Dün "Bu konuda söylenecek çok şey var" demiştim. İşte sizler ve bizler, söylenecekleri bu gazetede dile getireceğiz. Tartışacak, sorunlara çözüm bulmaya çalışacağız, şimdiye kadar söylenmemişleri, bastırılmış duyguları açığa çıkararak.
Bana e-mail gönderen 35 yaşındaki kadın -artık ona bir ad verelim (adını-soyadını ben biliyorum ama size söylemem). Rumuz Goncagül'den esinlenerek Goncagül diyelim (Aman yanlış anlamayın, benim amacım kimseyi başgöz etmek, evlendirmek, çöpçatanlık yapmak değil), Goncagül bana e-mail yollayarak üzerinde pek durulmayan bir konuyu gündeme taşımamıza neden oldu.
Dünkü Bayan Sabah'ı okuyanlar hatırlayacaklar, bana, daha doğrusu Goncagül'e gelen e-maillerden bir-iki örnek vermiştim. Ama baktım ki, sizlerin ilgisi sürüyor, gerek e-mail, gerek telefon ve fakslarla yanıt vermeyi sürdürüyorsunuz, gittiğim her yerde, konuştuğum her arkadaşımla bu konuyu tartışıyoruz, bu konuya devam etmeye ve mektuplardan seçmeler yaparak yayınlamaya karar verdim (6'ncı sayfamızda).
Kısacası bu konuyu tartışmaya açıyoruz. Bana veya görüş bildirenlere yanıt verebilir, düşündüklerinizi iletebilirsiniz.
Ben bu sütunda biraz Goncagül'den sözetmek istiyorum. Çünkü aramızdan bazıları onun varlığına inanmıyor, benim sanal bir karakter yarattığımı düşünüyor.
Goncagül diye biri var; önce onunla e-mail'leştik, sonra telefonla konuştuk. Ben ona inanıyorum, beni kandırmadığını düşünüyorum. Ayrıca ilk gün de yazdığım gibi, onun tek örnek olmadığını biliyorum. Gelen mektuplar da bunu kanıtlıyor zaten.
Goncagül, ikinci e-mail'inde şunları yazarak kendisini anlattı bana. Yine söz onda:
"Bu sabah makinamı açıp, mailbox'ta mesajınızı görünce çok mutlu oldum. Sıkıntılarımı dinleyip anlayan bir kişinin bu ilgisi, güne iyi başlamam için yetti de arttı bile. Sağolun...
Dün bahsettiğim bu sıkıntının nedenleri; sizin de bahsettiğiniz gibi yetiştiriliş. Yirmi yıl önceki toplum kuralları, sırf kızların olduğu bir okulda okumak, aile şartları, babamın olumsuzlukları... Bugünkü sonucun sebepleri bunlar.
Zararın neresinden dönülse kârdır, düşüncesiyle şimdi bir şeyler yapmaya çalışmak da yeterli olmuyor. Demir tavında dövülür hesabı. Eksikliğini hissettiğim şeyleri tam yaşayacağım zamanlarda tek amacım, bir an önce tahsilimi tamamlayıp, çalışmaya başlamaktı. Kendi hayatım, gezmek, eğlenmek düşünmediğim kavramlardı. Ancak böylece feraha çıkacak, sadece filmlerde ya da romanlarda olmayıp tüm gerçekliğiyle var olan 'ailenin canavarı baba'dan kurtulacaktık.
Uzunca bir süredir hayatımızda yok. Onu artık görmüyorum ve bundan dolayı üzgün değilim. Aksine ayaklarımın üzerindeyim, maddi sıkıntım yok, eksikliğini duyduğum tek nokta bu... İnşallah bunu da yenerim. İsmimi vermemek üzere bu konuyu tartışmaya açmanız (Mektubunu yayınlayıp yayınlamamak için izin istemiştim) beni sevindirir. Ben yeni bir dost kazandığıma inanıyorum."