kapat

17.06.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
micro
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.


Hayvanata dair..

.Boğaz nehir gibi akıyor. Bende deli gibi bakıyorum. ("Su akar deli bakar" desek daha veciz olacak. Hep beraber diyelim o zaman).

Sahiden deli gibiyim bugün * "Premenüstriyel sendrom" desek, değil. Kaldı ki çok yakınımdakiler" böyle durumlarda da koca ayın sadece bir haftasını sakince (o da -ce-) geçirdiğim görüşündeler.

Herşey sinirime dokunuyor.

Mesela martılar nasıl yürürler sizce? Zarif pıtı pıtı değil mi? DEĞİL! Bizim damdaki martılar, ayaklarına palet geçirmiş adamlar koşmaca oynuyor efekti yaratıyorlar.

Zaten ben martılara taktıysam bir şeyler yolunda gitmiyor demektir.

Hayatımda ilk kez bir martıyı üç metre mesafeden gördüğümde ki dehşet ve hayalkırıklığını anlatamam (zaten öyle uzun bir cümle kuracağım ki okuduğunuza pişman olacaksınız). O nazenin kuşu, avının başından yeni kalkmış gagası gibi kan içinde üzerime sabitlenmiş, gözleriyle görünce (ki bunun varsaymak olduğunu parantez kapandıktan kısa bir süre sonra anlayacağız) öyle kalakalmıştım.

"E bunlar bu model. Zahir ben de hep yemek saatlerine rastgeliyorum" rahatlığına henüz erişmiştim ki Allahü teala"nın martılara aynı ruju sürüyor olduğunu farkedişim ve ne kadar ebleh olduğumu anlayışım aynı saniyelere denk gelmişti. Dün gibi hatırlıyorum. (Sinirliyim kabul ediyorum. Bu bana uzun cümleler kurduruyor.)

Öte yandan "hayvan kısmısı" ile ilgili problemlerim ne yazık ki burda sona ermiyor. Küçüklüğümden beri bana bir tanecik kediyi çok gören annem, şimdi çeşitli ahbapları tarafından kurulan "Bak ne şeker kedi tam sana göre, tezgahlarının tam içine düşüyor. Ve kedilerini (evet -ler- takısı kullandım) nereye koyacağını bilemiyor. (Ama ben biliyorum). Tekini alıp Avşa Adası'na götürdü diğerini ise nereye bıraktı bilin bakalım? Bizim evde bir tane siyam var. Annemin canavar kedisi de eklenince ne etti? 'İki.' Bir cenkleşiyorlar ki sormayın gitsin. Mevcut felaketin üzerine dikilen "tüy"ü henüz annem görmedi. Bu kedileri kim ayırıyor sizce? Cevap veriyorum: Ben.

"Fredi'nin kabusu, filminde kabusa maruz kalmış kız halinde, her yanım tırmık içinde geziniyorum.

Baktım olmayacak.

Ben de n'aptım? Kedilerden anneme ait olanını yukarı kattaki banyoya kapadım. "Hapis kedi 99" harekâtını başlattım.

Sakın boş bulunup kediye yazık demeyesiniz.

Bana yazık değil mi? Ha! değil mi. Sana gelince anne: Umarım tatilin iyi geçiyordur.

Beni soracak olursan. Ben iyiyim. Kedinden orta kalan zamanlarda denize bakıyorum!...

Abuksamalar
Vücudumuzdaki bazı kıllara özen gösterip bazılarına nasıl da düşman belleriz. Büyümenin ölçüsü "Bıyığı terlemek" olan erkek evlatlar, büyüyünce de dudakları ile burunları arasındaki mesafede çıkan kıllarına özen gösterirler. O kadar önemlidir ki bu kıllar, Ege bölgesinin simgesi Efe heykelini bıyıksız yapan heykeltraşa geri gönderip bıyığını ekledikten sonra eski yerine dikmeleri haber bültenlerine konu olur.

Ölçüler değişken "boynumuz kıldan ince" dir. Kulak mememizde ya da burnumuzun tepesinde kıl bitse nasıl da panikleyip yolmak isteriz. Buna mukabil saçlarımız bir nevi kıl yığını olduğu halde onlardan kurtulmayı düşünenimiz pek azdır. Bilakis şekil verir uzatırız, keseriz kısaltırız. Hatta daha çekici hale gelmelerini sağlamak için üstüne briyantin süreriz ya da dikilmeleri için jöle kullanırız.

Kafa nahiyemizde ki "saç" adını verdiğimiz bu kıllara fevkâlade özen gösteririz. Maazallah onlar olmazsa bize "kel" denmesi işten bile değildir. Bazı keller kendilerine gelince kıldan şapka yapabilen, adına "perukçu" denen müesseselerden yardım alırlar. Bizler de onların "kel" olduğunu anlamayız. Öte yandan bu kıl mevzu sosyal alanda kadınlarla erkekleri eşit kıl-maz. Bu son derece isabetli eşitsizlik manifestosu yaratılış gereğidir. Kadınların kıl tüy mevzuatıyla ilk ilişkisi "Halamın bıyığı olsa amcam olurdu" abukluğu ölçüsünde gayet net ortaya konmuştur. Kadınlar bıyıklı olamazlar. Olanların da bu mendebur organik şeyden "tereyağından kıl çeker gibi" kolayca kurtulmaları teknolojik marifetlerle (epilasyon v.b) mümkün kıl-ınmaktadır.

Bir sürü "Kılı kırk yaran" hanımın aksine bazen "Burnundan kıl bile aldırmayan" bohem hemcinslerimize de rastlanmaktadır. Bu satırları yazan kişi (yani ben) iyi bir ruh hali içinde olmadığını bir üst yazıda belirtmiştir.

Şimdide yazıyı şöyle bitirmek istemektedir.

Her kele kıl
Bunları okuduğunuz için size de a-kıl versin (Allah tabii).

* Premenüstiriyel sendrom: Her ay kadınlar ne oluyor? İşte onun öncesi

Sayıklamalar:
* Şimdide Eyüp Belediyesi köpekleri itlaf emri vermiş

* Bunu sık sık yapabiliyorlar

* Emri verenlerle köpekleri zehirleyenleri

* Aynı yöntemle zehirlenmek iyi bir fikir olabilir mi?

* "İnsanca" olmadı mı?

* Peki "hayvanca" sözcüğü hep neden yanlış kullanılıyor.

* Hayvanlar keyif için öldürmezler ki

* Tepkimi fazla mı duygusal buldunuz?

* Öyle düşünüyorsanız siz de çok katısınız ama.

* Bir sürü başıboş çocuk var.

* Ya birileri emir çıkarır onları da doğrarsa.

* Saçmalamıyayım mı?

* Peki. Siz de tepkinizi başka türlü gösterin o zaman.

* Gösterin ama...


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır