Şaşkınlıkla ve üzülerek izlediğim, dayanamayıp televizyonu kapattığım ya da zapping yaptığım bir yarışma var: "Şans Kapıyı Çalınca".
Bu yarışma programında geçtiğimiz hafta bir "reform" yaşandı. "Şans dağıtıcı" programda, ilk kez "aile reisi" olan bir kadın yarıştı. Sakın bir ailenin reisinin kadın olduğunu düşünmeyin, çünkü ancak kocası ölmüş bir kadın ailesini temsilen böyle bir yarışmaya katılabiliyor.
"Şans Kapıyı Çalınca", tamamıyla aile reisi olarak kabul edilen babaya şans tanıyan, tüm sorumluluğun babanın sırtına yüklendiği bir program. Kadınlar ve çocuklar, bu programda izleyici.
Oysa, yarışma başlamadan önce ailenin tüm bireyleri testi gibi yanyana sıralanıyor ve "yarışmaya başvurmak kimin aklına geldi?" diye soruluyor. Yanıt çoğunlukla anneden ya da çocuklardan geliyor.
Yarışmaya hazırlık için verilen bir haftalık süre boyunca ailenin reisi, göstermesi gereken beceriyi gerçekleştirmek için uğraşıyor. Aile babaya destek olmak için seferber oluyor, tüm umutlar yarışmadan kazanılacak 5 milyar değerindeki armağanlara bağlanıyor.
Aile reisinin gerçekleştirmesi gereken iş, parmak ucunda basketbol topu çevirmek, masanın üzerindeki bardakları, şamdanları düşürmeden masa örtüsünü çekmek, dengesiz bir düzenek üzerinde belirlenen sürede durmak, matematiksel ezberler yapmak, saz çalmak, isabetli basket atmak, iskambil kağıtlarından devrilmeyen şatolar yapmak gibi şeyler...
Peki neden programı hazırlayanlar ailelere yarışmacıyı seçme hakkını vermiyor? Neden aile reisi diye tutturuyorlar? Çocukların ya da annenin bu tür becerileri daha iyi yapabilecekleri neden kimsenin aklına gelmiyor?
Şans kapısını çalma olanağı yalnızca babaya tanınınca, armağanları da ilk baba seçiyor. Aile reisinin eline bir katalog tutuşturuluyor. Babalar hep araba istiyor. Anne de evdeki herkesin işine yarayacak çamaşır makinesi, bulaşık makinesi gibi eşyalardan birini tercih ediyor. Evde, beklenen beceriyi gösteren babaların çoğu yarışmada başarısız oluyor.
Aile yapısının demokratik olmadığını, baba otoritesini, babanın hakimiyetini vurgulayan bu programda, gelenek bir kadın yarışmacının başarısıyla bozuldu. Böyle bir programda kadın ya da erkek yarışmacı olmanın farksız olduğu da anlaşılmış oldu.
Oysa, boşanmış ya da dul kalmış bir kadın da programa katılabilir, bir ailede babanın yerine annenin ya da çocuklardan birinin yarışması tercih edilebilir.
Ama nedense kadın ancak kocasının başarısı arkasında duran kişi. İşi-gücü ev işleri olan, öylesine bir beceri gerektiğinde bile kendisine başvurulmayan kişi. Anneye düşen armağanlar da, ancak ailenin işlerini kolaylaştırıcı aletler.
Aylık Pazartesi Dergisi'nin Haziran sayısında yarışma programlarıyla ilgili bir yazı hazırlanmış. "Şans Kapıyı Çalınca" adlı programın da değerlendirildiği bu yazıda programın direktörü "neden babalar?" sorusunu şöyle yanıtlamış:
"Babaları yarıştırınca geleneksel değerleri arkamıza almış oluyoruz. Babayı programımızın kahramanı haline getirmemiz çok kolaylaşıyor. Program genel olarak babanın aile reisi olduğu genel kabulüne dayanıyor...
Bir baba, ailesinin önünde nasıl küçük düşer? Kadın işi vermiyoruz mesela, patates soyma falan gibi. Yarışan aileler zaten geleneksel değerleri olan insanlar. O nedenle 'kadın işi' denen şeyler vermiyoruz. Çünkü baba ondan acı duyabilir, küçük düşürüldüğünü hissedebilir."
Bu arada erkek işlerinin de neler olduğunu öğrendik: Sırık üzerinde top çevirmek, fındıkları düşürmeden kaselere dağıtmak, üzerinde tabakların ve bardakların bulunduğu bir masa örtüsünü hiçbir şeyi dökmeden, kırmadan, kaldırmadan değiştirmek...