


Ucuz çözüm yok
Şöyle geriye dönüp bir bakalım. Ekonomideki yavaşlamanın ilk işaretleri 1998'in ilkbaharında geldi. Halbuki o günlerde Türkiye Deniz Baykal'ın erken seçim zorlamaları ile meşguldu. Ekonomi geri planda kaldı.
Üstelik, yazbaşında Merkez Bankası net döviz rezevi 10 milyar dolara çıkmıştı. Her hafta yeni bir rekor kırılıyordu. Dış kaynak girmeye devam ediyordu. Faizler hızla iniyordu. Yatırım ve tüketim harcamalarındaki düşüşe kimse aldırmadı.
Ağustos başında vergi yasası, sonunda Rusya krizi geldi. Dış kaynak akımı tersine döndü. Rusya'ya ihracatın ve bavul ticaretinin düşüceği anlaşıldı. Doğallıkla, faizler derhal tepelere tırmandı.
Ama piyasalar hala iyimserdi. Eylül ayında bile, genel kanı ekonomideki duraklamanın kısa süreceği yönünde idi. En geç 1999'un ikinci yarısından itibaren ekonominin tekrar 1995-97 dönemine benzer yüksek büyüme temposunu tutturacağına inananlar çoktu.
Araya siyaset girdi. Türkbank Yılmaz hükümetini bitirdi. Yerine Ecevit'in azınlık hükümeti geldi. 18 Nisan seçimleri yapıldı. Nihayet üçlü koalisyon kuruldu. Bu sefer IMF heyeti beklenmeye başlandı.
Zaman su gibi akıyor. İşte, Haziran ayının ortasını bulmuşuz. Hala ekonominin canlanacağına dair somut bir işaret mevcut değil. İyimserlerin büyük umut bağladıkları dış kaynaklar gelmiyor. İç piyasada 1994'ü aratmayan bir durgunluğun hüküm sürmesine rağmen hem enflasyon hem de faizler düşmemekte direniyor.
Neyin çözümü?
Türkiye krizin böylesine pek alışık değildir. Kriz dediğin büyük dalgalanmalarla gelir. Sert ve çabuk dibe vurur. Sonra aynı hızla ekonomi büyümeye başlar. Ama bu sefer işler farklı seyrediyor.
Kafaların karışık olduğunu izliyorum. Bir kesim hükümetten birşeyler koparmak derdinde. Örneğin, durgunluk bahanesi ile vergi yasasındaki denetim maddelerinden kurtulmaya çalışanlar var.
Başkaları uzun teşvik listeleri hazırlıyor. Ekonominin canlanması için devletin vergileri azaltması ve harcamalarını arttırması talep ediliyor. Aynı anda, kamu açığındaki ve iç borç düzeyindeki tehlikeli büyümeden söz ediliyor.
Bir süredir bu sütunda bu tür önerilerin hem kendi içinde hem de ekonominin ihtiyaçları ile çeliştiğini anlatıyoruz. Vergi yasasında düzeltmelerin mümkün olduğunu biz de kabul ediyoruz. Fakat, bunların kısa dönemde talep yetersizliğine çare olacağını sanmıyoruz.
Geçen akşam bir televizyon programında sunucu bana "çözüm ne olmalı?" diye sordu. Ben de "neyin çözümü?" dedim. Yüksek faiz mi? Durgunluk mu? Kamu açığı mı? Enflasyon mu?
Önce enflasyon düşmeli
Kendi pozisyonumu tekrar açıklamak ihtiyacını duyuyorum. Türkiye yüksek enflasyonla gidebileceği kadar gitmiştir. Bundan sonra, enflasyonu tek haneli sayılara indirmeden hızlı büyümesi mümkün değildir.
Dolayısı ile, iktisat politikasının bir tek hedefi olmalıdır. O da enflasyonun düşürülmesidir. Tüm diğer hedefler ancak enflasyon sorununu çözdükten sonra gündeme gelebilir.
Başka türlü söyleyelim. Artık Türkiye ekonomisinin sorunlarına enflasyonla mücadeleyi ikinci hatta üçüncü plana atan kolay ve ucuz çözümlerle çare üretmek olanağı kalmamıştır.
Maalesef bu basit gerçeğin hala kamuoyunda yeterli desteğe sahip olmadığını üzülerek izliyorum. Ucuz çözüm arayışları sürüyor. Ama bir şeye yaramayacaklar. Sadece durgunluktan çıkışı zorlaştıracaklar. O kadar.