


Saydam bütçe ve yüksek faiz
TESEV (Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı) Türkiye'ye pek çok eser hediye eden rahmetli Nejat Eczacıbaşı'nın önderliğinde kurulmuştu. Yavaş yavaş gerçek bir think-tank olma yolunda ciddi adımlar atmaya başladığını memnuniyetle izliyoruz.
Kadim dostum Dr.Can Paker vakfın yönetim kurulu başkanı. Kamuoyu Paker'i TÜSİAD yönetiminde iken gerçekleştirdiği başarılı projelerden ve Türk Henkel'in söyleşilerinden tanıyor. Keza, vakfın müdürü emekli büyükelçi Gündüz Aktan'ın Radikal gazetesindeki yazılarını ilgi ile okuyoruz.
TESEV bu ve önümüzdeki yıl çalışmalarını "devlet reformu" konusunda yoğunlaştırdı. Kapsamında hem siyaset hem de kamu yönetimi var. İlk toplantı "Siyasi Partilerin Yapısı" üstüne idi.
"Kamu Maliyesinde Saydamlık" konulu ikinci toplantı hafta başında yapıldı. Maalesef sabah başka yerde dersim olduğu için Çetin Altan ustanın yaptığı açılış konuşmasını dinleyemedim. Ama teknik tebliğlerin bir bölümüne yetiştim.
Maliye ve Hazine'den katılan bürokratların kalitesinin beni çok etkilediğini özellikle belirtmek istiyorum. Birincisi sorunları gizlemeye kalkışmadan açıkça ortaya koydular. İkincisi, çözüm önerileri getirdiler.
Yeni nesil bürokrasinin köhnemiş devletçilik zihniyetini aşması Türkiye için bir umuttur. Sorunların üstünü örtmek ve kamunun gerçeklerini vatandaşın öğrenmesini engellemek devleti güçlendirmez. Tam tersine, zayıflatır. Bürokrasinin bunu kavramış olması saydamlığa doğru önemli bir adımdır.
Bütçeye güven
Türkiye ekonomisinin en acil sorunu kamu maliyesindeki dağınıklığın toparlanmasıdır. Bunun da yolu, bütçenin ciddiyet kazanmasından geçmektedir. Maalesef, Türkiye bu konuda çok geri kalmıştır.
Çünkü, iktidarda hangi parti olursa olsun, hükümet ciddi bütçeyi kendi özgürlüğünü kısıtlayan bir unsur olarak görmüştür. Kamuoyu da hükümetlerin bütçe kanununa hiç aldırmadan harcama yapmasına gerekli tepkiyi göstermemiştir.
1990'larda gelinen nokta çok vahimdir. Örneğin, bütçe kanunundaki harcama sayılarına uyulmayacağını herkes bilir. Hükümet harcamalarını istediği gibi yapacak, sonra ek bütçe çıkartacaktır.
İlaveten, hükümetin elinde bütçeye hiç sokmadan harcama yapma imkanları vardır. Bütçenin açığı kamunun toplam açığının sadece bir bölümüdür. Bazı yıllarda yarısına kadar düşmüştür.
Üstüne yüksek enflasyonun getirdiği muhasebe sorunlarını ekleyin. Sonuçta devletin gerçekte ne kadar açık verdiğini aslında kimsenin bilmediğini söyleyebiliriz.
Doğallıkla, bu durumda kamuoyu yayınlanan verilere güvenmez. Açığın daha da büyük olduğuna inanır. Büyük bir ihtimalle haklıdır.
Gene risk primi
Sanırım nereye geleceğimi tahmin ediyorsunuz. Kamu açık vermese, belki bütün bu keyfilik ekonomiye o kadar zarar vermeyecek. Ama kamu açık veriyor. Ve bu açığı kapatmak için piyasalardan borçlanmak zorunda kalıyor.
Olaya devlete borç verecek vatandaşın (yani bizlerin) gözü ile bakalım. Gerçek Kamu açığının gerçek değerini bilmiyorsunuz. Bütçede açıklanandan çok daha büyük olduğundan şüpheleniyorsunuz.
Ne yapacaksınız? Devlete TL cinsinden borç vermek için yüksek faiz isteyeceksiniz. Teknik deyimle, kamu borçlanmasında risk primi artacak. Yani devlet daha fazla faiz ödemek zorunda kalacak.
Yüksek faiz bir yandan kamu açığını daha da büyüterek sizin tedirginliğinizi arttıracak. Öbür yandan tüketim ve yatırım harcamalarını kısacak. Böylece ekonomide durgunluğu derinleştirecek.
Özetlersek, kamu maliyesine saydamlık gelmeden faizlerde ya düşüş olmayacağını, olsa bile düşüşün geçici kalacağını söyleyebiliriz. Bu önemli konuyu gündeme getirdiği için TESEV'i tekrar kutluyorum.