Bu yazý Mudanya-Ýmralý hattýndan -þimdilik- son yazýmýz. Ýki hafta süreyle ülke gündeminden düþecek Ýmralý mahpusu...
Sonra, "son savunma"sýný yapacak.. Ve bir dönemeç daha aþýlacak sancýlý tarihin uzun yolculuðunda... Dün yine Ada'daydýk.
Saat 10.00'da, her zaman olduðu gibi mavi salondaki yerimizi aldýk. Ýmralý mahdumu da cam kafesinde.. Yeni haftaya girerken tek deðiþiklik, gömleðinin rengindeydi. "Haki" bir gömlek giymiþti.
Bir de çok sinirliydi.. Çok da gergin... Ailesi, yakýnlarý da gelmemiþti. Gözleri hep mahkeme heyetinin ve savcýlarýn üzerindeydi. Bir kez bile bakmadý salona..
Bacaklarý üzerindeki ellerini yine birbirine kenetlemiþti. Ýki saat süreyle hiç çözmedi ellerini... Konumunu da hiç deðiþtirmedi. Savcýnýn "esas" hakkýndaki görüþünü büyük bir dikkatle izledi.. Savunmasýnýn ve duruþmalarda söylediklerinin "az-çok" bir etki yaratmýþ olmasýný umuyordu. "Hayatta kalma" umudunu mucizelere baðlý olsa da koruyordu sanki.. Belki de, mahkeme "son"a yaklaþýrken gerginliði ondandý..
Bu yargýlamanýn "esas"ý dün belli oldu...
Aslýnda, daha iþin baþýnda bu davanýn ekseni çizilmiþti, yani Öcalan'ý "baþka biçimde" tasfiye etme yerine, "yargýlayarak bitirme" kararý alýndýðýnda eksen de belli olmuþtu. O zaman pek algýlanamamýþtý, ama þimdi anlaþýlýyor: Bu eksen "savcý-Öcalan" ekseniydi. Ya da daha açýk bir deyimle "devlet-Öcalan" ekseni...
Öcalan'dan 15 yýlýn hesabýný, onunla 15 yýl savaþan devletin bizzat kendisi görmek istiyordu. Davanýn, Türk Ceza Kanunu'nun 149 ya da baþka maddeleri yerine; 125'den açýlmasý bile tercihin ne yönde yapýldýðýný gösteriyordu. TCK'nýn bu maddesi, siyasi bir maddeydi ve doðal olarak "siyasi" savunmaya kapý açýyordu. Nitekim iddianame, mezkžr kanun maddesinin içini dolduran "siyasi ithamlar"a aðýrlýk veriyordu.
Öcalan'ýn sorgusu ve ilk savunmasý da bu ithamlara cevap veren "siyasi" gerekçelerle dolu oldu. Bu kez de, savcý (devlet), dün bu gerekçelerin hepsine yanýt vererek, Öcalan'ýn üzerine oturmaya çalýþtýðý "zemin"i çökertmeye çalýþtý. Belli ki dava isteyerek bu yöne çekilmiþti.
Devlet, 15 yýllýk "terörle mücadelesi"nin haklýlýðýný; karþý tarafýn haksýzlýðýný hukuk zemininde dünyaya ispat ederek göstermek istiyordu. "Masa mý istiyorsun Öcalan, al sana masa... Ama bu masa müzakere masasý deðil, sadece hesap masasadýr... Otuzbin canýn hesabý.." diyordu cam kafesteki Ýmralý mahpusuna.. Böylece bizim; duruþmalarýn baþýnda eksiklik olarak gördüðümüz bazý unsurlarýn, bilinçli bir tercihle "düþük yoðunluklu" tutulduðu anlaþýlýyordu.
Örneðin, müdahil savunmanýn, ülkenin önde gelen ceza hukukçularýndan oluþacak "güçlü bir avukatlar mangasý"yla ya da "Cumhuriyet avukatlarý"yla yapýlmasý görüþünü savunmuþtuk. Böyle bir "sivil savunma" aðýrlýðý yerine, Öcalan'ýn "hakkýndan gelme" iþlevini bizzat savcýlar (ya da devlet) üstlendi. Yine, duruþmalarda, asker þehitlerinin yakýnlarý kadar "sivil kurbanlarýn yakýnlarýnýn da bulunmasýnýn önemli hatta -dünyaya karþý- daha anlamlý olacaðýný da söylemiþtik.
Oysa, devletin 15 yýldýr yurt savunmasý için verdiði mücadelenin asýl simgesi o þehit yakýnlarýydý. Onlarýn mahkeme salonunda yer almasý, davanýn ana eksenine çok daha uygun düþüyordu. Biz bu eksiklikler nedeniyle, "tarihi dava" denilen davanýn aslýnda pek de "tarihi" bir görüntü vermediðini düþünüyorduk. Ancak, dün, savcýlarýn 13 sayfalýk kýsa ama çok önemli "mütalaa"larýndaki ana ekseni tesbit edince, davanýn aslýnda sandýðýmýzdan daha tarihi ve daha anlamlý olduðu ortaya çýkýyor.