Silah, bir sohbette caka satarken arkadaş öldürdü; silah maç galibiyetini kutlarken genç bir kızı, piknikte oyun oynayan çocuğu; sınıfında öğrenciyi, öğretmeni öldürdü...
ysel için de güzeldi hayat. Upuzun bir yol vardı önünde. Hayata dair yapmak istediği çok şey... Düşüncelerini sıraya koyarken ertelediği ne çok planı olduğunu farketmişti belki de. Görmek isteyip de göremediği kimseler; gitmek isteyip de gidemediği yerler... Yarınları vardı. Yaşamak için çok zamanı vardı...
Levent'teki evlerinde o gün boyunca yine ne hayaller kurmuştu, kimbilir. Mutluydu, gülüyordu. Ailesiyle sohbet ediyordu. Yemeklerini yemişler, sokaktan gelen gürültülü seslere kulak kabartıyorlardı. Aysel, merakla balkona koştu. Dışarıdan sanki bir düğün alayı geçiyordu. Sokaklar kalabalıktı; bağrışlar, şarkılar... Neşeliydi sokaklar... Galatasaray'ın Roosenberg galibiyeti kutlanıyordu. Heyecanla onları izleyip, kahkahayla gülerken, belki de onları alaya alıp ya da merakla kimler olduğunu ve ne yapmaya çalıştıklarını anlamaya çalışırken; kim bilebilirdi ki kör bir kurşunun yolunu şaşırıp da Aysel'in bağrına saplanacağını?
Kör bir kurşun... Gazetelerin anlatımıyla, bir 'maganda'nın elindeki tabancadan sıyrıldı ve 17 yaşındaki Aysel'in o tazecik hayatını deldi, geçti. Uzun bir sessizlik çöktü gecenin üstüne. Ve gece, sanki bir daha sabaha bırakmayacakmış gibi yerini karardı da karardı, Yeşer ailesinin gözüne. Ve Aysel, yitti gitti gecede...
Babanın ihmali
Silah, gün geldi başkalarının eliyle ölümü getirdi. Gün geldi, eller kendi bedenlerine yöneldi... Aynur'un elleri gibi. Bir konfeksiyon atölyesinde çalışıyordu, Aynur. Evlerini temizleyip düzenlerken babasının tüfeğini buldu. Ürktü. Biliyordu, tehlikeliydi tüfek. Onu yerinden alıp, daha güvenli ve ulaşılmaz bir yere kaldırmak istedi. Babası bile düşünmemişti, bunu. Kumaşlara şekil veren elleri nereden bilsindi ki, onu nasıl taşıyacağını... Babasının ihmali, Aynur'un elleri oldu. Ve ölüm, hiç beklenmedik anda, hiç beklenmedik bir şekilde Aynur'u vurdu. Aradan geçen bir yıla karşın, baba Kızılırmak, tarifi mümkün olmayan acılar içinde. Tüfekse, söndüreceği başka hayatların izinde.
Arkadaş sohbetlerinde caka yaparken
Bir başka zaman, bir başka yerde, bir başka kişi... Silah, çoğu kez de arkadaş sohbetlerine konuk oluyor. İki banka memuru arkadaşın sohbeti gibi:
Ali Yüksel, bir ayaküstü sohbette silahını anlatıyordu, arkadaşına. Belinden çıkardı ve onunla oynamaya başladı. Arkadaşı Ali Abdal'sa belki de silahı olmadığına hayıflanarak özençle dinliyordu Yüksel'i. Ancak silahla oynanan oyun, iki arkadaştan birini mezara, diğerini ise hapise gönderdi.
Ersin Usta, arkadaşı Zafer Yıldızhan'ın evine gitti. Sohbet edip, birlikte zaman geçireceklerdi. Bu sırada Yıldızhan'ın 4 yaşındaki yeğeni bahçede kamyonuyla oynuyordu. Ersin Usta, 7.65'lik silahının özelliklerini sayıyordu, arkadaşına.
Bu kez silahtan tepen kurşunun hedefi, 4 yaşındaki yeğendi...
Beşiktaşlı futbolcu Oktay'ın karısının intiharı gündemdeydi. Karabük'teki polis memuru Hakan Ermeydan da arkadaşlarıyla, bu intiharın nasıl olabileceği üzerine varsayımlar yapıyordu. Tabancasıyla da düşündüklerini uyguluyordu. Ve silah, bir ailede daha derin yara açtı. Hakan Ermeydan, kendi dikkatsizliğinin kurbanı oldu.
Çocuk oyuncağı hiç değil
Silah oyunlarının ölümle noktalandığı acı olaylar saymakla bitmiyor. Her acı olayın bazen bir, bazen de daha fazla ailenin yaşantısını etkilediği kaçınılmaz bir gerçek. Arkadaş ortamlarında kendilerine bir hedef bulan silahlar, aile ortamlarında da kimi zaman annelere, kimi zaman küçük kardeşlere, kimi zaman da babaya yönelebiliyor. Tarsus'ta babasına ait pompalı bir tüfekle oynayan 14 yaşındaki H.A.'nın annesi Leyla Aslan'ı ya da Kocaeli'nin Sarımeşe beldesindeki 13 yaşındaki U.Ö.'nün evlerine gelen misafir belediye başkanının silahıyla oynarken kardeşini öldürüşü gibi...
İki örnek olayda da silahla oynayanlar, henüz 15 yaşını doldurmamış çocuklar. Aile ortamlarında, özellikle babanın yada bir başka yakının taşıdığı yada dolapta sakladığı silahla çizilen imaj, çocukları yanlış yönlendiriyor. Üstelik yanlış yönlendirmekle kalmıyor, ebeveynlerin çocuklarını bu tehlikeli oyuncakla oynamaktan men etmediği de gözleniyor. Hatta bazı ailelerde erkek çocuklarının silahla oynamaya teşvik edildiği bile söylenebilir.
Nasıl bir dikkatsizlik bu?
Yaşanılan olaylardan en acıları ise belki de çocukların silaha hedef olması. İşte gazete manşetlerinden unutamadığımız bir acı olay daha: Fatma Akçasarı, 12 yaşında. Bir tatil günü coşkusunu, Fatih Ormanları'nda yaşıyor. Oynuyor, zıplıyor. Aniden uzaklardan sekip gelen bir kurşunla, bir magandanın tabancasından çıkan kurşunla, sesi soluğu kesiliyor Fatma'nın. Ve piknikten hastaneye taşınan yaşam mücadelesinde mağlup düşüyor Fatma. Silaha bir bir çocuk kurban veriliyor.
Bir maganda, haddi olmadan yarınlarını alıyor Fatma'nın. 'Kaza' deniyor, 'Dikkatsizlik' deniyor. Ama kazanın bedelini, dikkatsizliğin bedelini taptaze bir yürek ödüyor. Küçük kızlarını yitiren Akçasarı ailesi hâlâ yasta. Onlar, bir magandanın akıl almaz bir şekilde gelip yaşamlarına düşürdüğü gölgeyi asla içlerine sindiremiyorlar. Onlar, yitip giden kızlarının kokusunu, gülüşünü, minicik ellerini, bakışlarını asla unutamıyorlar. Onlar, yüreklerine gömdükleri acıyla, her günlerini, Fatma'nın yokluğunda Fatma'yla yaşamaya çalışıyorlar.
Dehşete dönüşen mutluluk
Silah, kinimize, öfkemize araç olduğu gibi mutluluğumuzu yansıtmamıza da araç oluyor. Kültürel alışkanlıklarımızın, geleneklerimizin silah kullanımında etkin olduğu biliniyor. İşte bunlardan biri de düğünlerde havaya atılan silahlarla, sünnetle çocuğun erkekliğinin yada kızların başgöz edilişinin kutlanışı. Karadeniz'in bazı bölgeleriyle, Orta Anadolu ve Doğu'daki geleneklerde bu alışkanlık önemli bir yer edinmiş. Geçtiğimiz yıl Temmuz ayında, bu tür kutlamalarda mutluluğun nasıl bir acıya dönüştüğü, gazete sayfalarına yansımıştı. Olay, Hatay'ın Erzin ilçesinde gerçekleşti. Kızının düğününde pompalı tüfeğine sarılan baba Selahattin Avcı, bir kişiyi öldürdü, 8 kişiyi yaraladı. Dehşete dönüşen düğünde, bir başka çocuk daha silaha hedef oldu; 12 yaşındaki Çiğdem Keskin.
Evet onlar için güzeldi hayat. Aynur için, Aysel için, Fatma için, Ali için güzeldi. Güzelliklere doyamadan daha, silah doğruldu yaşamlarına. Çoğu kez beklenmedik bir anda, beklenmedik bir yönden, hatta beklenmedik bir kişinin elinden sıyrıldı, geldi saplandı yüreklerine. Onlar da uzak sanıyorlardı, ölümü kendilerinden. Ama ölüm, silahla geldi. Silahın dikkatsizce, bilinçsizce, tedbirsizce kullanımıyla.