Fethullah Gülen'in panellerini, seminerlerini, hattâ büyük iftar davetlerini hatırlıyorsunuz. Adeta hoşgörü kongreleri gibiydi...
Etkin, seçkin, aydın ve saygın kitleler, o'na güvenle sokuldular ve kendi ilkelerini aşarak o'na kredi açtılar...
Dahası... Refah'tan ürkenler için, Refah'ın panzehiriydi Hoca Efendi... Laikliği koruyacak kalelerden biriydi.
Bıraktığı izlenim buydu. Bu izlenim hayli yaygındı. Ecevit gibi duyarlı bir liderden bile büyük avans kopardı.
Öyle ki, Fethullah Gülen'e şüpheyle bakanları çoğumuz evhamlı kişiler diye yorumladık... Bazen ayıpladık bile...
Şimdi kendimizi aldatılmış, kandırılmış insanlar olarak görüyoruz.
Ne fena bir duygu bu.
Nihai hedef'e ulaşmak için demek ki Şevki Yılmaz'dan bir farkı yokmuş o'nun...
Tek üstünlüğü, yumuşak ses tonu, güven telkin eden görüntüsü, belki bilge kişiliği, diyalog ve organizasyon becerisiymiş meğer.
Kaseti dinleyince işte bu duygulara kapıldık... Ve adeta yıkıldık.
Yoksa Laiklik elden gidiyor diye bir endişemiz yok. Kimin haddine?
Bizi kahreden şey, sadece kandırılmış olmak. Çünkü 75 yıldan beri, Türkiye hiç bu kadar kandırılmadı.
Bizi siyasetçiler bile bu kadar kandırmadı.
.........
Yazık... Okullarında okuyan masum Türk çocukları ve o'na saygı duyan sâfiyâne müridleri, daha da yıkılmıştır.
En büyük kötülüğü de gerçek dindarlara ve laik muhafazakarlara yapmıştır. Çünkü içimize felâket bir şüphe sokmuştur. Kime güveneceğimizi artık bilemiyoruz.
Ama yine de savunmasını bir dinleyelim. Bakalım, bizi nasıl teskin edecek.
Biz aldatılmak yerine aldanmış olmayı tercih ederiz. Ah keşke...
Çünkü bu darbe, o'na değil, bizedir...
Kimbilir, belki Papa bile şaşırıp kalmıştır.