kapat

29.05.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
I H Y
Siber Haber
L E I T Z
Sofra
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Roma'da satranç
Öcalan'ın İtalya'ya ulaşmasıyla, 7 büyük devletin katıldığı büyük satranç başladı. İlk piyonu Roma çıktı, karşı hamleyi Ankara yaptı. Amerika-Türkiye bu tarafta, İtalya-Almanya karşı tarafta oynuyor, İngiltere ile Fransa maçın gidişine göre hamle yaparken, Rusya şah-mat hamlesini bekliyordu

Dünyada, "Türkler" adıyla tanınan insanların, en öne çıkan özelliği, "savaşlar tarihini" incelemiş uzmanlar tarafından açık yüreklilikle teslim ediliyor:

"Türkler savaşkan bir ulustur!"
"Savaşkan olmak", her muharebeyi kazanmak ya da her zaman çok usta komutanlar çıkarmak anlamına gelmez.

Türkler, savaşlar sahnesinde birçok muharebe kazandığı gibi çok sayıda da muharebe kaybetti.

Ama, hiçbir muharebeden kaçmadı!..

Savaş uzmanlarının vurguladığı işte bu!..

Ama bu özellik, her millet için kolayca söylenemiyor.

Örneğin İtalyanlar'ın, büyük babaları Romalılar'ın savaşçılık özelliklerini genetik olarak almadıkları, son zamanlardaki hiçbir muharebeyi başarıyla tamamlayamamış olmalarından anlaşılmaktadır.

Kimbilir belki de İtalyanlar'ın kromozomlarında "anne tarafı" daha dominant olmuştur.

Ortaya enteresan bir soru çıkıyor:
Rönesans ve Reform hareketleriyle çağdaş medeniyetin beşiklerinden biri haline gelen İtalya, Türkiye'yi ekonomik, siyasi ve sosyal açıdan allak bullak eden büyük PKK terörü konusunda, neden net bir tavır alamadı da, hiç de "asil" olmayan bir süreç başlatarak, bütün dünyaya rezil oldu?

Evet, gerçekten rezil oldu, çünkü sonunda, Abdullah Öcalan üzerine kurduğu satrancı kaybetti, hareket olanağı yaratmak için çırpındığı "büyük kozu", elinde tutamayıp çatır çatır teslim oldu!..

Apo yakalandı mı?
Öcalan, İtalya'da ortaya çıkınca bütün Türkiye çalkalanmaya başladı.

Öcalan yakalandı!

Saf Türkiye, bu habere balıklama atladı.

Ülkede bir bayram havası esti. Ama bu bayram sevincinin beyhude olduğu kısa sürede ortaya çıktı.

İtalyanlar, hükümet dışı kimi parlamenter unsurlar eliyle değil, bizzat başbakanlık ve dışişleri bakanlıkları marifetiyle, Apo hakkındaki niyetlerini açıkça ortaya koydular.

İtalyan iç siyasetindeki demokrat ve muhafazakâr parçalanmışlığın başbakanlık koltuğuna ister istemez sürüklediği eski komünist D'Alema, pervasız bir biçimde, "Öcalan'a sığınma hakkının tanınabileceğini" açıklayarak, bunu "sığınma müessesesi Avrupa'nın geleneğinde vardır" görüşüyle perçinlemeye kalkıştı.

Cin olmadan şeytan çarpmaya kalkışan komünist, yaptığı açıklama ile farkında olarak veya olmayarak, "siyasi" bir "hakkı", "terör hakkı"na dönüştürüyordu.

Abdullah Öcalan, Türkiye'de demokratik ve anayasal hakları zorla elinden alınmış ve yaşamı tehlikeye düşmüş bir siyasi kimlik miydi ki, sığınma hakkından söz ediliyordu?

Hayır! Bu kimlik, bir uluslararası teröristti!..

***

Satranç başladı.

İtalya, Apo'ya "sığınma hakkı" tanınabileceğini açıklayarak ilk piyonu sürdü.

Ankara, derhal karşı çıktı ve iade dosyasını hazırlayarak, karşı hamleyi yaptı...

Büyük satranç başlamıştı.

Ve Türkiye, yakın tarihte belki de ilk kez, kaderin bir cilvesi olarak, büyük devletlerle oynanan bir satrancın, baş oyuncularından biri olmuştu.

Birinci Dünya Harbi satrancını, Enver ve Talat Paşa'lar yüzünden kaybeden, daha sonraki Lozan satrancından sağ salim çıkan Türkiye, en son oynanan İkinci Dünya Harbi satrancında ise seyirci kalmayı tercih etmişti.

16, 17 ve 18'inci yüzyıllarda, Avrupa'daki bütün masalara, İngiltere, Fransa, Almanya ve Rusya ile birlikte oturmaya alışmış olan Türkiye için, belki de bu satranç tarihin önüne çıkardığı büyük bir fırsattı.

Öyleyse kararlı ve dikkatli olmak gerekiyordu.

Roma'da başlayan bu satrancın tarafları, güçlerini tarihten alıyorlardı.

Amerika, Almanya, İngiltere, Fransa, İtalya ve Rusya...

Ve tabii Türkiye...
Türkiye ile Amerika, aynı taraftaydılar.

Almanya ise İtalya'ya daha yakın görünüyordu...

Çünkü Almanya'nın, Ortadoğu, Kafkasya ve Avrasya'daki çıkarları Amerika ile keskin bir çatışma içindeydi.

Buna karşılık, İngiltere ile Fransa'nın elleri, hem o tarafta hem de bu taraftaydı...

Bu oyuncuların hamlelerini, asıl oyuncuların hamleleri belirleyecekti.

Rusya ise izliyordu.

İtalya batağa saplanıyor
Abdullah Öcalan'ın "anlaşılmaz bir tutukluluk" hali vardı.

Bir tutukludan çok, konuk muamelesi görüyordu.

Nitekim, kısa bir süre içinde, Roma İstinaf Mahkemesi, Apo'nun tutukluluk halini kaldırdı ve İnfernetto isimli şık bir semtte, görkemli bir villaya yerleştirildi.

Güya, "gözlem altında" tutuluyordu.

Bu gözlem altı süresinde İtalya, dünyanın tepkilerini ölçmeyi tasarlarken, Öcalan, kurtuluş ile yakalanma arasında sallanıp duruyordu.

İtalya kazanırsa, Avrupa'ya kapağı atarak kurtulmuş olacak, Türkiye kazanırsa, "fare hayatı"na geri dönecekti.

İtalyan basını ikiye bölünmüştü, iki taraf da çığlık çığlığa bağırıyor...

Bir taraf, "İtalya, Avrupa demokrasisinin gereklerini yerine getirmelidir", öteki taraf ise "Bir teröriste kucak açarak başımızı niçin belâya sokuyoruz" diyordu.

Terörden yıllarca canı yanmış İtalyan kamuoyunun sağduyusu her geçen gün ağır basıyordu. Ki, yapılan araştırmalar sonunda, sokaktaki İtalyan'ın büyük bir çoğunluğu "Apo İtalya'dan gönderilsin" diyordu...

Bu günlerde Türkiye de boş durmuyordu.

Sokaklar, İtalya'yı protesto gösterilerinin dev bir sahnesi haline gelmişti.

İtalyan malı satan mağazalar kapılarına kilit vuruyor, İtalya'ya ihraç edilmek üzere hazırlanan mandalinalar, ayaklar altında eziliyordu.

Öfkeden İtalyan malı gözlüğünü takır takır ezen Türk'ün tablosu, İtalya televizyonlarında her gece haber oluyordu.

Bir yanda dehşet yükselirken, bir yanda da diplomasi hızlanıyordu.

Bu diplomaside, Türk-Amerikan ittifakının gücü tartışılmayacak derecede aşikardı.

"Çelik yumruklu kadın" Albright, İtalyan meslektaşı Dini'yi telefonla arayarak, "Türkiye'yi dinden imandan çıkarmanın alemi yok, Apo'ya sığınma hakkı tanıyamazsınız" diyor.

AB dönem başkanı Schüssel ise "Apo teröristtir" açıklamasını yapıyordu.

Tam bu sırada, İtalya'nın en fazla güvendiği Almanya çark edecekti...

Almanya, "Apo'yu yargılamak üzere Almanya'ya istemenin bir gereği yok" deyince; İtalya yelkenleri indirdi.

Çünkü her geçen gün biraz daha batağa saplanıyordu.

Satrancı Amerika ile Türkiye kazanmıştı.

Çünkü Türkiye davasında haklıydı, dürüstçe konuşuyordu ve Amerika da bunu teslim ediyordu...

Arrivederci Roma
Terörist Öcalan'ın, İnfernetto'daki villada, sarışın sevgilisiyle gününü gün ettiği söylenebilir miydi?

Kimbilir?..

Belki, 20 yıldır birlikte yaşadığından iyice alıştığı korku duygusu, hayvani içgüdülerini durdurmak yerine kamçılıyor, yeşil gözlü sevgilisinin yumuşak dokunuşlarıyla ve körpe teniyle, bu duygudan biraz olsun uzaklaşmayı arzuluyordu.

Ya da belki, Türkiye korkusu ve kıydığı canların yarattığı ruhsal tedirginlik, küçülüp küçülüp de, gözbebeklerinde sürekli kayıp giden bir oynaşmaya dönüşmüştü, buna karşılık iri bedeni "Ey Apo!.. Bunlar son demler, işte bunlar da son küçük kadınların, son küçük lezzetleridir" diyerek, kendini, ılgın gölgeli, ıtır kokulu arzu cennetlerine bırakıyordu.

Varsın kuryeler gidip gelsin, milyon dolar pazarlıkları sürsün, ilişkiler kendisine bir yurt bulmak için çırpınsındı...

Apo'nun İtalya'daki son saatleri yaklaşıyordu, tarihler 16 Aralık 1998'i göstermekteyken...

Son sözü, İtalya istinaf mehkemesi söyledi, "Apo artık serbesttir" dedi...

Bunun Türkçesi, "Apo'ya burada yer yok" demekti...

Satrancı Türkiye kazanmış, İtalya ise rezil olmuştu...

Yarın: Son eli, istihbaratçılar oynadı


Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır