|
|
Güneye yolculuk...
Az gittik uz gittik, doğal ve tarihi güzellikleriyle doyumsuz Güneydoğu'yu sizlere aktarmak için gezdik. Güney insanlarını izledik, sorunlarına ses olduk
Özer KILIÇ (SHA)
Bir akşamüstü İstanbul'dan çıktık yola; Güneydoğu'nun ve özellikle Hasankeyf'in doğasını ve tarihi güzelliklerini, insanların yaşantılarının görmek, sorunlarına ses olmak için. Sabahın ilk ışıklarıyla gözlerimizi Adana'nın Ceyhan ilçesi sınarları içinde, Ceyhan Irmağı'nın hemen yanıbaşında yükselen Yılanlıkale'de açtık. Adını kayaların arasında yuvalanan yılanlardan alan kalede...
7 kentin kralı
Yılanlıkale'den sonra Adana'nın Kozan İlçesi'ne bağlı Anavarza Kalesi'nde aldık soluğu. 12'nci yüzyıl sonlarına doğru Anavarza Krallığı'na başkentlik yapan şehirde... Anavarza'ya, 7 ayrı şehrin başkenti oldu için 7 Kentin Kralı da dendiğini öğrendik.
Şehrin kalıntıları üzerinde kurulan Dilekkaya Köyü'nü gezdik sonra da. Savaş zamanlarında halkın ve değerli eşyaların korunduğu yukarı kenti, barış dönemlerinde halkın yaşamını sürdürdüğü aşağı kenti ve ölülerin gömüldüğü dış kenti...
Kız 'Kalesi'
Aşağı kentten yukarı kente çıkmak için kalenin üzerinde kurulduğu kayalara oyulmuş 541 basamağı tırmandık. Ve köylülerden sevdiği gence varamayan güzel prensesin hazin aşk hikâyesini dinledik. Acılı prensesin atladığı yere halk tarafından Kız Kalesi isminin verildiğini de bu diyarlarda öğrendik.
Ardından aşağı kent bölümünde köylüler tarafından ev yapmak için yapılan kazılarda bulunan mozaikten resmi gördük. Resimde, güzel bir kız, kızın her iki yanında ellerinde savaş araçları olan iki melek vardı. Kültür Bakanlığı'nın açık hava müzesi yaptığı evin sahipleri de "bekçi" oluvermişti birdenbire...
Şahin bakışlı Mardin
Efsanelerin ve peygamlerlerin şehrinden ayrılıp Mardin'in yolunu tuttuk bir süre sonra. Mardin Kalesi'nin burçlarından sararmış buğday başakları ile susuzluk çeken uçsuz bucaksız ovaya baktık. Öğrendik ki, şehrin en zengin ailelerinin evlerinde bile su bulmak mümkün olmuyor.
Gezinin sonunda bizi Hasankeyf Kenti karşıladı. Ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu bilinmeyecek kadar yaşlı Hasankeyf.
Anıtlar Yüksek Kurulu'nun 1978 yılında çıkardığı kararla Birinci Derece Arkeolojik Sit Alanı ilan edilen Hasankeyf'in GAP kapsamında Dicle Nehri üzerine yapılması düşünülen Ilısu Barajı yüzünden sular altında kalacağını öğrendik yüreğimiz burkuldu. Akıllarımızda, köylülerin "Burayı hem sit alanı ilan ettiler, hem de sular altında bırakacaklar. Binlerce yıllık tarih boğulacak" sözleri yankılanırken ayrıldık güneşin batmak istemediği şehirden...
Gavur gitti Nur geldi
GAZİANTEP üzerinden Birecik'e vardık. Toroslar'ın tersine kuzey-güney doğrultusunda yükselen Gavur Dağları'nın heybetini izledik yol boyunca... Geçmiş zamanlarda Ermeni kökenli vatandaşların yerleşim yeri olduğundan adı "Gavur" olan, sonra da "Müslüman ülkesinde gavur olmaz" Nur Dağı'na dönüşen görkemli kayalara hayran kaldık.
Birecik, Fırat Nehri tarafından ikiye bölünmüştü. İki yakayı birleştiren ise Birecik Köprüsü'ydü. Sonra binlerce yıllık tarihe, yani Harran Ovası'na adım attık. Çevremizi birbirinden güzel ama susuz Harran evlerinden fırlayan ve ellerindeki "Peygamber tohumu" dedikleri; içi boş nohuta benzeyen çiçek tohumlarından yapılan "güzelleme" isimli süsleri satmaya çalışan çocuklar sardı. Biraz yürüyünce, dünyanın ilk üniversitesi kabul edilen Harran Üniversitesi karşımıza dikildi. Biz üniversiteyi ve rasathaneyi gezerken, çiçekçi çocuklar, okula gideceklerini söyleyip "fazla kalem" istediler.
Urfa Kalesi'ne tırmandığımızda ise, Hazreti İbrahim'in kentin kralı Nemrut tarafından ateşe atıldığı topraklar serildi ayağımızın altına.
|
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|