Demirel'den Esad'a rest
Süleyman Demirel, 50.Türkiye Cumhuriyeti Hükžmeti'nin Baþkaný olarak 19-20 Ocak 1993 tarihlerinde Suriye'yi ziyaret etti. Devlet Baþkaný Esad'ý, ülkelerinde barýndýrdýklarý PKK terör örgütü ve Abdullah Öcalan konusunda uyardý.
Suriye yetkilileri, Apo'nun ülkelerinde bulunmadýðýný ýsrarla söylüyorlardý. Demirel, bu ýsrar karþýsýnda daha fazla dayanamýyor, cebinden çýkardýðý bir kaðýdý Esad'a uzatarak "iþte Apo'nun Lazkiye'deki telefon numarasý" diyordu.
Suriye'nin baþkenti Þam'da "Çift Yýldýzlý Saray" olarak adlandýrýlan Ýstihbarat Binasý, 19 Ocak 1993 salý gününün öðle saatlerinde devrin Türkiye Baþbakaný Süleyman Demirel'le, Suriye Devlet Baþkaný Hâfýz Esad'ýn "çok önemli" bir görüþmesine sahne oldu.
Konuk Baþbakan, Þam'a çantalar dolusu dosyalarla gelmiþti. Ev sahibi Devlet Baþkaný da bu ziyarete büyük önem veriyordu. Türkiye Baþbakaný, Þam Havaalaný'ndan doðruca özel saraya gidip, Hafýz Esad'la buluþuyor ve dosyalarýný açmaya baþlýyordu.
Demirel'in ilk dosyasý, güvenlik sorunlarýný kapsayan "PKK Terör Örgütü Dosyasý" idi. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, ayrýlýkçý örgütün baþý Abdullah Öcalan'ýn Suriye'de barýndýrýldýðýný biliyordu. Þam'daki yetkililer ise, bu konuda duyarsýzdý.
Demirel, Hâfýz Esad'la yaptýðý görüþmelerin ilkinde, iki ülke arasýnda mazisi beþ asra yaklaþan birliktelik ve komþuluktan bahsediyor, ancak son yýllarda Türkiye'nin doðrudan güvenliðini ilgilendiren terör konusuna öncelik veriyordu.
Demirel ve Hâfýz Esad yanyana sedef kakmalý koltuklara oturmuþlardý. Suriye yapýmý eliþi koltuklar, bu tarihi görüþmenin tüm yükünü adeta üzerinde taþýyordu.
Türkiye Baþbakaný Demirel, Suriye Devlet Baþkaný'na bir ara serzeniþte bulunuyor, "dost ve komþu iki ülkeyiz" dedikten sonra, Türkiye'nin güvenliðini hedef alan faaliyetleriyle bölgede terör saçan PKK örgütünün Suriye'de yuvalanmasýnýn nedenlerini ev sahibine soruyordu.
"Öcalan Suriye'de"
Esad, konuðu olan Baþbakaný sükunetle dinliyor, ardýndan da Abdullah Öcalan'ýn ülkesinde bulunmadýðýný ileri sürüyordu. Demirel, Esad'ý dinledikten sonra bir adým daha ileri gitmek gereðini duyacak ve konuþmasýný þöyle sürdürecekti:
"Sayýn Baþkan, siz, sözünü ettiðim þahsýn, ülkenizde olmadýðýný söylüyorsunuz. Ama, bizim gazetecilerimiz sýk sýk ülkenize geliyor, bu zatla röportajlar yapýyor, görüþmelerde bulunuyor, daha sonra da gazetelerinde bunu yazýyorlar. Gazetecilerimizin geldiði ülke, sizin ülkeniz. O zatla görüþtükleri þehir ise baþkentiniz Þam. Elimizdeki bilgilere göre bu zat, Lazkiye þehrinin Kardaha bölgesinde barýndýrýlýyormuþ. Kendisi ile yapýlan röportajlar, gazetelerimizde yayýnlanýnca, Türk kamuoyu bundan rahatsýzlýk duyuyor."
Saray'da Apo sohbeti
Süleyman Demirel ve beraberindeki heyet, 19 Ocak 1993 gününün akþamý baþkent Þam'ýn hâkim bir tepesine yapýlmýþ olan "Kasr-ul Þaab"da aðarlandýlar. Türkçe karþýlýðý "Halk Sarayý" olan görkemli yapý mimari bir þaheser olarak çatýsý altýndaki konuklarýn adeta gözünü kamaþtýrýyordu. Türk heyeti mensuplarý saraya topluca gelmiþ, futbol sahasý büyüklüðündeki salonun bir köþesinde beklemeye koyulmuþlardý.
Saatler ilerledikçe Demirel ve Hâfýz Esad'ýn salona geliþleri gecikiyor, bir süre sonra da Suriye Devlet yetkilileri, Türkiyeli konuklarýyla sohbete baþlayýp, kaynaþýyordu. Suriyeli yöneticilerin çoðu Türkçe biliyor, ayrýca hemen hepsi Türkiye'yi ziyaret ettiklerini söylüyorlardý.
Suriyeli yüksek bürokratlarýn aralarýnda Türk asýllýlar, Çerkezler vardý. Her biri en üst düzey yönetici ve komutan olmuþtu. Suriye topraklarýnda o gün adeta eski Osmanlý canlandýrýlýyordu.
Kasr-ul Þaab'daki ilginç köþelerden birisini, gazeteci Yalçýn Doðan'la, dönemin Suriye Ýçiþleri Bakaný Dr.Muhammed Harba'nýn sohbet ortamý oluþturuyordu. Doðan, Suriye Ýçiþleri Bakaný'ný tesadüfen yanýnda bulunca, Abdullah Öcalan'ý, ülkelerinde niçin barýndýrdýklarýný soruyor, Dr.Harba ise, Apo'nun ülkelerinde olmadýðý cevabýný veriyordu.
Yalçýn Doðan, diplomatik kurallarý bir yana býrakýp, Suriye Ýçiþleri Bakaný'na, kendi tâbiriyle "tam cepheden" þu soruyu yöneltti:
"...Ama Sayýn Bakan, baþka bir gazeteci arkadaþýmdan deðil, size kendimden bir örnek vereyim. Ben geçen yýl, 20-21 Mart 1992 günleri Apo ile burada, Þam'da görüþtüm. Ýsterseniz, birlikte gidebiliriz, görüþtüðümüz yere sizi götürebilirim."
Dr.Harba belli ki kendince talihsiz bir sohbet ortamýna düþmüþtü. Türk gazeteci Doðan sorularýný, muhatabýna birbiri ardý sýra yöneltiyor, Suriye Ýçiþleri Bakaný ise bunlarý cevaplandýrmakta güçlük çekiyordu. Bakan, Abdullah Öcalan'ýn ülkelerinde barýndýrýlma konusundaki soruyu þu cevapla geçiþtiriyordu: "Sizin sýnýrýnýz çok uzun. Her noktasýný kontrol edemeyiz. Yalnýz unutmayýnýz ki; sýnýrý korumak, bizim kadar sizin de sorumluluðunuzdadýr."
Apo'nun telefon numarasý
Konuk Türkler ve ev sahibi Suriyeliler Kasr-ul Þaab'da iki saate yakýn bir sohbet ortamý yakalamýþlardý ki; o muhteþem salonun baþ tarafýnda bulunan heybetli kapý açýlýyor, Demirel ve Esad, bir günün yorgunluk ve aðýr sorumluluðunu omuzlarýnda taþýrcasýna içeri giriyordu.
Sohbetler kesilmiþ, gruplar daðýlmýþtý. Salonda bulunan yaklaþýk yüzelli kiþi, kendilerine çekidüzen veriyorlardý. Herkes, bir anda hareketlenmiþ; bu sefer yan taraftaki kapýlar açýlmýþ, heyet mensuplarý ikinci bir salona doðru yavaþ yavaþ ilerlemeye baþlamýþlardý.
O, görkemli dediðimiz, futbol sahasý büyüklüðündeki salonun ikizine geçmiþtik. Burasý, yemek masalarýyla donatýlmýþtý. Her masada Türkler ve Suriyeliler, ortaklaþa oturuyorlardý. Þeref masasý ise, salonun hâkim bir noktasýna kurulmuþtu.
Klasik sazlar, Þark müziði icra ediyor, nefis Suriye Mutfaðý'nýn ürünleri bir bir sunuluyordu. Bu arada altýn çatal kaþýkla yenen yemekler, tüm konuklarýn damak zevklerini kamçýlýyor, gözler ise Demirel ve Esad'ýn koyu sohbetine tanýk oluyordu.
Sofra baþýnda da olsa, konu dönüp dolaþýp ortak sorunlara gelecekti. Gündüz saatlerindeki görüþmelerde Türkiye Baþbakaný Demirel, PKK örgütünün baþý Abdullah Öcalan'ýn, Suriye'de barýndýrýlmasýndan dolayý duyduðu endiþeyi Hâfýz Esad'a aktarmýþ, ev sahibi ise, bundan haberi olmadýðýný söylemiþti.
Demirel,Esad'la belki bir daha görüþemem düþüncesi ile, bu defa yemeðe tedbirli geliyordu. Kasr-ul Þaab'daki gerçekten görkemli ziyafetin orta yerinde cebinden çýkardýðý bir kaðýdý, Suriye Devlet Baþkaný'na uzatýyor, hemen aralarýnda, geri plandaki bir sandalyenin üzerine iliþmiþ bulunan tercüman aracýlýðýyla þunlarý söylüyordu:
"Sayýn Baþkan, gündüz size bahsettiðim Abdullah Öcalan'ýn Suriye'deki adres ve telefon numarasýný þimdi iletiyorum. Þu numarayý çevirince, telefona bizzat kendisi çýkýyormuþ. Bu konuyu tetkik ettirmenizi rica edeceðiz..."
Hâfýz Esad, Demirel'den aldýðý not kaðýdýný her zamanki soðukkanlý tavrý içinde cebine koyuyor ve Türkiye Baþbakaný'na "Bakacaðým, araþtýracaðým" diyordu. Demirel, ertesi gün yurda dönerken uçakta bulunan gazetecilere "Hâfýz Esad'a verdiðim kartta Apo'nun Lazkiye'deki adresi ve telefon numarasý var. Aldý, katladý ve cebine koydu. Cebinden çýkarmasý kendi zararýna olur" diyordu.
Yarýn: Ýran da devreye giriyor.
Suriye'nin Tahran'daki þovu
Ýslam Kalkýnma Örgütü (ÝKÖ), 8-12 Aralýk 1997 tarihleri arasýnda Ýran'ýn baþkenti Tahran'da bir zirve toplantýsý gerçekleþtiriyor, buradaki zemini kendisine uygun bulduðunu zanneden Suriye yönetimi, hemen Türkiye aleyhine bir þov sergiliyordu.
Suriye, sözkonusu zirvede Türkiye aleyhine bir karar tasarýsý sunmuþ, Ýran Devleti bu hareketi el altýndan desteklemiþ, zirvenin Ýranlý Dönem Baþkaný da suret-i hak'tan görülmüþtü.
Araplarý sindiren Suriye, Türkiye'nin Ýsrail'le iliþkileri ve Kuzey Irak'a yönelik güvenlik operasyonlarýný bahane ederek gürültü koparýyor, husžmet bulutlarýnýn kapladýðý bu ortamda ülkemizi Cumhurbaþkaný Süleyman Demirel temsil ediyordu.
Demirel, gerginleþen havayý görmüþ, daha önceden hazýrlanmýþ yazýlý konuþma metnini bir kenara býrakarak þunlarý söylemiþti: "Terörizm, insanlýða karþý iþlenen bir suçtur. Temel insan haklarýný ihlal etmekte ve ortadan kaldýrmaktadýr. Ülkelerin toprak bütünlüðünü ve güvenliðini tehdit etmektedir.
Terörizm, hiçbir þekilde haklý gösterilemez. Hepimiz terörizme karþý mücadele etmek ve ortadan kaldýrmak hususunda ulusal, uluslararasý ve bölgesel seviyelerde yükümlülük ve sorumluluk altýndayýz.
Eðer bazýlarýnýn niyeti, Türkiye'yi terörizme karþý mücadelesinde aldýðý tedbirlerden dolayý eleþtirmek ise, bu sadece terörizmin yüreklendirilmesi olarak vasýflandýrýlabilir."
Cumhurbaþkaný Demirel, Suriye'nin bu tavrý karþýsýnda zirveye katýlan devlet baþkanlarý ile görüþüyor, Suriye'ye destek vermenin, adam öldürmeye destek vermek anlamýna geleceðini vurguluyordu. Demirel'in bu tavrý üzerine Suriye'nin, Türkiye aleyhinde hazýrladýðý karar tasarýsý boþlukta kalacaktý.
Washington'da Apo Zirvesi
Türkiye ile Suriye arasýndaki iliþkilerin bir çatýþmaya dönmek üzere olduðu 1998 yýlýnýn 6 Ekim günü Ankara'ya gelen Hüsnü Mübarek, Çankaya Köþkü'nde yemek yerken, ABD yönetiminden, Cumhurbaþkaný Demirel'e þu mesaj geliyordu: "Suriye'yi biz de uyardýk. Sonuçlarýnýn da çok ciddi olabileceðini ifade ettik."
Cumhurbaþkaný Demirel, 23 Nisan 1999 Cuma günü ise Washington'da ABD Baþkaný Clinton'la buluþtu. Ýki ülke Devlet Baþkanlarý arasýndaki zirve toplantýsýnda Abdullah Öcalan konusu gündeme geldi. Amerikalýlar, "Öcalan davasýný, Türkiye'ye düþman çevrelerin dahi söyleyecek bir sözünün olmayacaðý bir þekilde yürütmenizde büyük yarar olduðunu düþünüyoruz" dedi.
CumhurbaÞkanI Süleyman Demirel, 6 Ekim 1998 Salý günü Türkiye ile Suriye arasýnda arabulucu olmak amacýyla ülkemizi ziyaret eden Mýsýr Devlet Baþkaný ve beraberindeki heyeti Çankaya Köþkü'nün "Mavi Salon"unda aðarladý. Yemeðin tam orta yerinde Cumhurbaþkaný Demirel'in önüne "çok önemli" bir bilgi notu ulaþtýrýldý.
Amerika Birleþik Devletleri Ankara Büyükelçiliði aracýlýðýyla Washington'dan, Türkiye Cumhurbaþkaný'na iletilmek üzere gönderilen telefon mesajýnda þu ifadelere yer veriliyordu: "ABD yönetimi, PKK terör örgütü ve Abdullah Öcalan'ýn ülkelerinde barýndýrýlmasýnýn yarattýðý sorunlar konusunda Suriye yönetimini uyardý. Durumun vahameti kendilerine bildirildi. Türkiye haklýdýr. Sabrýnýzýn taþtýðýný biliyoruz. Suriye yönetimine, terörizmi desteklediklerini, Türkiye'nin bundan rahatsýzlýk duyduðunu, ABD'nin de Türkiye'yi anladýðýný belirttik. Sonuçlarýnýn da çok ciddi olabileceðini ifade ettik."
Mýsýr Devlet Baþkaný Hüsnü Mübarek'le yemek yerken Cumhurbaþkaný Demirel'e, ABD'den gelen mesaj konusunda bir Dýþiþleri yetkilisi þu deðerlendirmeyi yapýyordu: "Amerika diyor ki: PKK'ya desteðini kesmezsen, seni, ben bile kurtaramam."
Cumhurbaþkaný Demirel'e sunulan bu çok önemli mesajdan, hemen yanýbaþýnda oturan Mýsýr Devlet Baþkaný Hüsnü Mübarek'in haberi olmayacaktý. Yemekten sonra, Cumhurbaþkanlýðý çalýþma ofislerinin bulunduðu binaya geçiliyor, "Kýrmýzý Salon"da, Apo'nun Suriye'den çýkarýlma sürecinin kilometre taþý niteliðindeki tarihi toplantý baþlýyordu.
ooo
Cumhurbaþkaný Süleyman Demirel, NATO Zirvesi münasebetiyle 20-27 Nisan 1999 tarihleri arasýnda ABD'ni ziyaret etti. Bir hafta süre ile çeþitli etkinliklere katýlan Cumhurbaþkaný Demirel, 23 Nisan 1999 Cuma günü Washington'da Mellon Auditorium'nun Yeþil Salonunda saat 13.15'te ABD Baþkaný Bill Clinton'la buluþtu. Geniþ kapsamlý dünya sorunlarýnýn konuþulduðu bu tarihi buluþmada Türkiye-Suriye gerginliði ve PKK terör örgütünün faaliyetleri de gündeme getirildi.
ABD Baþkaný Clinton, Cumhurbaþkaný Demirel'le görüþmesi sýrasýnda, Ortadoðu'da istikrara çok önem verdiklerini ifade ediyor, bu arada Ýsrail seçimlerinin de istikrar getirmesini diliyordu. Clinton, Türkiye'nin terörle mücadelede büyük baþarý elde ettiðini ifade ediyor, ülkesinin, Türkiye ile bu konudaki iþbirliðini sürdüreceðini vurguluyordu. Ýki Devlet Baþkaný, Suriye'nin durumunu ele alýyor, Demirel, "Esad, PKK terörizmine destek veriyordu. Bunun komþuluða sýðmayacaðýný kendisine defalarca söyledik. Sonunda sabrýmýz taþtý. Kararlý bir tutum ortaya koyduk. Sonuçta mutabýk kaldýk. Þayet Esad sözünde durursa, iliþkilerimiz düzelir. Aramýzdaki mutabakata uyup uymadýðýný ise dikkatle izliyoruz."
Apo'nun yargýlanmasý
Türkiye Cumhurbaþkaný Demirel'in bu sözlerinden sonra ABD Baþkaný Clinton, kendisine þu karþýlýkta bulundu: "Türkiye'nin istikrarýna çok önem addediyoruz. Her alanda iþbirliðimizi sürdüreceðiz."
Baþkan Clinton'ýn bu sözlerinden sonra, Ulusal Güvenlik Danýþmaný Berger, "Müsaade ederseniz, bir hususu Cumhurbaþkaný Demirel'in dikkatine sunmak istiyorum" diyor ve þunlarý söylüyordu:
"Malžmlarý olduðu üzere, ülkenizin bir numaralý teröristinin yakalanmasýnda size yardýmcý olduk. Þimdi hem sizin, hem bizim için önemli olan, bu teröristin dâvasýnýn dünya kamuoyu tarafýndan âdil bir yargýlama olarak kabul edilmesinin saðlanmasýdýr. Bunun hassas bir konu olduðunu, kamuoyu baskýsýndan kaynaklanan güçlükler bulunduðunu biliyoruz. Ancak, Türkiye'nin imajý ile ilgili bir konu olduðu için gereken hassasiyetle ve özenle hareket edeceðinize inanýyoruz. Dâvayý, Türkiye'ye düþman çevrelerin dahi söyleyecek bir sözünün olmayacaðý bir þekilde yürütmenizde büyük yarar olduðunu düþünüyoruz."
Cumhurbaþkaný Süleyman Demirel, ABD Baþkaný'nýn Danýþmaný Berger'in bu sözleri üzerine, Clinton'a hitaben þunlarý söylüyordu: "Baþka türlü davranmamýz için hiçbir neden yoktur. Sözkonusu terörist elimizdedir. Adýgeçenin davasýnýn Türkiye'nin imajý bakýmýndan bir sýnav olarak algýlanacaðýnýn farkýndayýz. Kesinlikle âdil ve þeffaf bir yargýlama olacaktýr."
Türkiye ve ABD Baþkanlarýnýn bu tarihi zirvesinde Apo konusu bu þekilde müzakere ediliyor, daha sonra Clinton, Demirel'e hitaben þunlarý söylüyordu: "Türkiye'yi çok merak ediyorum. Hillary ve Chelsea ülkenizi ziyaret ettiklerinde çok büyük bir misafirperverlik göstermiþsiniz. Bunun için teþekkür ediyorum. Efes'i anlata anlata bitiremediler. Ben de mutlaka görmek istiyorum."
|