- "Kim veriyor bu paraları.."
- "Kısmetse bizim takım verecek Faik Abi.."
Sökeratar Faik Bey yanında oturan Basketçi Nedim Abi'ye döndü:
- "Nedim, altı milyon dolar kaç para eder?" diye sordu..
- "İki buçuk trilyona yakın.."
- "Allah Allah.. Şu trilyon şifresini de çöz bari.."
- "Faik Abi, senin anlayacağın ikibin dörtyüz adet bir milyar lira ediyor.."
Sökeratar Faik Bey bu kez yürekten bir "Vay! Vay! Vay!" çekti.. Rakamlara nedense inanası gelmiyordu.. Düşündü taşındı.. "Yok.." dedi.. "Bunlar tamamen palavra.. Seyirciyi gaza getirmek için yapıyorlar.. Gaza gelsin ki maçlarda daha çok bağırsın.. Böyle bir parayı bırak takımları, devlet veremez.."
Bu bilimsel (!) açıklama bu kez Basketçi Nedim Abi'nin sinir katsayısını değiştirdi:
- "Bırak Faik Abi yaa!" diye itiraz etti.. "Yine milletin aklını birbirine sokacaksın.. Bu kadar gazete yalan yazmıyor herhalde.. Resmen veriliyor bu paralar.."
Mehmet Bey de ona arka çıktı.. "Verilir, verilir.." diye başını salladı.. "Üç beş yıla kadar katrilyonu da göreceğiz.. Matrilyonu da.."
- "Bu memleket kafayı yemiş kardeşim.." diye söylendi Sökeratar Faik Bey.. "Ulan bizim zamanımızda da futbolcular vardı.. Üç bin lirayı, beş bin lirayı yan yana gördüler mi ayakları yere basmazdı.."
TRT'ci Nevzat Bey "Devir değişti.." dedi.. "Sizin zamanınızda televizyon var mıydı? Naklen yayın için çuvalla dolar veriyorlar mıydı? Şimdi bu işler sektör oldu sektör.. Dünya para dönüyor.."
Dijital televizyon devri
Gazeteci Teoman Bey "Bunlar daha birşey değil.." diye araya girdi.. "Siz bundan sonrasını seyredin.."
- "Bundan sonrası da mı var?" diye sordu Baba Tunç..
- "Tabii ya! Çok kimse farkında değil.. Türkiye'nin imza attığı uluslararası anlaşmalar var.. Televizyon yayını da alışverişi de buna göre şekillenecek.. Televizyonuna el kadar bir alet takacaklar.."
- "Ne aletiymiş bu?"
- "Taksimetre gibi birşey diyelim.. Haberi ATV'de izledin.. Show'dan bir film izleyip, son olarak da Kanal D'den bir sohbet programı dinleyip yattın.. Ne seyrettinse bir fiyatı olacak, o taksimetre sayesinde vatandaştan toplanan seyir parası kanallara paylaştırılacak.."
- "Haydaaaa! Bedava olmayacak mıydı?"
- "Birkaç seneye kadar bedava yayını zor bulursun.. Ayda 20, 25 dolar arasında bir maliyet çıkacak her eve ve kanallar seyrettirdiği programa göre hasılatı paylaşacak.."
Ressam Orhan "Bunun futbolla ilgisi ne?" diye sorunca Gazeteci Teoman Bey onu da açıkladı:
- "Sadece futbol yayınlarını seyredenlerden toplayacakları hasılat bir milyar dolar olarak hesaplanıyor.. Bir milyar dolarlık ciro.. Sen o zaman gör futbol için verilecek parayı.."
TRT'ci Nevzat Bey de takip etmişti bu gelişmeyi.. "Gazetelerde görmüyor musunuz? Dijital televizyon devri başlıyor, diye durmadan yazıyorlar.. Yüz kanaldan, ikiyüz kanaldan söz ediyorlar.."
Basketçi Nedim Abi güldü.. "Doğrusu biz hiç üzerimize alınmamıştık.. Şirketler bize bedava kanal seyrettirmek için yarışıyor, sanmıştık.."
***
Mesut "Sizin takım Sergen'e 8 milyon dolar da verse zarar etmez bu hesaba göre.." dedi Ressam Orhan'a.. "Bak üç dört yıl sonra milyar dolarlar konuşulacak.. Kulüplerin TV geliri üçe beşe katlanacak.. Siz en iyisi şimdi alın, parasını o zaman ödeyin.."
Ressam Orhan bu sataşmadan "Siz daha üç beş yıl şampiyon olamazsınız" imasını çıkarmıştı.. Biraz kızdı..
- "Bizim bekleyecek halimiz yok.. Bu sene konuşacağız.."
- "İyi konuşursunuz.. Zaten ne kadar emekli futbolcu varsa topladınız.. Karşınızdaki takımlar topunu oynarken sizinkiler de çimene yayılıp aralarında konuşurlar.."
Sökeratar Faik Bey bu atışmaları bir süre dinledikten sonra dayanamayıp araya girdi:
- "Boşuna yiyorsunuz birbirinizi.. Ne fasulya ne piyaz.. Şampiyon siyah beyaz.."
Baba Tunç "Ama Faik sizinkiler de transferde biraz gevşek gidiyor.." deyince ona da bir cevap buldu:
- "Ben transfer mıransfer anlamam arkadaş.. Gidip Anadolu'yu dolaşacaksın.. Güçlü kuvvetli, babayiğit kesimli çocukları toplayacaksın.. Ama öyle somun pehlivanı olmayacak.. Kucakladı mı şöyle bir ineği, havaya kaldırıverecek.."
- "Abi sen güreş takımı mı kuruyorsun futbol takımı mı?" dedi Ressam Orhan.. Sökeratar Faik Bey onu tersledi:
- "Sus da dinle.. Önce kalıbı iri kesimli, kuvveti acı gençleri topladın mı biter iş.. At önüne üçbeş top, çıkar çayıra.. İster topun peşinden koşsunlar.. İster aralarında güreşsinler.."
- "Hoppalaaa! O niye?"
- "Oğlum idman tutacaklar.. Her akşam koca bir danayı kesip etinden kavurma yapacaksın.. Önlerine bir sini de helva koyacaksın.. Yesinler ki ilikleri dolsun.."
- "Eee" dedi Basketçi Nedim Abi "Sonra?"
- "Sal yeşil sahaya bu babayiğitleri.. Gör bakalım sahada sökmedik çim kalıyor mu? Karşılarında kim dayanır bunların?"
- "Peki futbolu ne zaman öğrenecekler?"
- "Ne öğrenmesi be!" diye azarladı Sökeratar Faik Bey soruyu soran Nedim Abi'yi..
- "Fener'in kız gibi uzun saçlı futbolcuları var, onlar biliyor da ne oluyor.. Sahaya babayiğit süreceksin babayiğit.."
Lafın gerisini getirecekti ki ocağın arkasından çıkıp gelen Talat önlerine bir deste iskambil kağıdını "Pat!" diye koydu..
- "Allahaşkına bırakın bu lafları da bir el king çevirin.." dedi.. Sonra ters ters Sökeratar Faik Bey'e baktı..
- "Yoksa bu muhabbeti dinlemekten kafayı sıyıracağım.."
Ağır ağır ocağa dönerken desteyi eline alan Sökeratar Faik Bey yanındaki Mehmet Bey'e doğru eğildi.. Talat'ı işaret ederek:
- "Hasta bu hasta.." dedi.. "Kafayı Fener'le bozmuş.. İflah olmaz.."