kapat

17.06.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
micro
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
CAN ATAKLI(ataklic@sabah.com.tr )


Sanki Engizisyon Mahkemesi

Televizyon habercileri zaman zaman yaptığımız eleştirilere kızıyorlar. Ancak öyle habercilik türleri var ki, hem insanı çileden çıkarıyor hem de toplum zihnini bulandırdığı için sonuçta ülkeye zarar verir hale geliyor.

Televizyonların "rating" telâşı yüzünden çoğu kez haber haber olmaktan çıkıp, kafaları karıştıran, amacı aşan, kişileri veya kurumları karalayan, insanları toplum içine çıkamaz hale getiren niteliğe bürünüyor

Örneğin önceki akşam birkaç TV kanalında birden Meclis Bütçe Plân Komisyonu çalışmaları, aşağı yukarı aynı açıdan sunuldu. İçişleri Bakanlığı bütçesinin görüşülmesi sırasında bir Fazilet Partili milletvekilinin "irtica şiiri" okuduğu, orduya "üstü kapalı" hakaret edildiği ve Meclis'te havanın gerginleştiği anlatıldı.

Ama bu haberleri izleyenler hem bir şey anlamadı hem de yanlış yönlendirilerek şartlandırıldı. Bir şiirden söz ediliyor, az sonra anlıyorsunuz ki bu şiir İstiklâl Marşı'nı yazan Mehmet Akif Ersoy'un. Şiir tıpkı "Nazım Hikmet'in, Vatan Haini şiiri" gibi ironik bir şiir. Ama asıl önemli olan bir milletvekilinin bu şiiri niçin okuduğu. Hiçbir haber metninde bu şiirin okunuş gerekçesi yok.

Tabii haber "irtica şiiri okundu" diye sunulunca pekçok insan öfkesinden yerinde duramaz hale geliyor. Bunun kime ne faydası var?

Bir başka kanalda son günlerde adı "polis operasyonları" tartışmasında sıkça geçen Fethullah Gülen'le canlı bağlantı vardı. Ekrandaki sunucu Gülen'i hiç dinlemiyor ve ısrarla "efendim, bunları anladık, siz Mustafa Kemal Atatürk konusunda ne düşünüyorsunuz?" diye soruyor. Ya da "Bugünkü laik cumhuriyete inanıyor musunuz?" diye üsteliyor.

Böyle "engizisyon türü" zorlamalar belki bazı kesimlerin çok hoşuna gider ama, 65 milyonluk ülkede "gerginliği" artırmaktan öte faydası olmaz.

Ajanlara gün doğdu
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Berlin ikiye bölünmüş ve 1990'lara kadar süren bir "Soğuk Savaş" dönemine girilmişti. Şimdi "benzer" bir durum Kosova'da söz konusu. Ruslar tıpkı 1945'teki gibi gelip oturdular.

Şimdi Amerikan ve Rus istihbaratçıları "kıs kıs" gülüyorlarmış. Çünkü 1991'de "Soğuk savaşın bitmesiyle" işsiz kalan binlerce ajana yeniden gün doğmuş. Evlerinde oturan ve "paslanmaya" yüz tutan eski ajanlar, casuslar "Şu Soğuk Savaş günlerine geri dönsek de yeniden hayatımızı yaşasak" diyorlarmış.

Belli mi olur, bakarsınız Amerika ve Rusya "işsizlere istihdam yaratmak için" yeniden bir Soğuk Savaş dönemini başlatırlar.

Ne filmler seyrederiz ama.

Türkiye diktatörlük değil
Bizim televizyonların bir yanılgısı var. Sanıyorlar ki herkes sadece onları seyrediyor, haberleri onlardan alıyor. "Yüksek" olduğunu iddia ettikleri "ratingleri" sayesinde söyledikleri herşeyin herkes tarafından kabul edileceğini düşünüyorlar.

Bu nedenle haber bültenlerinde "canlarının istediği" türde haberler yayınlıyorlar. Oysa milyonlarca kişi ellerindeki "uzaktan kumanda" aletleri ile oradan oraya koşuyor.

"Tek taraflı" haber yayınlamak ya da bazı "gerçekleri gizlemek" ancak "totaliter" ülkelere özgüdür. Ancak bu tür ülkelerde haberler zaten tek kanaldan yayınlanır ve hiç kimse bu haberi bir başka kaynaktan doğrulatma yansına sahip değildir.

Oysa Türkiye demokratik bir ülke ve haber yayınlama hiç kimsenin tekelinde değil. Böyle olunca bir kanalda "gizlenen" ya da "çarpıtılan" haber, başka bir kanalda "doğru" olarak yayınlanabiliyor. Bu da genel olarak "medyanın güvenirliliğini" zedeliyor.

Bir de "özel haber yapma" ya da "sansasyon yaratma" merakı var. Bu da zaman zaman "komikliklere" neden oluyor. Örneğin iki gece önce iki ayrı kanalda aynı anda çekilmiş iki görüntü ve haberleri vardı. Kosova'daki bir "traktör kazası" haberi bir kanalda "Kaçan Sırplar kaza geçirdi" diye sunuldu. Beş dakika sonra diğer kanalda "Kosovalıların dramı sürüyor" başlığını taşıyordu bu haber. Hangisi doğru anlayamadık tabii.

Etiler'de kaldırımlar
Pazartesi günü yazdığım "Etiler'de kaldırım çalışmaları çevre sakinlerini kızdırdı" konulu yazı üzerine dün Beşiktaş Belediye Başkanı Yusuf Namoğlu aradı. Yeni Başkan kaldırım yenileme çalışmalarının eski belediye sırasında ihale edildiğini belirterek "Şartname gereği müteahhitler işin yüzde 70'ini bitirmek zorunda. Ondan sonra durduracağım ve yeni projeleri planlamaya başlayacağım" dedi.

Namoğlu'na "kaldırımların çok yüksek olduğunu, özellikle bu sokaklarda oturanları sıkıntıya soktuğunu" anlattım. Namoğlu bunun üzerine "Burada yıllardır yapılan bir yanlışlık var. Asfalt dökülürken alttaki kazınmıyor, böylelikle her asflatlamada yol biraz daha yukarı çıkıyor, bir süre sonra yolla tretuvar aynı hizaya geliyor" dedi ve ekledi "Bundan sonra yapılacak asfalt çalışmalarında tıpkı karayollarının yaptığı gibi önce eski asfalt kazınacak, yol düzeltilecek ve ondan sonra asfalt dökülecek. Böylece hem yolların ömrü uzayacak hem de çevre düzeni bozul!mayacak."

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır