Giritli büyük yazar Kazancakis, yaşam öyküsünü "El Greko'ya Mektup" kitabında anlatır.
Bir gün Ege'nin maviliklerinde bir sandalla sürüklenmektedir. Dünyanın tembel bir öğlesonrasıdır.
Adaları ve tepelerdeki selvileri görür, mavi denizde parıldayan güneş ışınlarına dalar gider ve içenden "Tanrım!" der "Senden hiç bir dilekte bulunmuyorum. Hiç bir şey istemiyorum. Sadece bu uyum bozulmasın yeter. İçinde bulunduğum bu huzur iklimi bozulmasın!"
Homeros'un "şarap renkli deniz"i, insan mutluluğunun doruk noktalarından biridir.
Ilık meltemlerin taşıdığı zeytin ve kekik kokularıyla sarhoş olan Ege uygarlığı, bugünümüze de damgasını vuruyor.
Ege'yi ve İzmir'i, Türkiye'nin diğer bölgelerinden farklı kılan da bu.
İzmir'e her gittiğimde içine sürüklendiğim coşku bu kez de Açıkhava Tiyatrosu'nda yankılandı.
İzmir Devlet Opera ve Balesi görkemli bir "Bahar Konseri" düzenlemişti.
Geçen yıllarda, bu konserlerde benim parçalarımı da seslendirmişler.
Bu yıl hem New Age Rhapsody'den çalacakları bir bölümü dinlemek hem de iki parçamı seslendirmek üzere beni davet ettiler.
(Konser vermeyi bırakmış olmama rağmen, böyle özel olaylara katılmayı sürdürüyorum.)
İzmir'e de iyi ki gitmişim.
Hem dinleyicilerimizle hasret giderdik, hem de orkestranın, yüz kişilik koronun, bale grubunun ve opera sanatçılarının imza attığı önemli bir gösteriye tanık olduk.
Opera Bale Müdürü Aytül Büyüksaraç ve şef/aranjör Ercan Yenal, arkadaşlarıyla birlikte olağanüstü bir çaba sergilemişler.
Bütün olanaksızlıklara rağmen görkemli yapıtlar ortaya koyan (ve bu arada çok başarılı bir Fidelio sahneleyen) İzmir Devlet Opera ve Balesi'ni kutluyorum.
"Bahar Konseri" yle, binlerce kişiye umut, tazelik ve yaşam coşkusu aşılamayı başardılar.
Ve senfonik müziği, açıkhava konserlerine taşıma, büyük kitlelerle buluşturma başarısına imza attılar.