


Medyaya seyirlik olay lazım..
Elalemin medyası, hükümetine "su katılmamış" akıllar verip yardımcı olur.. Bizim medya ise hükümetin başına durmadan yeni gaile çıkarır.. Hükümet adamları işin içinden çıkamayınca da aykırı aykırı yazılar yazmaya başlarlar..
Efendim, çarşımızı karıştıran son mesele şu.. Tarsus'ta bir tiyatro oyunu sahnelenmiş.. Adı da "Bağla Şu İşi!"
Bir gala yapmışlar.. Sahnenin siftah açıldığı gece şehirdeki aklı erenlerin tamamını oraya toplamışlar.. En ön sıraya da devletimizi temsilen koca Kaymakam Bey'i, milletimizi temsilen Belediye Reisi'ni oturtmuşlar ki oyuncu kısmı sahneden onları gördüğünde şevke gelip;
- "Aman arkadaşlar, tekmil büyüklerimiz burada.. Sakın ola ki lafları şaşırıp mahçup olmayalım.." desin, gayrete gelsinler..
***
Kaymakam Bey ile Reis Bey ellerini göbek üstü kavuşturup, sahnedekileri seyre durmuşlar.. "Bakalım sanatçılarımız tiyatro marifeti ile ahaliye ne mesaj verecek.." diye bekliyorlar..
Böylece hem tiyatro sanatı desteklenmiş oluyor, hem de gözünü şifreli kanaldan ayırmayıp sabah akşam maç seyreden ahaliye;
- "Bakın işte.. Bu alemde seyirlik başka şeyler de var.." mesajı verilmiş oluyorlar..
Tiyatro görgüsü icabı ellerine kabak çekirdeği neyim dahi almamışlar.. O kadar iyi niyetliler yani..
Çekirdeksiz sanat olmaz..
Bu kabak çekirdeği meselesini sakın hafife almayın.. Rahmetli Gazi Paşamız'ın himmetiyle ahali tiyatroya alıştırılırken her türlü zorluğun hakkından gelindi..
Bir tek oturduğu yerde kabak çekirdeği yiyenlerle baş edilemedi.. Radyodan, gazeteden yapılan nasihatların biri para ettiyse, bini etmedi.. Her oyundan önce tiyatro yetkililerinin;
- "Muhterem tiyatro sevenler.. Şu güzelim oyunu çıt çıt sesleriyle battal etmeyelim.. Sanatçıların ne dediği anlaşılmıyor.." diye yaptığı anonslar dahi fayda etmedi..
Ancak ahalimiz pratik zekâlıdır.. Elbette kabak çekirdeği veya çitlenbik çitlemenin sanata mugayır olduğunu bilir.. Lakin kendini bilmez birkaç boşboğaz yüzünden başka türlü de yapamaz..
***
Anlayacağınız bu sosyal olayın teknik tarafı var..
Eğer sinema veya tiyatro gibi seyirlik bir ortamda; yanınızda, yörenizde birileri çekirdek çitliyorsa, çıtırtısı yüzünden konuşmaların çoğunu kaçırırsınız.. Aktör sahnede "Akım.." der, siz yerinizden "B... m" anlarsınız..
O sebepten ya çekip gideceksiniz yahut siz de çekirdek çitleyeceksiniz.. Bu da bir nevi Hüda-i hikmet işte! Eğer siz de çekirdek çitliyorsanız, sahneden gelen lafların en kısığını bile duyarsınız..
Çekirdek yoksa, laf da yok.. Bu sebepten ahalimiz birşey seyrederken çekirdeğe dadanmıştır.. Yoksa bilmezlikten değil..
Aydın kısmı ise her zaman olduğu gibi ahalimizin bu tedbirini kötüye yorumlayıp "görgüsüzlük" damgasını basmıştır.. Fakat tiyatromuzun büyük ismi Muhsin Ertuğrul'u bu işten ayrı tutuyorum..
Muhsin Ertuğrul bu halleri iyi bildiğinden bir oyunun prömiyerine geldiğinde tedbir alır, içeri girenlerin elindeki çekirdek küllahlarını daha kapıdan girdiklerinde toplatırmış..
Hatta işi kaynağından çözmek için de çare bulmuş.. Oyundan bir saat önce gelip, tiyatro çevresine üşüşen ne kadar seyyar satıcı, kuruyemişçi varsa ellerine birkaç kuruş sıkıştırıp, oradan uzaklaştırırmış..
Tedariksiz gelen tiyatroseverler çevrede çekirdek, leblebi satan birini görmeyince edepli edepli oyunu seyrederlermiş..
Alışkanlıktan dolayı kimi tırnağını, kimi parmağını kemirirmiş ancak bunun da seyirlik oyuna bir zararı olmazmış..
Çok fazla büyüttüler..
Tarsus'taki tiyatro oyununun promiyerine gelen muhterem zevatın çekirdeğe iltifat etmemesini bu yüzden takdir ettim.. Bu laf peşrevini de sırf onlara "aferin" çekmek için yaptım..
Gelelim "gündeme tıkıştırılmak" istenen olaya..
Efendim Kaymakam Bey ile Reis Beyimiz güzel güzel oyunu seyrediyorlarmış.. Bir de bakmışlar ki sahnedeki tiyatrocu kısmı ağzını bozmuş.. O ona sövüyor, diğeri ona sayıyor..
Bekle ki ağızlarından temiz bir laf çıksın..
Bunlar besbelli Amerikan filmlerine özendiler.. O filmlerde öyledir.. "Fuck" sözcüğünü nokta yerine, virgül niyetine kullanırlar.. Amerikan gavurunun artist kısmı, ezberine aldığı iki cümlenin arasında ille de "Fuck" diyecek ki soluğunu ayarlasın, tıkanmasın..
Edep dışı bir hale düşmeyelim diye "Fuck" lafını birebir tercüme edemiyorum.. Ama eskilerin karakol zaptı tutarken kullandıkları "sinkaflı konuşmanın" karşılığı oluyor..
***
Bizim yerli tiyatrocular da azdan biraz fazla ağızlarını bozmuşlar.. Kaymakam Bey ile Reis Bey bu küfürlü repliklerden biraz huylanıp, birbirlerine;
- "Arkadaş, bunlar tiyatro süsü verip bizi kalaylıyor olmasın? Haydi biz sanat aşkına kaldırırız bu lafları.. Mazallah hükümetimize laf sokuyor olmasınlar.." diye sormuşlar..
Hani adam meyhanede kafayı bulmuş hükümete küfür ediyor.. İhbar olmuş, alıp nezarete götürmüşler.. Sabah ayılıp da ifade zamanı gelince adamda şafak atmış.. Kendini kurtarmak için:
- "Efendim benim sövdüğüm bizim hükümet değildi, Arjantin hükümetiydi.." diye kıvırınca komiser adamın kulağına eğilmiş:
- "Bırak mavalı.." demiş.. "Ben kaçın kurrasıyım, hangi hükümete küfür edilir, hangisine edilmez bilmez miyim?"
Tarsus'taki tiyatro olayının da aslı bu..
Küfürden huylanan Kaymakam ile Belediye Reisi, oyunun orta yerinde ihtiyaten ayağa kalkıp "Böyle tiyatroculuk olmaz.. Sizi protesto ediyoruz.." diyerek salonu terketmişler..
Biraz sonra da zaptiyeler gelip seyircileri "Dağılın lan.. Ayı mı oynuyor?" diyerek salondan dışarı çıkarmışlar..
Bütün olay bu..
O vakitten beri medyanın fiştiklemesiyle tiyatrocular esip, köpürüyor.. Tarsus'taki büyüklerimiz de "Yaylanın çimenini elimle kurutamam.. Edilen o sözleri ölsem de unutamam.." diye laf yetiştiriyor..
YARIN: Eeee! İyi de bunlar bana niye dert oluyor?