kapat

09.06.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
micro
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
Bayan Sabah
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
31 yıl sonra aynı taktik
Demirel, 1967 yılı sonbaharında Başbakan olarak görev yaparken, o tarihlerde kanayan yara haline gelen Kıbrıs Sorunu'na el attı.

Türk Ordusu'nun, Ada'ya asker” müdahalesi için TBMM'den karar çıktı. ABD devreye girdi. Türkiye, Kıbrıs'ın Yunan asker ve silahından arındırılmasını istiyordu. Bu konuda tâviz verilmedi. ABD Başkanı Johnson'ın Özel Temsilcisi Cyrus Vance, büyük çaba harcadı ve Türkiye'nin istekleri, Rumlara kabul ettirildi.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Türkiye'nin doğrudan içişlerini ilgilendiren ancak dış bağlantılı iki sorunu tam 31 yıl ara ile ve aynı taktiği kullanarak hâlletti. İlk sorun, 1967 yılı sonbaharında Türkiye'nin gündemine geldi. Kıbrıs'ta EOKA adı verilen bir Rum çetesi, Ada'da bulunan Türkleri acımasızca katlediyor, evlerini ve işyerlerini yakıp yıkıyordu. Bu çetenin başı da Grivas adındaki bir Rum kaatildi.

Aslında Kıbrıs Sorunu, Türkiye'nin yakın tarihte en çok meşgul olduğu, madden ve manen büyük özveride bulunduğu dert haline dönüşmüştü. 1964 yılında İsmet İnönü Başbakan iken Türk Silahlı Kuvvetleri, Kıbrıs Adası'na müdahale için bir çıkartma teşebbüsünde bulunuyor, ancak ABD Ordusu (6.Filo) buna engel oluyordu.

1967 yılına gelindiğinde Kıbrıs olayı sıcaklığını koruyordu. Aslında Türkiye'nin, Kıbrıs Devleti'nin oluşmasını sağlayan Londra-Zürich Anlaşmaları gereğince, Ada'ya müdahale hakkı bulunuyordu. Demirel Hükümeti, bu müdahale hakkını kullanmak için TBMM'den karar çıkarttırdı. Ardından, tüm askeri hazırlıklar tamamlandı. Birlikler, güneye ve Trakya sınırına kaydırıldı.

Amerika yine devreye girdi. Başkan Johnson, dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'e, 20 Kasım 1967 tarihinde gönderdiği mektupta, "NATO silahlarını Kıbrıs işinde kullanmayın" diyordu. Bakanlar Kurulu, "Kararlıyız" şeklinde bildiri yayınlıyor, olay her geçen gün tırmanıyordu.

Cyrus Vance arabulucu
Başkan Johnson, Özel Temsilcisi Cyrus Vance'i arabulucu olarak Ankara'ya gönderdi. Vance, Ankara-Atina-Lefkoşa üçgeninde turlamaya başladı. Demirel kararlıydı. Vance, bu arada sordu: "Müdahale hakkınızı kullandığınız zaman, neyi sağlamış olacaksınız?"

Demirel, ABD Başkanı'nın Özel Temsilcisi'ne şunları söyledi: "Orada, 15 bin tane Grivas askeri var. Yunanlıların resm” askeridir. Bunları çıkaracağız oradan. Türk köylerini, bu çeşit tasallutlardan korunmuş hale getireceğiz. Ayrıca, Yunanlıların silahı var. Onları da çıkaracağız."

Cyrus Vance, Demirel'in isteklerini sulh yoluyla sağlayabileceğini söyledi. Demirel ise, "sağlayamazsınız" cevabını verdi. Amerikalı Diplomat, Türkiye'nin bu konuda çok kararlı olduğunu gözledi. Washington'la temas etti, ardından Atina'ya durumun ciddiyetini anlattı. Sonunda beklenen an geldi. Cyrus Vance, Lefkoşa-Atina hattını dolaştıktan sonra, Demirel'e tekmil verdi: "İsteklerinizin tümü yapılacaktır, teminat biziz." Demirel, Türkiye'nin caydırıcılık gücüyle bir büyük başarı elde ettiğini söylüyordu. Nitekim, bu karardan hemen sonra 15 bin Yunan askeri ve silahları Birleşmiş Milletler yetkililerinin gözetiminde Ada'dan çıkartıldı. Yıkılan köyler yapıldı, tazminatlar alındı.

Süleyman Demirel, 1998 yılında bu defa Cumhurbaşkanı olarak görev yapıyordu. 1984'ten beri, Türkiye'nin başına bir PKK belâsı musallat olmuştu.

Hüsnü Mübarek arabulucu
15 yıl içerisinde 30 bin can kaybı olmuş, bunlardan 5 bini vatan savunmasında şehit düşmüştü. Bu mücadelede harcanan paranın ise haddi hududu yoktu.

1998 yılının sonbaharında PKK terör örgütü'nün başı Abdullah Öcalan'ın yıllardan beri yuvalandığı Suriye'den çıkartılması gündeme gelecekti. Cumhurbaşkanı Demirel, 1967 yılında uyguladığı Kıbrıs taktiğini aynen sahneye koydu. Bunun gereği olarak, Türkiye olayı tırmandırdı. Dost ülkeler devreye girdi. Bu sefer, arabuluculuk görevini Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek üstlendi. Operasyon kısa sürdü, Abdullah Öcalan, 9 gün içinde Suriye'yi terketmek zorunda kaldı. Türkiye, Kıbrıs'tan sonra PKK belâsını da ustaca bir manevrayla def ediyordu.

Türkiye'nin gündemindeki olay : Kıbrıs
1967 yılı sonbaharında Kıbrıs Rumları, Türkler'e karşı katliama girişti. Dönemin Başbakanı Demirel, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin Ada'ya çıkartma yapacağını açıkladı. Rum EOKA Teşkilâtı'nın başı Grivas (solda), Ada'daki ırkdaşlarımızı acımasızca katlettiriyor, bu arada Kıbrıs'ın her tarafında terör estiriyordu. ABD Başkanı Johnson, devreye girdi. Özel Temsilcisi Cyrus Vance'i acele bölgeye gönderdi. Vance, Başbakan Demirel'le görüştükten sonra, Atina ve Lefkoşa'ya gitti. Kısa sürede Türkiye'nin isteklerini Rumlara kabul ettirdi.

Türkiye'nin gündemindeki olay: Apo
Abdullah Öcalan adındaki bir terörist, 1984 yılında "PKK" adıyla bölücü bir örgüt kurdu. Güneydoğu'dan kandırdığı gençleri, silahlandırıp dağa çıkardı. Daha sonra, Suriye'nin himayesine girdi. Cumhurbaşkanı Demirel, Apo'nun Suriye'den çıkartılması için, Türkiye'nin harekete geçeceğini 1 Ekim 1998 günü açıkladı. Suriye telaşlandı. Devreye bu defa arabulucu olarak Mısır Devlet Başkanı Hüsnü Mübarek girdi. Operasyon 9 Ekim 1998 tarihinde Apo'nun Suriye'den sınırdışı edilmesiyle tamamlandı.

Blair: Med TV ile ilgili gerçeği öğrenince, çok hiddetlendim!

Geçtiğimiz Nisan ayında Washington'da toplanan NATO Zirvesi'nde Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği Organizasyonu'ndan Türkiye'nin dışlanma teşebbüsü, Cumhurbaşkanı Demirel'in müdahalesiyle önlendi. İngiltere Başbakanı Tony Blair, sözkonusu teşebbüsün engellenmesi için ağırlığını Türkiye'den yana koydu.

Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, NATO'nun 50.Yaşgünü Kutlamaları için gittiği ABD'de İngiltere Başbakanı Tony Blair'le ikili ilişkiler ve uluslararası sorunlar konusunda çok önemli görüşmede bulunmuştu. Bu görüşme sırasında PKK'nın korsan televizyonu Med TV'nin yayınları da gündeme geldi. Demirel, Blair buluşması 24 Nisan 1999 tarihinde Washington'da gerçekleşti. Aynı gün, İngiltere Bağımsız Televizyon Komisyonu ITC, Med TV'nin yayınını yasaklamıştı. Demirel'le, Tony Blair arasında bu konuda geçen konuşma şöyleydi:

DEMİREL - Bu vesileyle, İngiltere Bağımsız Televizyon Komisyonu ITC'nin Med TV'nin kesin olarak kapatılmasına ilişkin olarak bugün aldığı karardan duyduğumuz memnuniyeti belirtmek istiyorum. Bu televizyonun yayınlarında terör eylemleri açıkça teşvik ediliyordu. Bu televizyonun kışkırttığı olaylarda sayısız mâsum vatandaşımız hayatını kaybetti. Hükümetinizin teröre karşı ortak mücadele konusunda gösterdiği kararlılık her türlü takdire şâyandır. Bu kararlılığın devamına büyük önem veriyoruz.

BLAIR - Bu televizyonun faaliyetlerine ilişkin gerçekleri detaylarıyla öğrendiğimde çok hiddetlendim. Bu durumun devam etmesi mümkün değildi. Derhal gereken tâlimatları verdim. İngiltere olarak teröre karşı ortak mücadele konusunda üzerimize düşen sorumluluğu her zaman yerine getireceğiz.

Avrupa'nın Güvenlik Sorunu
Cumhurbaşkanı Demirel ile İngiltere Başbakanı Tony Blair, Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (AGSK) konusunu da müzakere ettiler. Bazı müttefik ülkeler, Türkiye'nin, Avrupa savunmasından dışlanmasına yönelik bir çabanın içine girmişti. Demirel, bunu erken farkedip, gerekli müdahalede bulundu. Bu arada, İngiltere Başbakanı Blair, Türkiye'nin konu ile ilgili endişelerine katıldığını ifade etti. Demirel-Blair görüşmesinin bu bölümü de tarihe ışık tutacak nitelikteydi:

BLAIR - İzin verirseniz, size bu vesile ile Avrupa Güvenliği açısından büyük önem verdiğimiz Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (AGSK) konusunu açmak istiyorum. Öncelikle sizi temin ederim ki; İngiltere olarak temel önceliğimiz NATO'nun, Avrupa'nın güvenlik ve savunmasına ilişkin asl” rolünün ve görevinin korunmasıdır. İngiltere için, NATO'nun güvenlik şemsiyesinin korunmasından daha önemli bir öncelik mevcut değildir. Güvenliğimizle NATO arasına hiç kimsenin girmesine izin veremeyiz. Eminim ki, bu sizin için de geçerli bir kaygıdır.

Ancak, bildiğiniz gibi Avrupa Birliği'nin başını çektiği "AGSK" kavramının NATO içinde geliştirileceği hususunda ilke kararımız mevcuttur. Berlin'de 1996 yılında alınan bu karar, İngiltere için temel öncelik oluşturmaya devam etmektedir. Bu konudaki gelişmeler, St.Malo Anlaşmasının imzalanmasıyla yeni bir aşamaya girmiştir. İngiltere olarak, bu anlaşmayı imzalamak zorundaydık. Zira, AGSK'nin NATO içinde geliştirilmesini garanti altına almak, Avrupa Güvenlik ve Savunması ile NATO arasındaki bağı korumak durumundaydık. Oysa, bazı Avrupa Birliği ülkeleri bu kimliğin NATO dışında geliştirilmesi yönünde adım atıyorlardı. Bu, kabul edemeyeceğimiz bir durumdu. Bugün, gelinen noktada bu tehlike hâlâ mevcuttur.

AB üyesi bazı ülkeler muğlak tutumlarını sürdürüyorlar. Eğer biz müdahale etmeseydik, süreç yanlış bir yönde ilerleyebilirdi. Washington zirvesinden AGSK'ye ilişkin bir destek beyanı çıkmadığı takdirde bu sürecin NATO dışında ve salt AB bünyesinde geliştirilmesi durumu hâsıl olur ki; bu ne Türkiye'nin, ne de İngiltere'nin güvenlik çıkarlarına hizmet eder. Burada, AGSK konusunda kabul edebileceğimiz ve size de uygun gelecek bir metin, bu konuda tutumu muğlak olan bazı AB üyelerine de bahane fırsatı verilmesine engel olur. Lütfen beni yanlış anlamayın, size kabul edemeyeceğiniz bir formülasyon için baskı yapmak gibi bir niyetim veya çabam yok. Sizin kaygılarınızı ve çekincelerinizi dinlemek ve neler yapılabileceğini birlikte aramak üzere buradayım.

DEMİREL - NATO, 50 yıldır Avrupa-Atlantik bölgesinde ikâmesi kâbil olmayan bir işlev yerine getirmiştir. Türkiye, NATO'nun varlığını ve caydırıcılığını sürdürmesine büyük önem atfetmektedir. NATO, Türkiye'nin güvenlik ve savunma öncelikleri açısından vazgeçilmez bir role sahiptir. Biz, NATO'ya katıldığımız 1952 yılından bu yana üstlendiğimiz bütün yükümlülükleri, ahde vefa ilkesi gereğince yerine getirdik. Halihazırda barış için ortaklık çerçevesinde önemli işlevler görüyoruz.

Bosna'da NATO çerçevesinde görev yapıyoruz. Yeni bağımsızlıklarını kazanmış eski Doğu Bloku ülkelerinin ordularının çağdaş gereklere ve NATO standartlarına uygun olarak yeniden yapılandırılmalarına katkıda bulunuyoruz. Türkiye, NATO'nun işlevlerinin sulandırılmasına veya etkinliğinin azaltılmasına karşıdır. Türkiye, Avrupa Birliği'ne üye olmuş olsaydı, zaten bu konu bir sorun haline gelmezdi.

Nihai bildiride yer almak üzere önümüze konan formülasyonu kabul edersek, kamuoyumuzun zihninde AB'den dışlanan Türkiye'nin şimdi de Avrupa'nın güvenlik ve savunmasından da mı dışlanmak istendiği yönünde bir soru işareti oluşacaktır. Biz şunu söylüyoruz: Eğer NATO, AGSK çerçevesinde AB için asker” operasyon gerçekleştirecekse, Türkiye AB'de bu çerçevede alınacak kararlara eşit zeminde, eşit şartlarla katılmak durumundadır. Aksi takdirde, Türkiye, kararına katılmadığı bir asker” operasyonunun uygulama safhasına katılmak durumunda olacaktır. Bize, AB'nin Köln zirvesinde bu bağlamda Türkiye'yi tatmin edecek bir düzenleme yapılacağı vaadinde bulunuluyor. Ancak, Köln zirvesinde size ne verileceğini görmeden bizim için hayati bir güvenlik kaygısı oluşturan bir konuda şimdiden kendimizi bağlamamızın uygun olmayacağına inanıyorum. Meselenin bir de kamuoyu boyutu vardır; Türkiye, NATO dayanışmasına 50 yıldır sadâkatle katılmaktadır. Ancak, bugün önümüze konulan formülasyonun kamuoyumuz tarafından anlaşılması veya kabul edilmesi mümkün değildir.

BLAIR - Sizi anlıyorum. İtiraf etmeliyim ki; meselenin bu boyutu üzerinde durma fırsatım olmadı. (İngiltere'nin NATO Daimi Temsilcisi Sir John Goulden'a dönerek) Sayın Demirel haklıdır. Böylesine kritik bir konuda kendi kamuoyunu tatmin etmesi gerekir. Kamuoyunu ikna edemeyeceği bir çözümü zorla kabul ettiremeyiz. Bu konuda neler yapılabilir?

GOULDEN - Türkiye'nin kaygılarını anlıyor ve bunların giderilmesi için birlikte çalışmak istiyoruz. Bizim de görüşümüz, AGSK'nın mutlaka NATO içinde geliştirilmesidir. Öte yandan, Türkiye'nin direnmesi sonucu zirve bildirisinde bu konunun yer almaması ihtimali zirvenin diğer belgelerinin âkıbetini de olumsuz yönde etkileyecektir.

BLAIR - Bu yapılırken Türkiye'nin kaygıları ve görüşleri tümüyle dikkate alınmalıdır. Bu da, anlayabildiğim kadarıyla AGSK çerçevesinde gerçekleştirilecek ve NATO imkan ve kabiliyetlerinin kullanılabileceği operasyonlarda Türkiye'nin karar sürecine de dahil edilmesiyle mümkün olabilir.

DEMİREL - Mâkul olan da budur. Bizim istediğimiz de bundan ibarettir. Esasen Türkiye, BAB çerçevesinde bu hakka, yani NATO imkân ve kabiliyetlerinin kullanılacağı BAB operasyonlarının karar sürecine katılma hakkına sahiptir. Biz bu müktesebatın AGSK'de de aynen korunmasını istiyoruz. Ancak, AB'nin bu görüşte olmadığı anlaşılıyor. Bunu kabul edemeyiz.

BLAIR - Sayın Demirel'in biraz evvel belirttikleri bana gayet makul geldi. Sayın Demirel, Türkiye'nin BAB'taki haklarını AGSK'de de aynen koruması gerektiğini söylemektedir. Bu hususun kabul edilecek metinde çok açık olarak yeralması gerekmektedir. Sayın Demirel ayrıca, Türkiye AB'nin üyesi olmadığını -ki, kendileri çok diplomatik olarak, eğer AB'ye kabul etseydiniz bunlar başımıza gelmezdi demeye de getirmiştir,- NATO AB'nin asker” harekâtlarına destek olacak ise Türkiye'nin sadece bu harekatta yeralmakla kalmayıp, BAB'da olduğu gibi karar sürecine katılması gerektiğini de söylemektedir. Ben bunda kabul edilemeyecek bir taraf görmüyorum.

Sayın Cumhurbaşkanı, Türkiye'nin endişesini gayet iyi anlıyorum. Kaygılarını karşılayacak bir yazım bulunabilmesi için bizim delegasyonumuz elinden gelen gayreti sarfedecektir. Türkiye NATO'nun vazgeçilmez bir parçasıdır. AGSK'nin de vazgeçilmez bir parçası olmalıdır.

Yarın: Koçaryan'la görüşme...

Hulusi Turgut


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır