
Uyandık mı?
Atatürk "Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkân yoktur" demişti.
Ona göre "temeli sağlam bir dinimiz var"dır fakat yüzyıllar boyu ihmale uğramıştır.
Bu yüzden de siyaset, menfaat ve istibdat aracı haline gelmiştir. "Softa sınıfının din simsarlığına müsaade edilmemelidir."
Laiklik ilkesi, işte bu nedenlerle, yani hem milleti, hem devleti ve hem de dini korumak için sistemin temel direği yapılmıştır.
Cumhuriyet'in 76'ncı yılındaki tablo, emanetin korunamadığını gösteriyor.
Gelmiş geçmiş iktidarlar, dini siyasetten kurtaramamıştır. Bunun için gerekli eğitim alt yapısını kuramamış, bu fırsatçıların yolunu tıkayacak ekonomik ve sosyal kalkınmayı sağlayamamışlardır.
Ölçüsü kaçırılan baskı da başlarda dini fakir fukaranın uyuşturucusu, daha sonraki yıllarda tepki birikimi ile dopingi yapmıştır.
Siyasetin ortak günahı ile din, siyasetin önlenemez malzemesi durumuna gelince, siyasi İslâmcı akımlar arasında "ehven-i şer" tercihlerine yöneliş başlamıştır.
Başarılı takiye..
Sürekli "hoşgörü ve diyalog" diyen, okullarına Atatürk resimleri asan Fethullah Hoca, laik düzene açıktan meydan okuyan Erbakan'a karşı tercih edilmiş, Başbakan, hatta Cumhurbaşkanı tarafından korunmuştur.
Cuma gecesi atv'de yayınlanan Fethullah Hoca kaseti, şu gerçeği öğretmiş olmalıdır:
Laik devlet, bu temelden sapmak için herhangi bir ahlâki ve siyasi sebebe sahip değildir. Bu alanda kötünün iyisi olamaz.
Devlet, laik bir devlet gibi davranacaktır.
Bunun azı, fazlası olmaz.
Aksi halde millet değil, cemaatler topluluğu haline geliriz.
Ne süreyle?.
Demokrasi içinde yaşıyor rüyasından sıçrayarak uyandığımız güne kadar..
Bir çok politik lider, aydın ve yaygın bir kitle, Fethullah Hoca'nın, inançla aklı birbirinden ayırmayı bilen, Atatürk inkârcılığına düşmeyen, Cumhuriyet ve demokrasi ile barışık bir düşünce ve inanç sistemini temsil ettiğine inanmaya başlamıştı.
Herkese ders..
atv'de yayınlanan bant, bunları sıçratarak uyandırmış olmalıdır.
Çünkü Fethullah Hoca müritlerine, din devleti kurma yolunda sabırla çalışmalarını, devlet içinde kozalarını örmelerini, okullarını, yurtlarını medrese, tekke, zaviye gibi kullanmalarını öğütlüyor ve cihat için düğmeye basılacak anı beklemelerini söylüyordu:
"Müslümanların belli bir noktaya ve kıvama gelecekleri ana kadar bu şekilde hizmete devam etmeleri şarttır. Huruç diyeceğim çıkışlar yaparlarsa dünya, Cezayir'deki gibi başlarını ezer!"
Bu ders yalnız müritlere değil herkese:
Din siyaset ve menfaat aracı olarak kullanıldığı zaman, belli bir noktadan sonra istibdat aracı da olacaktır.
Bu bilinen gerçeği biz Atatürk'ten 60 sene sonra yeniden öğreniyoruz.
İnşallah yine unutmayız ve bu defa dine, siyaset dışında özgür ve bağımsız bir alan yaratarak takiyecilerin halkı kandırmalarının önüne geçeriz!