Ecevitler ile MHP arasında birdenbire patlak veren ihtilafın şaşırtıcı bir yanı yok. "Uzlaşma kültürü"nün bu kadar terkedildiği, "hoşgörü ortamı"nın pervasızca dinamitlendiği bir dönemde, geçmiş "kan davâsı"nın hızla hortlamasından daha kolay ne olabilirdi ki?
Süleyman Demirel-Bülent Ecevit ikilisinin 2 Mayıs'tan başlayarak, insanlara görülmemiş bir hızla 24 saat içinde vatandaşlık kaybettirmelerine kadar uzanan keyf”liğinin önü alınmazsa; bu Meclis'ten "uzlaşma"ya değil, olsa olsa taraflardan birinin "teslimiyet"ine dayalı bir hükümet, o da, belki çıkar... Onun da ömrü uzun olmaz.
Türkiye, bu arada ardarda hukuk cinayetlerine, keyfiliğe, baskı rejimlerine özgü her türlü uygulamalara sahne oluyor. Toplumun ince tellerine hoyratça vuruluyor. Türkiye kutuplaşıyor. Siyasi akıl tümüyle kayboluyor. Böyle bir tablodan "uzlaşmaya dayalı" hükümet çıkarmak da haliyle pek zordur.
Bu olumsuz iklimin en büyük sorumluları, ülkenin en büyük sorumluları. İki yaşlı politikacı Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit...
"Hukuk devleti" nosyonuna sahip hiçbir ülke ve hiçbir şahıs, Türkiye'nin son bir ayında yaşananları izah edemez ve demokrasi ilkeleriyle bağdaştırıp onaylayamaz. Bugün seçimlerin üzerinden tam bir ay geçmiş durumda.
Ve, bir ay içinde, milyonlarca oyla seçilmiş bir milletvekili, sadece başörtüsü ile yemin etmek istemesi üzerine patlak veren gelişmeler sonucunda "vatandaşlığını kaybetmek"le yüzyüze kalacak; her an Yargıtay Başsavcısı veya DGM Savcısı'nın marifetiyle tutuklanması ya da yaka paça sınırdışına çıkarılması ihtimal dahiline girecek...
Merve Kavakçı, Nesrin Ünallık yapıp, 2 Mayıs'ta Meclis'e başörtüsünü çıkartarak gelseydi, son bir ay yaşadıklarını yaşamayacak: ona "vatandaşlık kaybettirme" de uygulanmayacaktı. Öyle değil mi?
Öyleyse - öyle olduğunu biliyorsunuz- olan-biteni hukukla açıklamak mümkün mü?
18 Nisan'da milletvekilisiniz; 18 Mayıs'ta size Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmadığınız bildiriliyor!.. Böylesine cinnet yaşayan bir ülkeyi kolay kolay gösteremezsiniz.
Anayasa'nın 66. maddesi "Vatandaşlık, kanunun gösterdiği şartlarla kazanılır ve ancak kanunda belirtilen hallerde kaybedilir. Hiçbir Türk, vatana bağlılıkla bağdaşmayan bir eylemde bulunmadıkça vatandaşlıktan çıkarılamaz." diyor. Gerçi, Vatandaşlık Kanunu'nun 25. maddesi "vatandaşlığı kaybettirme"yle (dikkat vatandaşlıktan çıkarma değil..) ilgili karar alabiliyor ama Merve Kavakçı için alınan karar, tek kelimeyle ayıptır. Çünkü bu kararı imzaya açan ve niha” imzayı atan Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel, her ne kadar hukuktan dem vuruyorlarsa da, tavırlarının siyas” olduğunu görmeyen ve bilmeyen yoktur.
Eğer, Merve Kavakçı'nın, İçişleri Bakanlığı'na bildirmeden veya izin almadan Amerikan vatandaşlığını da alması, bir "vatandaşlık kaybettirme" gerekçesiyse, söz konusu kararnameyi imzalayanların bir bölümü de dahil, binlerce kişinin vatandaşlığının derhal kaybettirilmesi gerekir. Demirel ve Ecevit'in bu "hukuk titizliği"ni göstermeleri şarttır.
Örneğin, akıllı bir kararla çocukları Amerikan vatandaşlığına sahip olsunlar diye Amerika'ya doğum yapmaya gidenlerin, İçişleri Bakanlığı'na bu konuda bildirimde bulunup bulunmadığını soruştursunlar. Hükümet üyeleri içinde ikinci vatandaşlığı bulunanlar açıklansın. Bunların, bunu elde ederken İçişleri Bakanlığı'ndan izin alıp almadıkları da belirlensin.
Yüzde 14'lük bir temsil gücüne sahipken, ülkeyi sırf seçimlere götürsün diye kurdurulan bir azınlık hükümeti, -şu anda o bile değil, yeni hükümet kurulana kadar sadece bir vekalet hükümeti- ne hakla tartışmalı hukuk” kararlar alıp, vatandaşlık kaybettiriyorlar. Hakları yok. Bir önceki yasama döneminden kalma, geçici bakan durumundalar. Esas vasıfları milletvekili seçilmiş olmaları ve bu açıdan Merve Kavakçı'dan farklı ve imtiyazlı bir durumları yok...
Ayrıca, insanların vatandaşlıkları, yarın ne ve nerede olacakları belli olmayan ihtiyarların kaprislerine tabi kılınmamalı...