Ekonomide zor bir dönem yaşadığımızı anlamak için konunun uzmanı olmaya gerek yok. Pekçok sektör aynı ağırlığı hissediyor. Çalışan kesim bu durgunluktan nasibini alıyor. Global krizi fazla yara almadan atlatmış gözüksek de, üretim ve dış ticaret göstergeleri olumsuz. Devletin bütçe açığı katlanıyor. Ekonominin önemli kalemlerinden turizmdeki durgunluk, şimdiden hissediliyor.
Şimdi diyeceksiniz ki, karamsarlığın luzumu var mı? Yen bir hükümet kuruluyor. Taze bir başlangıç yapıyoruz. Evet, bir bakıma öyle. Ancak, Türkiye'nin yıllardır çözemediği ekonomik sorunları, artık hükümetler-üstü bir statüye ulaştı. 4 aylık konsolide devlet bütçesinde gelir artışı yüzde 45, gider artışı ise, yüzde 81 olarak gerçekleşmiş. Bütçe açığı 1998 bütçe açığını şimdiden yakalamış. İstanbul Sanayi Odası'nın (İSO) tahminlerine göre 1999 bütçe açığının en iyimser tahminle yüzde 12 civarında gerçekleşmesi bekleniyor.
Belki haftasonuna bu karamsar tabloyla başlamak istemeyeceksiniz. Ama bu tabloyu gözardı etmemiz imkansız. İSO Yönetim Kurulu Başkanı Hüsamettin Kavi, 26 Mayıs'ta yaptığı konuşmada, artık ekonominin bu yapı içinde sürdürülemeyeceğini savunuyor. Günlük tedavi ve kolaycı yöntemlerin iflas ettiğini söylüyor. Yatırım yapamayan bir ülkenin sağlıklı büyümesi mümkün değil. Mevcut faiz düzeninde ise yatırım yapmanın maliyeti çok yüksek.
Global rekabet ortamında, üretim maliyetinin yanı sıra, finansman maliyeti de, şirketlerin rekabet avantajlarını etkiliyor. Düşüncenin yatırıma döndürülebilmesinde, finansman kaynaklarının çeşitliliğinin yanı sıra, finansmanın maliyeti de önemli. Bütçe açığından kaynaklanan kamu sektörünün finansman ihtiyacı, faizleri altından kalkılamaz boyutlara yükseltti. Öyle ki, yatırım yapmanın anlamı kalmıyor. Çünkü hiçbir işin getirisi, devletin ödediği reel faizlere yetişemiyor.
Denklemin bankalar tarafına baktığımızda ise, Merkez Bankası verilerine göre, 21 Mayıs itibariyle, geri dönmeyen kredi hacminin yüzde 21 gibi astronomik bir boyuta ulaştığını görüyoruz. Bankaların denetlenmesindeki eksiklikler ve yolsuzluk dosyalarının kabarıklığı ortada. Bankaların verdiği haksız krediler, faiz yüküyle zaten çarpıklaşan sisteme, bir büyük darbe daha vuruyor.
Peki çözüm nedir denildiğinde, iki yönlü bir yaklaşım düşünülebilir. Birincisi, devletin ekonomideki rolünün küçültülmesi. Bu sayede, kamu açıkları azalacağından, bütçede bir rahatlama oluşacaktır. Devletin ekonomik aktörlükten çekilmesi, yolsuzluk potansiyelini de aşağı çekecektir. İkincisi ise kanunların işletilmesi ve herkese uygulanmasıdır. Özellikle bankacılık sektöründeki birtakım yolsuzluklara karışan herkes cezalandırılmalıdır.
Dışişleri eski Bakanı Emre Gönensay, bir mezunlar derneği toplantısında Türkiye'de demokrasinin gayrimeşrulaşma sürecinden bahsetti. Bu sürecin, devletin ekonomideki yerinin büyüklüğü, özel sektördeki rekabet eksikliği ve uluslararası suç örgütlerinden destek aldığını savundu. Devletin, ekonomide, düzenleyiciliğin ötesindeki görevleri bırakmasının, siyasi yapıyı da sağlığa kavuşturacağı varsayımı, oldukça mantıklı.
Türkiye bu durumda olmamalı. Yeni hükümetin ve kamuoyunun süratle bu sistemi yeniden meşrulaştırma çabasına girmesini ümid ediyoruz.