kapat

17.06.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
micro
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
NEBİL ÖZGENTÜRK(nebilo@sabah.com.tr )


Bir varmış, yokmuş...

Bu ülkede bir zamanlar fotoromanlar varmış... Siyah-beyaz karelerden kurulan o sihirli dünyada, okuyucunun hüznüne, neşesine, hayallerine ortak olan starlar varmış.. Okuyucu bu starlarla güler, bu starlarla ağlarmış... Sonra fotoromanlar yok olmuş.. Ama artık "Devamı Haftaya" diye biten TV dizileri varmış.. Bu kez TV izleyicileri yeni starlarla gülüyor, ağlıyormuş...

Fotoroman devri kapanıyordu artık..
Ama hayatın pek çok alanında "fotoromanca" bir anlayış devam ediyordu..

Arabesk müzik ve fotoromandan vazgeçilmediği uzun yıllar yaşamıştık.. Fakat arabesk kaldı, fotoroman bitti.. Özel televizyon kanallarındaki "yerli" diziler aldı fotoromanın yerini.. "Devamı Haftaya" diye yarım kalan TV dizileri, bazen entrika bazen sıradan insan ilişkileri ve dahi Türkiye'nin sokaklarını anlatmaya başladı ve devam ediyor..

Aslında siyah beyaz sessiz fotoğraflarla fotoromanlar, kendine sihirli bir dünya yaratmıştı.. Şimdi orta yaşa gelmiş gencecik "gelecek vaadeden yıldız adayları" bile bakıp bakıp fotoromanlara gülümsüyordur..

Fakat, şu bir gerçek ki fotoromanlar, eski siyah beyaz filmler gibi kendine özel eşsiz tadı olan bir nostalji artık!

ooo

Ve yazı dizimizi bitirirken istedik ki herkes eteğindeki taşları döksün..

Yıllar önce bir "soruşturma" yapılmış, sanatsal ve sosyolojik kaygılarla..

Milliyet Sanat Dergisi, bir mikrofon uzatmış fotoroman ustalarına, özetleyerek vermek istiyorum.. Kim ne dedi, fotoroman için ve neden çekmişlerdi?

KARTAL TİBET
Fotoroman yapmamın başlıca nedeni, bana önerilen konunun ilginç olması. Ama benim asıl işim sinema. Uygun bir proje olursa her zaman fotoroman çekerim. Fotoroman piyasasına gazetelerin el atmasının başlıca nedeni bu türün okuyucusunun çok fazla olmasıdır. Bu okur kitlesi, gazetenin tirajını da önemli bir ölçüde etkilemektedir. Fotoroman sinemaya göre çok durağan, çok sınırlı bir dal.

ARTUN YERES
On iki yıldır geçimimi fotoroman yönetmenliği yaparak sağlamaktayım. Bu iş benim mesleğimdir.

Fotoromanın estetik bir boyutu olabileceğine inanmam için, başka boyutların da değişmesi gerekmektedir.

HALİT REFİĞ
Bir gün İsmail Cem beni aradı ve yeni çıkacak "Güneş" gazetesi için fotoroman yapmamı teklif etti. Güneri Cıvaoğlu, Güneş'in ilk çıkışında benim yaptığım bir fotoromanın bulunmasında ısrar etti. Onların ısrarları Aşk-ı Memnu'nun başarısından kaynaklandığı için benzer bir hikaye olan, Halide Edib'in "Handan" romanını seçtim. Oyuncu kadrosunun tespiti, kostümlerin hazırlanışı, mekanların düzenlenişi de en az bir film kadar zaman aldı. Sonra Handan fotoromanının Güneş'in çıkmasına yetişmeyeceğini anladım. İşi bu alanın yetişkin bir elemanı olan Arda Uskan'a devrettim.

Resimlerle bir hikaye anlatmasına rağmen, hareket olmadığı için fotoroman temelde sinemadan tamamen farklı birşey. Bizde yapılan fotoromanlar çekilememiş filmlerden dondurulmuş görüntüler olma eğilimini taşıyor.

ERTEM EĞİLMEZ
SFotoroman yapmamın başlıca nedeni sağladığı parasal olanaklar.

Birkaç gazetenin geniş kapsamlı olanaklarla fotoroman piyasasına girmeleri ve sinemacıların da bu önerilere ilgi göstermeleri, bugün Türkiye'de sinema piyasasındaki durgunlukla açıklanabilir. Fotoromanda estetik bir boyut yoktur, olamaz da...

FEYZİ TUNA
Sinema ve tv gibi fotoroman da endüstri toplumunun yarattığı popüler kültürün bir olgusudur. Fotoroman entellektüel kesimin burun kıvırdığı bir olaydır ama, okuma-yazma oranının düşük olduğu bir ülkede kitle kültürünün, ipuçlarını kendi içinde taşımaktadır. Kitle yaşamında sınırları mütevazı bir oranda zorlamak açsından bile olsa fotoromanın da estetik bir işlevi olabileceğini düşünüyorum.

Ölürsem kabrime gelme istemem

BİLGİ Üniversitesi öğretim üyelerinden Murat Belge, yıllar önce kaleme aldığı bir yazıda İbrahim Tatlıses'in oynadığı "Ölürsem Kabrime Gelme" isimli fotoromanını değerlendiriyor.. Belge'nin tespitleri özetle şöyle:

Yeni fotoroman çığrına öncülük eden "başyapıt"lardan biriydi "Ölürsem Kabrime Gelme". Tatlıses daha reklamdan, "Benden nefret et, ama bana acıma" diyerek gönülleri fethetmişti.

Fotoromanın başlığı, içerdiği zenginlikleri veciz bir şekilde dile getiriyor. Halden anlamaz bir sevgili olduğu belli. Kahır miktarı ileri derecelere varmış olmalı. Aşk, ölümüne. Halden anlamaza verilen ceza da ağır: Mezarın başında bir buket çiçekle ağlamak bile yasaklanmış.

eaaaaa

Fotoromanın başında İbrahim'i trenle İstanbul'a gelirken görüyoruz. Onun gibi başka garibanlar var "taşı toprağı altın" İstanbul'a gelen. Emek dünyasıyla kolayından köşeyi dönme dünyası içiçe.

İbrahim'in kötü bir komploya kurban gittiği anlaşılıyor. "Kör talih"le "zalim kader" işbirliği içinde. İbrahim'le aşık olacağı Nükhet'in karşılaşmalarında "zenginle yoksul" temasının bütün araçları kullanılmış.

ooo

Nükhet, İbrahim'i patronuna tanıştırınca patron da keşfediyor bu istidadı. Ve on günlük bir provayla İbrahim sahneye çıktığı gibi milyonların sevgilisi oluyor. Başarı, zenginlik ve ün geçit resmi yapmakla birlikte, hayatta daha yüce değerler olduğunu bize unutturmuyor fotoromanımız.

eaaaaa

Arabesk şarkıcıların filmleri anlaşılır birşey: Bu şarkıları sevenler, hikaye benzeri bir akış içinde şarkıları dinliyorlar.

Fotoromanda dinlemek imkanı olmadığı için, karelerce giden şarkı sahnelerinden nasıl bir zevk alındığını ben şahsen anlayamadım.

Gelelim, aşk hikayemizin hazin sonuna. Başarı ve gazino dünyasında "Bozkırdan gelen fırtına" olarak esen İbrahim, şehir kızı Nükhet'in zengin kalbini ancak ölmeye çok az zamanı kaldığında kazanır. İbrahim belki geri bir toplum yapısını temsil ettiği için, ününe ve parasına rağmen aşk için veremden gitmeyi başarıyor. Mutluluğa erişmesi için artık çok geçtir, fotoromanın son büyük sözünü söylemeye de fırsat tanır zalim kader ve şürekası: "Senin kollarında ölmek...

Sensiz yaşamaktan daha güzelmiş Nükhet." Bunu da söyledikten sonra İbrahim'in bu dünyada yapacağı birşey kalmamıştır artık.

Fotoroman boyunca vurgulanan sınıfsal/kültürel ayrımdan doğan tragedya demek ki yeterli değil. Bu yüce "sanat" dilini, fotoroman okurlarının özlemleri diline aktarırsak, sorun şu galiba: "Ben Nükhet gibisine erişemem. Ölürüm de. Yeter ki, o da beni biraz sevsin." İbrahimler de kendilerine bu kadar acımasalar ve neden nefret etmeleri gerektiğini bir düşünseler...

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır