


Büyük adam
Kolay kolay büyük adam olunmuyor.
Doğumunun iki yüzüncü yıldönümünde bütün dünyanın ayakta alkışladığı Rus şair ve yazarı Puşkin, gerçekten büyük adam.
Neden mi?
İnsana, insan gibi bakıyor da ondan.
Dil, din, ırk, milliyet ayrımlarının ötesinde, insanca bir bakışı var.
***
Büyük şairin Erzurum Yolculuğu'nu okuyorsunuz.
Rus orduları Erzurum'u işgal ettiğinde, Puşkin de (bir gözlemci gibi) sefere iştirak ediyor.
(Büyük dedem Artvin'li Kolağası Ömer beyin Ruslara karşı çarpıştığı savaşı Puşkin'in kaleminden okumak ilginç oluyor doğrusu.)
Puşkin, en acımasız sahneleri, duygusallığa düşmeden, abartmadan, müthiş bir sadelikle ama bir o kadar da ince bir duyarlıkla aktarıyor.
Kitabın en dikkat çekici yanı, Rus övgüsü ya da Türk düşmanlığı yapmaması.
O dönemin anlayışına göre neredeyse imkansız bir şey bu.
Düşünün: Çarın Hristiyan kullarından birisi, orduyla birlikte Müslüman toprağına geliyor.
İki taraf da acımasızca katlediyor birbirini.
Ama Puşkin Rus ordusunun karşısındakileri, yani bizimkileri, "Türk ve Müslüman düşmanlar" değil, insanlar olarak görüyor.
Aynı acıları çeken, aynı sevinçleri duyan insanlar.
Ensesinden vurulmuş olarak tozlar içinde yatan bir Türk delikanlısını anlatırken, bu gence duyduğu sevgi ve acıma doruk noktasına ulaşıyor.
***
Aynı kıratta olmayan birisi Puşkin'in yerinde bulunsaydı, ucuz bir din-vatan edebiyatıyla Rusya'ya, çara ve Ortodoksluğa övgüler yağdırır, "düşman Müslüman Türkler"i durmadan aşağılardı.
Ama o bunları yapmadığı için, bilgeliği çağları aşan bir nitelik kazandı.
***
Bizim düşünce ve duygu kökenimizde de aynı hoşgörü ve insancıllık var.
13'üncü yüzyılda Hacı Bektaş, Şeyh Edebali, Ahi Evran üçlemesinde yankılanan ve ırk, din, dil ayrımına karşı çıkıp insanı insan olarak seven anlayış, Osmanlı Devleti'nin kuruluşundaki en önemli etkendi.
Aynı dönemde Yunus Emre ve Mevlana, "Yaradılanı yaradandan ötürü seven" bir evrensel şiiri terennüm ediyorlardı.
Bunca değişik insanı yüzyıllarca bir arada yaşatma mucizesine onlar imza atmışlardı.
Aslında yol, Puşkin'in, Yunus'un, Mevlana'nın yoludur.
Yani "büyük adam"ların yolu.
Theodorakis'in büyük yanlışı
Dün gazetelerde Mikis Theodorakis ile Miloşeviç'in resmini görünce içim sızladı.
Hayatı boyunca ezilenlerin yanında olan Theodorakis ilk kez bir katili, bir savaş suçlusunu destekliyor.
Geçenlerde o ve film yönetmeni Theo Angelopulos, bana bir mektup göndermiş ve NATO bombardımanının durdurulmasını talep eden, Sırplara destek veren bir metni imzalamamı istemişlerdi.
Böyle bir belgeyi imzalamayı reddetmiş ve düşüncelerimi bir mektupla kendilerine bildirmiştim.
Demek ki yeteri kadar etkili olamamışız.
Yüreği insan sevgisiyle çarpan bir sanatçının, Bosna ve daha sonra Kosova katliamlarını nasıl içine sindirdiğini anlayamıyorum.
Yazık, hem de çok yazık!
Puşkin'in geçen yüzyılda düşmediği "Ortodoks cephesi" tuzağına, Theodorakis nasıl düştü?
Umarım en kısa zamanda bu hatasından döner!