Biliyorum, bu başlık o ünlü tekerlemeye ya da şiire uymuyor. Kafiyesi bile yok!..
Ama zaten 19 Mayıs'ta bayram yapmakta gençliğin bugün içinde bulunduğu koşullarda mümkün görünmüyor.
Hangi gençliğin bayramı ya da hangi gençliğin neşesi?..
Geçen hafta Perşembe günü bir lisenin sınıfında kurşunlar patlamasaydı belki de kimse sormayacaktı bu soruyu...
Hâlâ da çok fazla sorulduğu ya da yeterince sorgulandığı söylenemez.
Kırık bir aşk hikayesinin altından çıkan "Liseler" gerçeğini ve karanlıkta atılan çığlığı acep kaç kişi duydu?..
Yalnızca İstanbul'da iki milyon öğrenci var.
Çoğu devlet liselerinde okuyor.
Okudukları okulların "nüfus"u üçbin kişiden altıbin kişiye kadar uzanıyor..
Yani, nüfus sözcüğünün kullanılmasını haklı kılacak kadar kalabalık..
Türkiye'de bu ölçekte ilçeler, kasabalar, mahalleler var..
O ilçelerin, kasabaların, mahallelerin kendilerine özgü yönetim biçimleri ve kendilerine ait yönetim enstrümanları, araçları var..
Güvenlikten, sağlığa ve sosyal aktivitelere kadar...
Kasaba gibi okullarınsa hiçbir şeyi yok..
Üstelik, o "eğitim kasabaları"nda "okuyan öğrenciler" günlük yaşamlarının çok önemli bir kesimini o okullarda geçiriyorlar.
Ailelerinden çok öğretmenlerini ve okul arkadaşlarını görüyorlar.
Yani daha çok "orada" yaşıyorlar.
O yaşamı kolaylaştıracak, o yaşamı yaşanır kılacak hiçbir şeyleri yok..
Ama "çeteler"i var..
Şiddeti ve korkuyu içinde barındıran çeteleri...
Belki bu talihsiz öykünün ve o hazin cinayetin çetelerle doğrudan bir ilgisi yoktu..
Ama Kartal cinayeti, liselerdeki çeteler gerçeğinin bir kez daha ve tüm çıplaklığıyla hatırlanmasına yolaçtı..
Ya da, umarız açmıştır..
Yarın, çok nutuklar atılacak, biliyoruz..
Yarın; "yarın"ın gençlere ait ve gençlere "emanet" olduğu ve olacağı vurgulanacak..