


On paralık heyecan!
Övmek, altın ya da pırlantaya benzer, kıymeti azlığından gelir. Göklere çıkarmayı, methetmeyi, yıkamayı, yağlamayı daha başından bol tutabilirsiniz. Fakat övgünüzün kıymeti on paraya düşer. Ayrıca herkesi öven, kimseyi övmüyor demektir.
Size bir öneri...
Baştan tedbirli gidelim...
İyi götürürlerse övelim...
Üç lider Ecevit, Bahçeli, Yılmaz girdiler kolkola. Ben de bayıldım yaptıkları protokola!
Sistemleştirme çok iyi!
Anlatım fevkalade!
Yazım, tasarım olağanüstü!
Medyaya sunuş mükemmel!
Paylaşma, bu kadar olur!
Üleşme Hükümeti, ülkemize, büyük milletimize hayırlı ve uğurlu olsun. Bakanlıkları ikiye ayırmışlar: İcracı bakanlık, genel bakanlık. Ve paylaşmayı "Her kap içindekini dışarı sızdırır" ilkesi üzerine yapmışlar.
Şu bakanlık Sayın Bahçeli'ye...
Şu bakanlık Sayın Ecevit'e...
Şu bakanlık Sayın Yılmaz'a...
Bakanlıkları, onlara bağlı kurumları ve devlet bankalarını paylaşıp, üleşmeyi Protokola Bağlama Hükümeti yapmışlar.
Bu protokolün içinde...
On paralık heyecan yok.
***
Üç atımlık bile coşku yok...
Çünkü yıpranmışı paylaşma hiç coşku vermiyor. Size veriyor mu? Lütfen kabul ediniz. Türkiye'de bakanlıklar; insanlara hükmetmek, bütçeden aktarılan parayı inzibat altına alarak yandaşlara yedirmek kurumları haline geldiler.
Güven çürümesi yaşanıyor.
Büyük imaj erozyonu var...
Bakanlık deyince: "Devlet parasını, baştan bile bile yanlış keşifli ve projesi bir kaç defa değişikliğe uğrayacak ihalelerle partili yandaş müteahitlere hortumlatma, hortumlanan paralardan bir kısmını da çeşitli yollarla partiye yönlendirip, delegeleri yemleme finansmanını bulma sistemi" akla geliyor. Dünyanın ileri ülkelerinde; vatandaşların fikir ve beden kabiliyetini geliştirsin, sorunlara çözüm önerileri bulsun, eşitlikten, insanlıktan, tarafsızlıktan, demokrasiden sapmadan ülkeyi zenginleştirsinler diye çalışan bakanlıklar, bizim ülkemizde ana gayelerinden saptılar. Hortumlama sisteminin bekçibaşısı oldular.
Bakanlık, yıpranmış yapı...
Üç lider girdiler kolkola...
Yıpranmışı paylaştılar.
Yıpranışın protokolünü yaptılar.
Ben de çok bayıldım bu protokola...
Gözü kör olsun alışkanlık.
Bakanlık paylaşma ve bakanlıkların makam otoları Mercedesler'e kurulma, eski kötü alışkanlık. Alışkanlık, anahtarı kaybolmuş kelepçedir. Kelepçe Hükümeti diye damga vursak bile yalan yazmamış oluruz. Daha önce ne yapılmışsa aynını yaptılar, bu kelepçeden nasıl kurtulacaklar?
Bir İş Programı Hükümeti kurabilirlerdi.
Kuvvet veren...
Coşku yaratan...
Geleceği kucaklayan...
Miskinliği yırtıp atan...
Yanlış kaynamış kemiği kıran...
İş Programı Hükümeti...
Önümüze 1000 kalemlik (evet evet yazıyla da yazayım bin kalemlik) bir liste koyabilirlerdi. Yapılacak işi tam tarif eden, nasıl yapılacağını da gösteren bir iş programı koysalardı. Örneğin; ilk 15 günde şunları şunları yapacağız, 30 günde şunları şunları gerçekleştireceğiz, 100 günde şunları, 200 günde de bunları yapacağız. Bu iş programını gerçekleştirebilmek için de bakanlıkları aramızda şöyle şöyle bölüştürdük deselerdi.
Bir coşku olurdu...
İş programı yapmadılar...
Oturup, protokol yaptılar...
İçinde on paralık heyecan yok...
***
Protokolde heyecan yok...
Ben biraz neşe katayım...
Kanada'da bir üniversitede öğretim üyeliği yapan Baki Özüm, Türkiye'deki akrabalarına "politikada neler oluyor?" bana yazın diye elektronik postayla bir mektup gönderdi. Bir gün sonra akrabaları ona şu fıkrayla cevap verdiler:
Çocuk babasına sormuş:
-Baba politika nedir?
Baba cevap vermiş: Bak oğlum bu evin başkanı benim. Yanımızda küçük kardeşine baksın diye bir dadı çalıştırıyoruz. Parayı nasıl harcayacağımıza annen karar veriyor. Ona "Hükümet" diyoruz. Hepimiz senin adam olman için uğraşıyoruz, sana da "halk" diyoruz. Bebek kardeşine bakan dadıya "işçi sınıfı" adını veriyoruz. Bebek kardeşine de "geleceğimiz" gözüyle bakıyoruz.
Baba böyle anlatmış...
Gece olmuş herkes odasına çekilmiş. Ancak bebek altını doldurmuş ve başlamış avaz avaz ağlamaya. Bu sese uyanan çocuk, annesine koşmuş. Bakmış annesi uyuyor. Dadıya koşmuş. Bakmış babası dadıyı yatakta beceriyor. Bebek ağlıyor, aldıran yok. Gitmiş uyumuş. Sabah kahvaltıda babasına durumu özetlemiş: Başkan, işçi sınıfını beceriyor. Bu arada Hükümet uyuyor. Halkın umurunda değil ve gelecek bok içinde.