Darko Tanaskoviç, 4.5 yıldır Türkiye'de. Yugoslavya'nın, Federasyon dağıldıktan sonraki ilk büyükelçisi. Bosna savaşı günlerinde geldiği Türkiye'den Kosova savaşının bitiminde ayrılıyor. İki savaş arasında büyükelçilik yapmanın kolay olmadığını düşünüyor.
Uzmanlık dalınız Arapça ve İslam uygarlığı. Buna paralel olarak biraz da Türkologsunuz. Ne işiniz vardı diplomaside?
- Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun bir kitap ismiyle cevap vereyim. Ben biraz da "Zoraki Diplomat"ım. Federasyonun dağılma sürecinde hükümetim Türkiye'ye atipik bir diplomat göndermek istedi; Türkçe bilen, Türkiye'yi tanıyan, seven... Uzun bir tereddütten sonra kabul ettim. Çünkü bu benim için büyük bir değişimdi. Biraz yoruldum gerçekten ama pişman olmadım. Artık mümkünse fakülteye dönmek istiyorum. 8 büyük deftere serüvenlerimi yazdım. En az iki kitap çıkarmak istiyorum.
- Sehpanın üstünde orijinal bir Kuran görüyorum. Orada bir süs olarak mı duruyor?
- Sadece süs olarak değil arada sırada okuyorum. Müslümanlar Kuran'a ters düşüyorlar, bazı ayetlerini onlara hatırlatmak için okuyorum. Mesela Suret-ul Bakara'da Allah diyor ki "Sizi milletler, kabileler olarak yarattık...", ama bunu unutuyorlar. Tek kutuplu bir dünya yapmak istiyorlar.
- Kim istiyor bunu Müslümanlar mı?
- Amerika ve Batı. Biz ise Balkanlar'da demokrasi ve çok kutuplu bir dünya istiyoruz.
- Öyle mi?! Biz de sizi ırkçı sanıyorduk!
- Sırplar'a medyada çok olumsuz bir imaj yaratıldı. Sırplar, cani diye geçiyor hep. Oysa biz çok naifiz. Adalete inanıyoruz ama adalet yok. Bizim trajedimiz bundan kaynaklanıyor. Daha pragmatik olmamız gerekiyor.
- Buyrun, pragmatik bir soru: Miloseviç, kahraman mı cani mi?
- Ne kahramandır ne cani.
- Nerede hata yaptı?
- Benden bu hassas dönemde ayrıntılı bir analiz beklemeyin. Ama Miloseviç'in "canavar" imajını batı propagandası yarattı. Kendisi demokratik yolla iktidara gelen bir cumhurbaşkanıdır. Asıl canavarlık Yugoslavya'nın 75 gün boyunca bombalanmasıdır.
- Bunda Miloseviç'in hiç mi payı yok?
- Hiç payı yok.
- Sırplar Kosovalılar'a işkence de yapmadı o zaman!
- Bazı Sırplar oldu. Kosova'da her şey kontrol altında değildi. Ben inkar edemiyorum hatta Miloseviç inkar etmedi; öyle bir işkence, göçe zorlanma falan varsa biz bunu araştıracağız dedi. Ana problem bu değil. O göç akımı bombardımandan sonra başladı. Sırplar da Kosova'dan Sırbistan'a göçtü. Onları gören olmadı. Yugoslavyalılar anlamadı niçin bomba onların üzerine düştü?
- Bütün dünya bir hayal peşinde mi koştu?
- NATO bütün dünya değil. Bakın Hindistan, Yunanistan, Rusya, Çin, Latin Amerika, Afrika ülkeleri ne diyor? Katılmıyorla... Ama karar verici bombalayabilen güç bunu düşünüyor. Biz Amerika'ya, yeni dünya düzenine karşı çıktığımız, NATO'ya girmek istemediğimiz için cezalandırıldık.
- O zaman, Miloseviç'in bir kahraman olması gerekir!
'Topraklarımızı istiyorlar'
- Yok. Sırbistan'ın Cumhurbaşkanı farklı davranamazdı zaten. Çünkü bizden topraklarımızı, hakimiyetimizi istiyorlardı.
- Sırp milliyetçiliği ile Hitler milliyetçiliği arasında ne fark var?
- Sırplar'ınki sadece evini koruyan bir milliyetçilik.
- Kosovalılar'ı ve Bosnalılar'ı niye kovdunuz?
- Kovmadık. Onlar oradalar. Büyük Sırbistan'dan bahsediliyor. Bir hayal! En büyük tasavvur edilen Sırbistan İstanbul'dan da küçüktür. Slovenya'da Sırp kalmadı. Hırvatistan'dan en az dört yüz bin Sırp kovuldu. Nato Hırvatistan'ı bombalamadı. Bosna'da ne oldu? Sırplar onların küçük bir parçasında yaşıyorlar. Nerede o büyük Sırbistan? Küçük Sırbistan'dan Kosova'yı da almak istediler. Ne kalacak, sadece Belgrad mı? Arnavutlar'ın bütün Arnavutlar'ı tek bir devlette toplama fikrinden çıkmıştır son savaş.
- Sizin hiç kabahatiniz yoktur tabii.
- Biz bu meseleyi uzun süre ihmal ettik ve oradaki ayrılıkçı liderler paralel bir sistemi kurabildiler. Belki önce daha iyi ve verimli formül bulunabilirdi. Herkes hata yapıyor.
- Bazıları çok büyük hata yapıyor ve doğal olarak savaş suçlusu ilan ediliyor.
- Lahey mahkemesi bir hukuk organı değil. O sadece siyasi baskı yapmak için.
- Her şey eskisi gibi olabilir mi artık?
- Yeni dünya düzeninin kanlı bir testi yapıldı. Bütün yaraları sarmak zor olacak. Bilmiyorsunuz ne kadar iyi dostlarım var Arnavutlar arasında.
- Dönünce "NATO yüzünden perişan olduk!" deyip birbirinizin boynuna mı sarılacaksınız yoksa "Ayıp ettin Darko!" mu diyecekler size
- Bazıları bunu diyecek bazıları ilk söylediğinizi.
- Prof. kalsaydınız ne derdiniz?
- Vahşi bombardımanın hiç bahanesi olamıyor. Bu bombalar altında onbir milyon Miloseviç oldu.
- Sırp aydınlar zamanında tepki verebilseydi yine de bunlar olur muydu?
- Olmazdı herhalde. Sözde aydınlar bu sınavda sınıfta kalmıştır. Millet onlardan rehber olmalarını beklerdi.
- Siz üzerinize düşeni yaptınız mı?
- Emin değilim. Vicdanım rahat olamıyor. Bildiğim tek şey, yapmak istedim. Bosna savaşından önce İslam uzmanı olarak ben oradaki gelişmeleri öngörüyordum. Şöyle bir uyarı yaptım: Dini taassuptan uzak durmalıyız. Dini, siyaset malzemesi yapmamalıyız. Bazı Sırplar'ı Ortodoksuluğu istismar ettikleri için, Boşnaklar'ı da islam'dan bir siyasi ideoloji olarak çok söz etmeye başladıklarında eleştirdim. Çok etnikli bir ülkede bunun tehlikeli olduğunu söyledim, yazdım. Ama bir bilim adamının sesi yeterince güçlü olamıyor.
- Yani siz bu görüntü altında soykırımı savunmadınız mı?
- Bazı meslektaşlarınız, "Bu zat Türkiye'de nasıl Yugoslavya'yı temsil edebilir? Soykırımın teorisyenlerinden biridir" diye yazdı. Hepsi iftira. Çok ciddi bir suçlama. Türkiye devleti biliyor ki bu doğru değil. Yoksa akredite olabilir miydim?
- Ortodoksluk nasıl bir insan modeli önerir?
- Ana mesaj sevgidir.
- Sırplar pek bu mesajı alamadılar galiba.
- Bu çağda insanlar büyük dinlerin mesajlarından uzak duruyorlar ama din politika malzemesi olmaya devam ediyor. Ben gerçek dindarları çok severim. Çünkü inanan insanın sağlam bir kimliği vardır. Onunla diyalog mümkündür. Ama Ortodoksluğu ve İslam'ı iyi tanıyan kaç Ortodoks, kaç Müslüman var?
- Sırplar'ın İncil'le arası nasıl?
- Büyük ölçüde İncil'i unuttular. Bizde komünizm vardı, biz yavaş yavaş dinimizi ve değerlerini keşfetmekteyiz. İnsanlar ruhani değerlere dönmeye başladılar. Tabii bu savaş şokundan sonra ne olacak bilmiyorum.
- Onu aslından okuyabilen biri olarak Kuran'la ilişkiniz nasıl?
- Beş sene önce Kuran-ı Kerim'i Sırpça'ya çevirmeye başladım ve bu çevirme hayatımın en büyük projelerinden biri oldu. Türkiye'de devam edeceğini düşünüyordum ama maalesef diplomasi bana zaman ve rahatlık bırakmadı.
- Bu normal bir kitap çevirisine benzemez. Nasıl cesaret ettiniz?
- Yirmi senedir Kuran'ı inceliyor ve ders veriyordum fakültede. İslam uzmanı olunca Kuran'a hayran kaldım. Bazıları diyor ki "İçtihat kalmadı, Kuran'dan yeni bir şey çıkamaz." Ben tabii ki buna inanmıyorum. Her kuşak kendi hayatı için bu hazineden problemlerini çözmek için yeni manaları çıkarabilir ve çıkarıyor. Bunun için Kuran kapalı değil. Bilimsel bir çeviri yapmak istedim çünkü daha önce beş kez tercümesi yapılmış Sırpça'ya ama hep din adamlarınca. Ben objektif bir tercüme yapmak istedim. Tabii bu zordu, Müslüman olmadığım için. Bazı surelere yaptığım çeviriyi bir deneme olarak yayınladım. Ülkeme dönünce çeviriyi gerçekleştirmeye çalışacağım. Kısmen bunun için ayrılacağım Dışişleri'nden.
- Size göre Kuran'ın ana mesajı nedir?
- Kuran insana gündelik hayat için en iyi rehberdir. Kuran'da çok soyut ve çok somut mesajlar var. Herkes kendi için bir şey bulabilir. Kuran'da en güzel şey insanı provoke etmesi. Kuran'ın muhatabı olmak zordur yani. İnsan Kuran okurken kendini yeniliyor. Tabii o kalıplaşmış tefsirlerle değil. Kuran'la karşı karşıya gelmek, onu anlamak için çok büyük bir çaba göstermek gerekiyor. Müslümanlar bunu yapıyor mu bilmiyorum.
- Siz yapıyor musunuz?
- Benim yapmam zordur Müslüman değilim. Belki de hakkım yok. Ama ben hayran kaldım. Çünkü Allah'la mümin arasında engel yok.
- Belki de Müslümansınızdır siz, ne malum?
- Kim bilir? İnanan insan Müslüman da olabilir ama biz bu sırdan çok uzağız. Bunu anlamak zordur ve anlamamalıyız zaten. İnsan, anladığı her şeyi mahvediyor çünkü.
- Kuran, sizi Hıristiyan olarak nasıl etkiliyor?
- Hıristiyanlığıma değil kemaletime etkisi var. Kamil insan olmak zordur ama bu kemalete en az bir adım yaklaşmak lazım. Kuran'la tanıştıktan sonra insanlar arasında dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu anladım. İslam'da o sosyal boyut, "biz bir aileyiz" anlayışı çok önemlidir. Bizim modern uygarlığımızda bu ümmet fikri yoktur. Ümmet yani evrensel bilinç anlamında söylüyorum.
- Kosova'yla ilgili taleplerinize ne oldu?
- Tabii ki vazgeçmedik. Siyasi çözüm Yugoslavya'nın toprak bütünlüğü çerçevesinde olacak. Tabii şimdi geçici bir süre var. Orada bir sivil idare olacak. Seçim olacak. Görüşmeler olacak. Ondan sonra bir formül çıkacak. ama hepsi Yugoslavya toprak bütünlüğü çerçevesinde olacak.
- Ama bu anlaşma bağımsız bir Kosova devletini doğurmadı mı?
- Her şey uluslararası camianın elindedir. Bazı prensiplere göre çalışılırsa bağımsızlık ortaya çıkmayacak. Çünkü orada Güvenlik Konseyi'nin garantisi var. Orada Çin var, Rusya var, Amerika var, büyük devletler var. NATO artık BM Güvenlik Konseyi kararıyla uluslararası gücün bir parçası olarak oradadır. Barışa imza atıldı ama orada bağımsızlıktan hiç bahsetmiyorlar.
- Bir önceki anlaşmaya atıf var ya.
- O sadece bir ültimatomdur, anlaşma değil. Ama tabii ondan bahsediliyor. Ne olacak ne çıkacak, şimdi o hipotetik bir şeydir. Bizce önemli olan konunun yine Güvenlik Konseyi'ne dönmesi.
- Siz şunu mu diyorsunuz: "Yetmiş yedi gün tepemize bu kadar bomba yemeye, altyapımızın perişan olmasına değdi anasını satayım."
- Sizi anlayamıyorum. Tabii ki böyle istemedik. Ödediğimiz bedel trajiktir ama seçtiğimiz şey ilkedir. Saldırıya direnmekten tabii ki memnunuz. Bu bizim seçeneğimiz değildi zorlandık ona. Biz yapabildiğimizi yaptık. Kosova'yı geçici olarak BM'nin eline verdik.
- Yani şartlar tekrar sizin lehinize dönerse iddialarınız sürecek.
- Bizim lehimize değil adaletin lehine! İddialar ne demek? Kosova Yugoslavya'nın parçasıdır hukuk açısından. BM de öyle dedi zaten.
- Kalıcı bir barış için Sırplar'ın bazı düşünce biçimlerini gözden geçirmeleri gerekmiyor mu?
- Her halkın bunu yapması gerekiyor. On senedir baskı altında yaşıyoruz. Buna rağmen demokratik bir ülke olarak yaşayabildik. "Miloseviç olursa yardım vermiyoruz!" Böyle bir ortamda nasıl demokrasi kurulabilir? Ama biz demokrasimizi onlar için değil kendimiz için yapacağız. Bizim özel bir tarih felsefemiz yok. Biz ırkçı değiliz. Yalnız biraz daha pragmatist olmalıyız. Yani uluslararası hukuka o kadar güvenmemeliyiz. Çünkü bizim ülkemiz bu hukuka rağmen dağıldı. Dedim ya size, bizim en kötü tarafımız naif olmamız.
- "Biz çok safız" derken bile daha yırtıcı olma özlemini dile getiriyorsunuz.
- Hayır kurnaz olmamız gerekiyor mu diyeyim bilmiyorum, ama daha gerçekçi demek lazım.
- Ders kitaplarınızda Türkler'e ve Müslümanlar'a yönelik negatif unsurları barındırmak mı gerçekçilik?
- Osmanlı bizim ülkemizi işgal etmiş, beşyüz sene Osmanlı idaresi altında yaşadık ama bu tarihi bir gerçektir. Orada menfileri anlatmıyoruz, her şeyi olaylar olarak anlatıyoruz.
- Bu söyleşide Arnavutlar'ın uğradığı adaletsizlikten hiç bahsetmediniz.
- Herkes Arnavutlar'a yapılan adaletsizlikten bahsediyor. Sırplar'a yapılanlardan kim bahsediyor? Hiç kimse. Benim payım bunu söylemektir.