


Bir yemeğe methiye yazılır..
Bilir misiniz ki, yazarınız Hıncal Uluç dünyanın en ucuz adamıdır. Bir yemeğe, ona istediğiniz herşeyi yazdırabilirsiniz.. Hani ihtiyacınız olur diye..
Pasha'nın nasıl dünya güzeli bir yer olduğunu anlattım..
Biri kaleme sarılmış, Hıncal, Pasha'da bedava ağırlandığı için böyle yazıyormuş.. Fakslamış bu müthiş keşfini, Pasha ile savaşan bizim Erdal kardeşimize..
O da çöpe atmamış.. Ciddiye almış olacak ki, bana havale etmiş..
* * *
Pasha dokuz yıldır açık.. Bu dokuz yıl içinde, erken saatlerdeki özel kokteyller, defileler, tanıtmalar dışında beni Pasha'da kim görmüş, bilmek isterim.. Dokuz yıl boyu kim görmüş?..
Neden?..
Ben Ortaköyüm'ü kimseye değişmem.. Ertekin'in yerinde kendimi evimde hissediyorum üstelik. Bir de.. Yüksek volümlü, sohbeti güçleştiren müzikten hoşlanmam.. İçkiden hoşlanmam.. İçki muhabbetinden hoşlanmam.. Başka sebep yok..
Ama ben gitmiyorum diye bir dünya cennetini inkar mı etmem lazım?.
Boğaziçi dünya cenneti zaten.. Bu da boğazın kenarında dünyada benzeri olmayan bir yer..
İstanbul'un dünyaca ünlü restoranlarının yazlıkları orada.. Şamdan.. Bice... Le Select.. Çin, Meksika, Fransa, İtalya mutfakları.. Ve dünyadaki benzerleri ile rahatça yarışacak bir ses ve ışık harikası diskotek..
Dünyayı biraz gezenler, böyle yoğunlaşmış yerlerin kent için ne kadar önemli olduğunu bilirler..
Otele girdiğiniz anda sorarsanız.. "Bu kentte nerede yenir, nerede eğlenilir.."
Aradığınız dükkan adresi değil, bunların bir kaçını bir arada bulup seçeceğiniz bölgedir.
Pasha, işte budur.
Dünya güzeli Boğaz'da, dünyaya bedel bir kalite.. En seçkin lokaller yan yana sıralanmış.
Buranın aslında muhafazaya alınması gerek.. Biz yoketmeye çalışıyoruz yıllardır.
Bilir bilmez saldırarak..
Otoparkı yokmuş..
Var.. Hem de iki tane.. İkisine toplam 500 araba sığar.
Ayrıca..
Beşiktaş ve Bebek'ten arabalarını orada bırakanlar için devamlı motor seferleri koymuş işletme.. Denizden gelsinler diye..
Ayrıca..
Her müşterinin adresine binlerce mektup gitmiş..
"Şoförlü arabanız yoksa, lütfen taksi ile gelin. Yığılma yapmayın.."
Ayrıca..
Trafik polisine tavsiyede bulunulmuş..
"Pasha çıkışında yüzer metre ötede iki yanlı alkol kontrolü yaparsanız millet zaten kendi arabası ile gelmez.."
Yani Pasha'yı yönetenler ellerinden geleni yapıyorlar.. "Daha da ne istenirse, oturup konuşalım" diyorlar..
Olmaz..
İlle Pasha kapana..
Hıncal Uluç bu zihniyetle ölene dek savaşacaktır.
Bu yıl, inadına, Pasha'ya mümkün olduğu kadar fazla gideceğim.
Kalem yetmiyor demek.. Orada görünerek, yanlarında olduğumu göstermem gerek..
* * *
Yaz geceleri Boğaz yolu trafiği Pasha olmasa da yavaşlar.. Bu bir..
Boğaz yolunda kilit, Kuruçeşme'de değil, Ortaköy'dedir. Çünkü burada planlanan düzenleme, Anakent ile Beşiktaş Belediyesi arasındaki anlaşmazlık yüzünden yıllardır uygulanmaz. Bu iki..
Dünyanın her ama her kentinde, bu tür doğal güzellikler ve bu güzellikleri insanlara sunmak için özellikle burada açılmış lokallerin bulunduğu yöre ve yollarda trafik yavaşlar.. Bu dünyanın heryerinde olağan karşılanır. Bu da üç..
Biraz vizyon.. Birazcık vizyon ne olur!..
Firavn nasıl firavun oldu?.
Cumartesi günü, Barbican Müzesi'nde sergilenen devrimci Sovyet resmi örneği, kırmızıya boyanmış bir kareden ibaret olan Kızıl Meydan (Red Square) tablosundan söz ederken, Mehmet Akif'in ünlü şiirine getirmiştik lafı.
Şöyle..
* * *
Hatırlayanınız var değil mi, o şirin dizeleri..
Hani hoca öğrencilerine serbest resim ödevi verir. Çocuklardan biri (Dünya çapında ve çağının çok ötesinde bir deha aslında, ama Akif bile farkında değil) resim kağıdının tamamını kırmızıya boyayıp, hocanın önüne koyar.
Hoca kendisi ile alay edildiğini düşünerek (Vay gerzek vay) öğrencisine öfkeyle sorar..
"Bu ne?"
"Musa'nın Kızıldeniz'i geçişi" der öğrenci sakin sakin..
Hoca köpürür..
Gerisini Akif'ten aynen nakledelim..
"- Hani Musa be adam?.
- Çıkmış efendim karaya!.
- Ya firavn!..
- Boğulmuş!.
- Ya bu kan rengi boya!..
- Bahr-i Ahmer a efendim, yeşil olmaz bu da ya!.."
Yani, bitmekte olan çağımızın günümüzdeki bu müthiş sanatını (!) Mehmet Akif daha çağın başında, Rus devrimcilerinden önce, hem de rengine ve şekline kadar keşfetmiş ama tuvale değil, şiire dökmüş, bir de üstelik dalga geçerek..
Türkiye adına kaçırdığımız fırsatı düşünebiliyor musunuz?..
Yarın bir Yeşilırmak tablosu yapıp duvarıma asacağım..
* * *
Yazıyı tekrar okurken "Firavn" şekildeki yazılışın "Firavun" diye düzeltilebileceği aklıma gelince, yazının sonuna ilgililer için bir not eklemiştim.. Aynen şöyle:
"Dikkat..
Köşeyi hazırlayan arkadaşlara,
Akif'in şiirinde 'Firavn' yazıyor. Firavun değil. Vezin gereği 'U'yu düşürmüş şair. Siz eklemeyin diye hatırlatmak istedim."
Cumartesi sabahı gazeteyi aldım.
"Firavun!.."
Altındaki nota rağmen, düzelten arkadaş, dilerim aruz veznini, şiiri bana öğreten babamdan iyi biliyordur.
Aslında doğrusunu gene aruz vezninin ustası Şiar Yalçın bilir, ona sormak gerek..
Firavn mı, yoksa firavun mu?..
* * *
Yani görüyorsunuz bizim meslekte yaşam sanıldığı kadar kolay değil!..
Aklıma, şirin bir anıyı getirdi, firavn'ın, firavun oluşu..
Gazeteciliğimizin ilk yılları.. Yeni Gün'deyiz, belki de Öncü'de.. Geçmiş vakit.. Beyrut'ta Akdeniz Oyunları var. Biz kim Beyrut'a adam göndermek kim.. Birinin arkadaşıymış. Eksrim takımı ile gidiyormuş. Bize yazabilirmiş..
Harika..
Tamam dedik.
Hergün manşetten veriyoruz.. "Remzi Üstel bildiriyor" diye..
Birkaç gün geçti.. Bizim "Gönüllü" muhabir telefonda dedi ki..
"Yahu, tesadüfen öğrendim.. 'Remzi' diye yazıyormuşsunuz.. Rezmi benim adım.."
Haberi ben yazıyorum.
Kendi elimle "Rezmi" diye yazdım.. Sabah gazeteyi elime aldım..
"Remzi.."
Bre aman.. O zaman yazıların büyük harfleri elle dizilirdi başlıklara.. Sonra kopyası alınır, üzerinden düzeltme yapılırdı.
Dizen arkadaş "Remzi" diye dizmiş.. Benim hata yaptığıma hükmedip.
İbrahim Usta.. Karadayı deriz.
"Yahu Karadayı, adamın adı Rezmi" dedim.. "Doğru diz.."
Ertesi sabah, gazeteyi aldım..
"Remzi!.."
Haydi öfkeyle Karadayı'ya.. Yemin billah ediyor. Rezmi dizmiş.. Açtık tashih dosyasını.. Karadayı haklı.. "Rezmi" diye dizmiş.. O zaman düzeltmenler vardı gazetelerde.. Musahhih.. Düzeltmiş "Remzi" diye..
Musahhihe dedim ki, "Baba.. Adamın adı Rezmi'dir.. Bir daha düzeltme sakın.."
"Tamam" dedi..
Ertesi sabah gazeteyi aldım..
"Remzi!.."
Çıldırmak elde değil.. Koştum gene aşağı.. Dizgi tamam.. Tashih tamam..
Peki ne olmuş..
Mürettibe gittim..
"Hıncal Bey, ben kurtardım gene.. Rezmi diye yanlış dizmişler.. Tashih de atlamış. Ben sayfa üzerinde düzelttim.."
Haydaaa!.. Ona da anlattık ki, adamın adı Rezmi'dir..
Ertesi sabah gazeteyi aldım.. Allah sizi inandırsın, gene Remzi..
Merdivenleri dörder beşer indim.. Bu defa mürettipte de hata yok.. Kalıba Rezmi diye göndermiş.. Kalıpçı, ondan sonra geri dönüş yok ya.. Sayfaya son bir göz atmış..
"Yuh ulan herkes atlamış" demiş ve z ile m'nin yerini değiştirmiş hemen..
Ertesi gün birşey yapmama gerek kalmadı. Akdeniz Oyunları bitmişti çünkü. Bizim "Gönüllü" muhabirin de görevi.. Bir tek gün doğru adını yazdıramadan..
Sevgili Rezmi,
Nerelerdesin acaba?.. Kulakların çınlasın!..
Ve siz okuyucular.. Siz siz olun oğlunuza isim takarken dikkat edin, böyle karışıklıklara yol açacak cinsten olmasın.
Kültür!..
Önceki hafta "Tiyatro"nun uğradığı iki saldırı karşısında Kültür Bakanı İstemihan Talay'ın sessiz kalışını yadırgadığımı" anlatmıştım.
Sevgili Talay beni Finlandiya'da buldu..
"Tarsus'ta kaymakam ve belediye başkanının durdurmaya kalkıştığı oyun, bizim 5.5 milyarlık desteğimizle sahneye kondu. Ayrıca tüm kültür merkezlerine salonlarını özel tiyatrolara açmaları talimatını verdik" dedi..
"İki olay da sanata, kültüre karşı kabalıktır. Çirkin tutumdur" dedi..
"Medya demokratik tepki sürecini başlamıştır. Kamuoyu duyarlığını göstermiştir. Bu sebeple ayrıca müdahele gereği duymadım" dedi.
"Siz müdahele etmediğiniz sürece, medyanın tepkisini reklam kabul eden yerel yöneticiler, çirkin tutumlarını sürdüreceklerdir. Bizim tepkimiz, sizin gürlemenizle bir araya gelirse ancak önleyici olur" dedik..
"O zaman size bu söylediklerimi demecim olarak yazabilirsiniz" dedi..
Kültür Bakanı'nın kaba ve çirkin tutum olarak nitelediği olay için şimdi bakalım İçişleri Bakanı Sadettin Tantan nasıl bir işlem yapacak?.
Tiyatroya saldıranlar yaptıklarının yanlarına kar kalmayacağını bilmezlerse eğer, bu işler düzelmez..
SEVDİĞİM LAFLAR
"Okula dünyanın parasını ödedim. Ama oğlumu eğitenler, okul çocukları.."
Ralph Waldo Emerson
TEBESSÜM
Hasta Cafer'i ziyarete giden arkadaşları onu pencereden dışarı çıkarken bulmuşlar..
Hayret içinde sormuşlar:
- Hayrola niye kapı varken pencereden çıkmaya çalışıyorsun?
- Üşütmüşüm. Doktora gittim baha bir hafta kapıdan dışarı çıkmayacaksın dedi.