kapat

14.05.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
I H Y
Sofra
L E I T Z
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
Prof.Dr.BAYRAKTAR BAYRAKLI(bayraktar.bayrakli@sabah.com.tr )

Hayat hakkı - III

I- Doğumdan Önce
Hayat hakkını anne karnındaki döllenmeye kadar indirebiliriz. Bitkisel ve hayvani gıdalardan oluşup gelen ve kıvamını sperm ve yumurta denen döllenmenin unsurlarında bulan bu hayat serüveni, yaşama hakkını bu döllenmenin öneminden almaktadır. Spermle yumurtanın buluşması, basit bir olgunun oluşumu değil, tam tersine ilahi kaderin bir mucizesinin meydana gelişindeki, yaratma olgusunun tezahürü olmaktadır.

Sayısı kestirilemeyen spermin, bir bakıma nehri tersine yüzerek, ilahi kaderin hedef gösterdiği yumurtaya ulaşma faaliyetinin mucizesinden başlayan bir hayat hakkını tanımak kulluğun gereğidir. Bu buluşmadan sonra, onların insanlığa sunacağı insan yavrusuna müdahale etmek, ilahi kaderi engellemektir. O anda çocuğun hayatına kıymak, ikili bir günah oluşturmaktır. Birincisi, ilahi kaderin tamamlanmasını engellemek, ikincisi de hayat hakkını ortadan kaldırmaktır.

Bilim bize, spermle yumurtanın döllenmesinden itibaren, o esrarengiz hayatın başladığını söylemektedir. Yüce Allah, kendi gücünü bize anlatırken, annenin rahmindeki yaratmayı yani o esrarengiz hayatı nasıl oluşturduğunu gündeme getirmektedir. Ayet şöyledir: "Dilediği şekilde, sizi annelerinin karnında şekillendiren Allah'tır..." (Ali İmran, 6)

Anne karnında Yüce Allah'ın gerçekleştirdiği bu yaratma olgusu, o kadar önemlidir ki, Allah'ı tanımlamakta kullanılmaktadır. Ayette "tasvir", yani "şekillendirme" kavramı yeralmaktadır. Bu şekillendirmek, insanın hem psikolojik ve hem de biyolojik yapılarındaki dengenin ve sanatsal yönünü ifade etmektedir. Çok değerli bir sanat eserini tahrip etmek ne kadar insanlık kültürünü yaralarsa, ilahi sanat olan insan denen bu varlığın hayatına ana rahminde son vermek de, ilahi kültür ve kadere o denli tahribat vermek demektir. Kaldı ki sanat eseri canlı değildir, insan ise canlıdır.

"Rahim" kavramı, merhametten üretilmiştir. "Annenin rahmi" kavramı, rahmin sıcak oluşundan bir hayata ev sahipliği yaptığından merhamet ismini almıştır. Çünkü Kur'an'da merhamet kavramı, sıcak, acımak ve esirgemek manalarına gelmektedir. Anne rahminde, çocuğun hayatına kıymak o organa verilen ""rahim" adına hiç yakışmamaktadır. O organ, çocuğun hayatına kıymamak, onun hayat hakkını elinden almamak demektir.

Kendini savunamayan ve sadece annesinin merhamet denen organının koruyuculuğuna sahip olan bir ceninin hayatına son vermek, katillik değil midir? İşte insanın, insana zulmü bu noktadan başlamaktadır. Yüce Allah, doğum öncesinde çocukların hayatına kıyılmamasını istemekte ve bunu isterken de "öldürme" yani "katillik" kavramını kullanmaktadır. Kur'an'da iki yerde bu ayet geçmektedir. Birisi İsra Suresi'nin 31. ayetidir. Bu ayet Miraç'da Hz. Peygamber'e verilmiştir, yani öğretilmiştir. Ayet şöyledir:

"Geçim endişesi ile çocuklarınızın canına kıymayın. Biz onların da sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek, gerçekten büyük bir suç ve günahtır."

Burada kastedilen çocuk, doğum öncesi dönemdeki çocuktur.

Diğer ayet ise, En'am Suresi'nin 151. ayeti içinde bir parça olarak yeralmaktadır. En'am Suresi'ndeki ayet şöyledir:

"De ki: Gelin Rabbiniz'in size neleri haram kıldığını okuyayım: Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana-babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Sizin de onların da rızkını biz veririz: Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayın ve Allah'ın yasakladığı cana, haksız yere kıymayın! İşte bunlar Allah'ın size emrettikleridir. Umulur ki, düşünüp anlarsınız."

Yüce Allah bu eyalette hakları sıralamaktadır. Allah hakkı, ana-baba hakkı, çocuk hakkı, hayat hakkı, toplumun hakkı diye sıralayacağımız bu haklar arasında çocuğa yaşam hakkını tanımak zorunludur. Bu ayet, özellikle "çocuğun hayat hakkını" yetişkinlerin hayat hakkından ayırmış ve bağımsız bir hak olarak ele almıştır.

II- Doğumdan Sonra
Yüce Allah, doğumdan sonra çocukluk döneminde çeşitli nedenlerle çocukların hayatına kıyanların olduğunu ve bunun bir zulüm teşkil ettiğini Kur'an'da anlatmakta ve çirkinliğine dikkat çekmektedir. Bunu yapanların dönemini, cahiliyet dönemi olarak takdim etmektedir.

a) Firavun İsrailoğullarının erkek çocuklarını kesiyor kızlarını bırakıyordu. Hz. Musa'nın gelip onu tahtından edeceğine dair sihirbazların haberine inanarak bu zulmü işliyordu. Onun için Allah, onu zalim olarak ilan etmiştir.

b) Hz. Peygamber'in döneminde, Araplar da kız çocuklarını öldürüyordu. Onlar kız çocuğunu ayıp kabul ettiklerinden öldürüyorlardı. Kur'an'ın çeşitli ayetlerinde yeralan bu zulmün, ahirette sorgulanacağına işaret edilmektedir.

"Diri diri toprağa gömülen kıza, hangi günah sebebiyle öldürüldüğü sorulduğunda" (Tekvir, 8-9)

Şimdi de çocuklar sokağa bırakılmakta ve onların hayatları kaybolup gitmektedir.

III- Doğum Öncesi Tedbir
Çocuğu dünyaya getirmek önemli değildir, önemli olan onu onurlu bir insan olarak yetiştirmektir. Öyle ise, yetiştirebileceğin kadar çocuk yapmak önemli bir kural olmalıdır. Döllenmeden önce alınacak olan tedbirler, dinde haram değildir. Ama bu tedbirler kadının hayatına zarar vermemelidir.

Onun içindir ki, çocuğun yetiştirilme hakkı hayat hakkı kadar önemlidir. Dünyaya geldikten sonra, "bu hayat ölümden kötüdür" denilecek bir hayatı çocuklara yaşatmamalıyız.

BİR SORU BİR CEVAP
Mezhep nedir?

Görüş , doktrin, ekol, anlamına gelir. İslam ülkelerinde mevzuat yerini tutmuş belli bir hukuk ekolüne ait hükümler mecmuasıdır. Nazari olan Kur'an hükümlerinden, delillerinden hareketle ameli hükümleri çıkarmada tutulan belli bir yol, yöntem. Yol ve yöntemdeki farklılıklar fıkhi mezhepleri ortaya çıkarır. Akaid konusunda İslami savunacak boyutta olan ihtilaflar, akaiddeki mezhepleri, fıkraları oluşturur. İhtilafın boyutu İslam'ın temel ilkelerine ters düşecek düzeyde ise, o zaman ayrı dinlerden sözedilir.

Mezhepler, dinin şartlarından olmadığı bilinmelidir. Mezhep görüşlerini Kur'an'ın önünde tutmak şirktir. Ameli ve itikadi mezhepler, İslam kültüründen öte bir değerleri yoktur.

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır