kapat

09.06.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
micro
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
HINCAL ULUÇ(uluch@sabah.com.tr )


Edirne'nin polisleri de birinci..

Anayasa Madde 20:

Herkes özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatınının gizliliğine dokunulamaz.

Son zamanlarda polisimize bir haller oldu.. İnsanı korkuya, dehşete düşüren şeyler yapıyorlar. Kapkaranlık bir polis devletinde yaşıyoruz sanki.. Hiçbir güvencemiz yok hissi geliyor insana..

Tüm huzurunuzun kaçması, sağlığınızın bozulması, teşhir edilmeniz, itibarınızın, onurunuzun, genç kızsanız eğer namusunuzun zedelenmesi için, bir şaşkının, delinin ya da aslında kendisi iğrenç birinin, polise ihbar yapması kafi..

Haydi.. Yanlarına, gazetecileri, televizyon kameralarını da alıp baskına gidiyorlar..

Ortaoyunlarında ve o devre ait komedilerde imam, peşine mahalleliyi takar da basar ya, işte aynen o..

Oysa suçlunun da özel yaşamı anayasa teminatı altında ve polisin suçluları bile böylesine teşhir hakları yok..

Ahlak zabıtası baskınında, yatak odasına polisten önce giren kamera ne demek?.

Şimdi bana gelen bir mektup ve içinden çıkan gazete kupüründen öğrendiğim şu rezilliğe bakın..

Şarköy Lisesi'nin 13 kız öğrencisi, ÖSYM Yabancı Dil Sınavı'na girmek için İngilizce öğretmenleri Şaban Yıldız nezaretinde Edirne'ye geliyorlar. Öğretmenevinde kalıyorlar. Ertesi sabah sınavları var. Gece saat sekizde odalarına çıkıyorlar. 21.30 da polis öğretmenevini basıyor. Öğrenciler yataklarından kaldırılıp, müdürün odasında toplanıyorlar.

Neden?..

Şarköy'de yayın yapan bir özel radyoda, radyonun sahibi Hasan Gezer bir haber okuyor.

Öğrenciler, öğretmenleri ile birlikte barlarda eğlenmişler, sarhoş olmuşlar, dağıtmışlar, öğretmenevinde kaldıkları odaların kapıları zorlanmış..

Edirne polisi yayını ihbar kabul etmiş ve baskını düzenlemiş.

Sonrası mı?..

Herşey asılsız tabii.

Hasan Gezer, Okul Aile Birliği'nden ihraç edildiği için muhtemelen böyle bir ihbarda bulunmuş. Haberi de radyosunda yayınlamış.

Edirne Emniyet Müdür Yardımcısı Şükrü Kadir, baskından sonra, bakmış ortada garip bir durum yok, Hasan Gezer'e telefon edip ihbarın aslını sormuş.

Gezer, "Ben olayı öğrenci velilerinden duydum" demiş. Ama bu velilerin adlarını vermemiş. Daha doğrusu verememiş.

Şükrü Kadir de olayı kapatmış..

Kapatmış mı?..

Bu ülkede genç kız namusu kadar hassas başka şey var mı?..

Bu ülkede şuyuu, vukuundan beter değil midir?..

Şükrü Kadir Bey ihbarı alıralmaz baskına gideceğine, önce ihbarın ciddiyetini araştırma gereği duysaydı, Hasan Gezer'i daha önce arasaydı ve olayı öğrencilerin haberi dahi olmadan kapatsaydı asıl o zaman görevini tam yapmış olmaz mıydı?.

Ayrıca..

Geceyarısı yaşadıkları bu şok yüzünden uyuyamayan ve bu yüzden ertesi gün sınavda başarılı olamayan çocukların hakları ne olacak?.

Benim meselem şu..

Yarın birisi de benim hakkımda bir ihbar yaparsa, polisler gecenin bir yarısı kapıma da dayanacaklar, arkalarında 70 TV kamerası ile..

Ne idüğü belirsiz birisinin ihbarı hiç tahkik edilmeden, masum vatandaş rahatsız edilir mi?..

İşte size ihbar!..

İçişleri Bakanı Sadettin Tantan eroinmandır..

Gidip İçişleri Bakanlığı'nı mı basarsınız (Sıkar değil mi?), yoksa asılsız ihbar diye gelip beni mi alırsınız?..

Yasa önünde İçişleri Bakanı ile, Şarköylü kızın hiç farkı yok..

O zaman?..

Polisler, son zamanlarda sıklaşır bir şekilde, terör yaratıyor, dehşet havası estiriyorlar.

Anayasa'nın 20'inci maddesini açık seçik ihlal ediyorlar.

Hülya Avşar.. Ozon Orhon ihbar kurbanı oldular. Şimdi de bu genç öğrenci kızlar..

İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın ilk eylemi, bu konuya açıklık getirmek olmalı..

Gece yatağıma uzanırken, polis tarafından gece yarısı uyandırılıp alınmak, teşhir edilmek korkusu duymak istemiyorum.

Ertesi gün dilenen özür kaybedilenleri geri getirmiyor.

.......

Kaldı ki..

Diyelim öğrenciler öğretmenleri ile diskoları gezdiler ve eğlendiler.. Bundan polise ne?..

Polis Vazife ve Selahiyet Yasası'nda öğretmenleri ile eğlenen kızlara müdahele var mı?. Haa.. Gece kulüplerini denetlerken yaşı küçük olana rastlarsan dışarı çıkarırsın. Yetkinin hepsi o.

Öğretmen ile öğrencilerin gezip tozması, okulu ve Milli Eğitim Bakanlığı'nı ilgilendiren bir disiplin olayıdır. Polisin müdahelesini gerektiren bir suç değil..

Sevgili dostum Tantan..
Çok ağır bir göreve, çok kritik bir dönemde geldiğinizi biliyorum..

Başarılar diliyorum.. Ama önce açıklamanızı istiyorum..

Polisin bu cümbür cemaat tele-şov baskınları, ihbarın menşeini, ciddiyetini araştırmadan, ilk soruşturmayı yapmadan masum vatandaşı tacizi sizin zamanınızda da devam edecek mi, etmeyecek mi?..

SEVDİĞİM LAFLAR
İlerleyemeyen, gerilemeye mahkumdur

Edward Gibbon
(1737-1794)

BİZİM DUVAR
Yeni laiklik tanımı: Dinleme ve devlet işleri birarada olamaz.

Hakan&UtkuYargılıyorum!..
12 yıldır aynı mesleği yapıyorum. Doğan güne "Günaydın" diyemeden bir telaşla kalkıp hazırlanıyorum. Her defasında daha da zor geliyor yumuşacık yastığımı sıcakken böylesine zamansız ve başıboş bırakmak. Sanki yatağımı yorganımı biri her an alıp kaçacakmış gibi geliyor. Hele bu sene benim işlerimin en yoğun zamanı.. Bu sıralar çalışma zamanı.. Yaptın yaptın, yapamadın, gitti güzelim yıllar..

Belki de en zoru bu geleceğinin sadece ve sadece üç saat dört duvar sıkışık bir ilkokul sırası, kalem silgi ve kahrolası turuncu bir cevap kağıdı arasında olduğunu bilmek..

"A mı B mi ya E ise?. Yok yok belki de C'dir. Ha...." deyip çıkıp gideceksin kapıdan. İşte o zaman emeklerin pencereden uçup kaçacak. Vuracaksın kendini yollara gitmek isteyeceksin buralardan. Tek sebebi "Nasıl geçti?" sorularına "İyi değil" cevabı verdiğinde "Boş ver seneye girersin" demeleri..

Al tut boğazından daya duvara.. Sen misin bunu söyleyen?

Ya benim bir yılım, uyumadığım saatler hafta sonu ek dersleri, tatil günlerinde dershane nöbetleri, tüm çabalar.

Ya hayallerim, ümitlerim ideallerim.. Peki ya yarınlarım?.

Çekeceksin YÖK'ü duvar dibine; basmadan önce tetiğe diyeceksin ki!.

"Tüm gençlerin onyedi yaşını öldürmekten suçlu bulundun. Karar: İdam!.."

***

Bana gelen imzasız bir mektuptu bu.. Ya da binlerce, yüzbinlerce imzalı..

Bravo TRT!..
Hem de TRT1'den.. İşte benim TRT'em bu.. Hep bu olmalı..

Rolland Garros finalini, o muhteşem maçı ve o duygusal finali TRT1'de öyle keyifle izledim ki, ayağımın tozu ile geldiğim Finlandiya'dan..

Sunucu ve yorumcu kardeşlerim nedense biraz Medvedevci idiler maçı Ukraynalıya erken bırakır gibi oldular ama, Agassi listesindeki tek eksik, Roland Garros, Grand Şilemini de müthiş bir hırs ve inatla kaptı ve dört büyük tenis turnuvasının tümünü kazanan beşinci tenisçi oldu tarihte..

Bu onun Roland Garros için belki de son şansıydı. Onun için hüngür hüngür ağladı, ödülünü tarihte bu bu dört büyük kupanın dördünü de, hem de üstelik aynı sezonda kazanma başarısını gösteren Rod Laver'in elinden alırken..

Öyle güzel bilgilerle desteklediler ki yayını bizim çocuklar.. Ve TRT, belki de ilk defa, kupa törenini, sporun zafer anını kesmedi, sonuna kadar verdi.

Özel kanalların tele-voleleri ile yarışa girmeden, futbol dışı olimpik sporlara ağırlık vererek bu spor dallarını tanıtma ve sevdirme görevi derken bunu anlatıyordum işte..

Yürekten ama yürekten kutlarım TRT'yi şimdi..

Hep böyle olun ne olur!..

***

TRT'ye fena halde kızmıştım hani, Antalya'dan naklen Uluslararası Okçuluk yarışmalarını kesip at yarışlarına bağlandıkları için..

Finlandiya'nın üçüncü kanalında cumartesi günü Martina Hingis-Steffi Graff, kadınlar finalini izliyorum.. Birinci set bitti.. İkincide müthiş bir mücadele var..

Carrrt!..

Yayın kesildi ve at yarışlarına bağlandı..

Allah sizi inandırsın, aynen böyle..

Yahu, Fin TRT'si de bizimkinden farksız.. Otel odamda başladım kanalları dolaşmaya.. Fas televizyonunda buldum yayını da gerisini izledim.

Kültür!..

Önceki hafta "Tiyatro'nun uğradığı iki saldırı karşısında Kültür Bakanı İstemihan Talay'ın sessiz kalışını yadırgadığımı" anlatmıştım.

Sevgili Talay beni Finlandiya'da buldu..

"Tarsus'ta Kaymakam ve Belediye Başkanının durdurmaya kalkıştığı oyun, bizim 5.5 milyarlık desteğimizle sahneye kondu. Ayrıca tüm kültür merkezlerine salonlarını özel tiyatrolara açmaları talimatını verdik" dedi..

"İki olay da sanata, kültüre karşı kabalıktır. Çirkin tutumdur" dedi..

"Medya, demokratik tepki sürecini başlamıştır. Kamuoyu duyarlığını göstermiştir. Bu sebeble ayrıca müdahele gereği duymadım" dedi.

"Siz müdahele etmediğiniz sürece, medyanın tepkisini reklam kabul eden yerel yöneticiler, çirkin tutumlarını sürdüreceklerdir. Bizim tepkimiz, sizin gürlemenizle bir araya gelirse ancak önleyici olur" dedik..

"O zaman size bu söylediklerimi demecim olarak yazabilirsiniz" dedi..

Kültür Bakanı'nın kaba ve çirkin tutum olarak nitelediği olay için şimdi bakalım İçişleri Bakanı Sadettin Tantan nasıl bir işlem yapacak?.

Tiyatroya saldıranlar yaptıklarının yanlarına kar kalmayacağını bilmezlerse eğer, bu işler düzelmez..

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır