kapat

20.06.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
micro
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
YILMAZ KARAKOYUNLU(yilmazk@sabah.com.tr )


Bilim özgürlük ve ahlak ister...

Dünyanın ilk üniversitesi 9. Yüzyılda Salerno'da kuruldu. İkinci üniversite iki yüz yıl sonra Mısır'da kurulan El-Ezher'dir. Tıp, hukuk, felsefe, beşeri bilimler, ilahiyat o yıllarda üniversitelerin temel öğretim alanlarıydı.

Üniversitelerin kurulduğu andan itibaren eğitimin serbest, öğretimin özgür olması gerektiği kavrandı. Roma İmparatoru Barbarossa üniversite hocalarına eğitimi ilgilendiren bütün kararları özgürce almaları hakkını tanımıştı. Açıkçası dokunulmazlık tanıyordu.

Üniversite kutsallık kavramı içinde değerlendiriliyor ve kampüse polis veya askerin girmesini yasaklıyordu. Üniversite sisteminin yanında "grande ecole" denen yüksek okullar da aynı özgür ortama kavuşturulmuş, öğretim üyelerine bilim ve uygulama açısından tam serbesti tanınmıştı.

Türkiye'deki ilk üniversite, 1863'te kurulan Darülfünun-i Osmani'dir. Çeşitli kez kapatılıp açılan bu büyük kurumun adı bugün "İstanbul Üniversitesidir" ve sorunludur.

* * *

Büyük değişiklik hamlelerine başlayanlar, genellikle kendilerinin büyük güçlere sahip olduklarına inanırlar. Cromwell kendini insan zihninin doruğundaki güç olarak tanımlıyordu. Fransız İhtilalini gerçekleştirenler, mantığın ve sınırsız zekanın mümessilleri olarak caka satıyorlardı. Rus İhtilalini başaranlar, insanlığın üstün düzey ilahlarıydılar. Nazi Almanya'sının yöneticileri pürüzsüz bir kutsal idrak ile görevli olduklarını sanıyorlardı.

İstanbul Üniversitesi'nde yaşanan son olaylar, Türkiye'nin en önemli eğitim kurumlarının başında gelen İstanbul Hukuk Fakültesi ile İktisat Fakültesi'nde çok ciddi yönetim sorunları olduğunu gösteriyor. Üstelik sorunun sıkıntı ölçeği ve niteliği de henüz kavranmış değil.

* * *

Düşünce adamları arasında uyumlu çalışma üslubu nadir görülür; ama eylem alanında çalışma disiplini kolayca sağlanabilir. Ekip çalışması denilen uygulamanın fikir ve sanat adamları arasında gerçekleştirildiğinin çok başarılı örnekleri görülmez.

Ama demokrasi uğruna yapılan eleştirileri kusur bulucu aydın hareketi gibi tanımlamakla doğruyu bulmak da mümkün olmaz. İşi söz ustalığına dökerek çözüm aranmaz. Sorun, karşılıklı akıl kullanımı ile giderilebilir. Olumlu insan idealine uygun davranış ve akla gösterilen özen ile çözülür.

Özerk ve katılımcı üniversite için mücadele vermek, öğretim üyelerinin asıl görevleri arasındadır. Dünya çapında etkinliği bulunan İstanbul Hukuk Fakültesi'nin 120. kuruluş yılında yaşananların özen gösterilmesi gereken akıl ile uzaktan yakından ilgisi yoktur. Eğer hayati mazereti yoksa Rektör Alemdaroğlu'nun kutlama törenine katılmayışını anlamak imkânsızdır.

Güzide öğretim üyelerinden Profesör Bülent Tanör, Profesör Burhan Şenatalar, Profesör Aysel Çelikel, rektör baskısına dayanamadıkları için istifa edeceklerini söylüyorlar. Prof. Necla Arat'ın istifa edeceği dedikoduları duyuluyor.

Bu isimler ülkemizin iftihar isimleridirler. Kolayca gözden çıkarılamazlar. Dört elle sarılacaklarımızı elimizin tersiyle itiyoruz.

* * *

Bugün İstanbul Üniversitesi'nde kamplara ayrılıp kavga eden profesörlerin çoğu, demokrasi adına verilmiş mücadeleden sonra üniversite eğitimine başlamışlardır ve o büyük mücadelenin sonuçlarından yararlanmışlardır.

Turhan Feyzioğlu, "nabza göre şerbet vermeyin" dediği için döneminin Milli Eğitim Bakanı tarafından görevinden uzaklaştırılmıştı (1956). Bugün Türk siyaset ve düşünce yaşamına yön vermiş nice isimler o mücadelenin cengaverleriydiler. Muammer Aksoy, Aydın Yalçın, Şerif Mardin, Arif Payaslıoğlu ve daha onlarcası...

Elli yıl öncenin keyfi Milli Eğitim Bakanlarının yerini bugün YÖK seçimi yöneticiler almışsa elli yılda ne yaptık diye sormak gerekir.

1200 yıl önce Roma'da Sezar'lara kafa tutan üniversite öğrencileri, kendi yöneticilerini bizzat seçerdi ve Sezar'ın söz söyleyecek cesareti olmazdı.

* * *

"Uygar insan" aile terbiyesiyle yetişir. Öğretim kurumları uygar insanı eğiterek "bilgili insanı" yaratır. Üniversiteler bilgili insanı alarak, onu "olgun insan" dinginliğine yüceltir.

YÖK'ün yarattığı şu mücadeleye bakın, her hangi bir noktasında ve safhasında uygar üslup, bilgili yorum ve olgun tavır görebiliyor musunuz?

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır