


Tek ayak üstünde bir dünya
Dünyanın gidişatına biraz dikkatle bakarsanız, yaşanan yemin krizinin, Türkiye'yi çok aştığını, aslında dünyanın başının bu vatandaşlık yeminleriyle epeydir dertte olduğunu hemen görürsünüz.
Küreselleşme süreci hızlandıkça bildiğimiz vatandaşlık kavramı da iyiden iyiye karışıyor doğrusu. Çifte vatandaşlık kabul gördüğüne göre yakında üçlü, dörtlü vatandaşlık örneklerini neden yaşamayalım?
Baksanıza Global Köy'ün "mobil" vatandaşına, yaşadığı hayat 19. yüzyılda oluşturulan vatandaşlık tanımına hiç uyuyor mu: Bir ülkede doğuyor, bir başka ülkede oturuyor, bir üçüncü ülkeden eş seçiyor, sonra gidip bir başka ülkede çalışmaya başlıyor, çocuğunu orada dünyaya getiriyor... Askerliğini bir ülkede yaparken vergisini bir başka ülkeye ödüyor, emekli maaşını da başka yerden alıyor...
Şimdi çıkabilirseniz çıkın işin içinden: Bu vatandaş, nerenin vatandaşı sayılmalıdır? Nerede seçme ve seçilme hakkı olmalıdır? Ve hangi ülkeye sadakat yemini ile bağlanmalıdır? Atalarının mezarı olan yere mi? Doğduğu yere mi? Yaşadığı yere mi? Askerliğini yaptığı yere mi? Vergi ödediği yere mi?
Yoksa "kalben bağlı olduğu" yere mi?
İyi de, kalbi bağlılıklar da değişmez mi?
En acı ihanetler, en tumturaklı sadakat yeminlerinin ardından yaşanmaz mı?
* * *
İşte buradan "yemin"e geliyoruz... "Anadan doğma" değil de "sonradan olma" vatandaşların sadakat garantisi olarak görülen yemin törenlerine...
Oysa yeminin kendisi, çağını doldurmuş, can çekişmekte olan bir kavram...
Çağını doldurmuş; çünkü değişimi reddediyor. Değişime karşı "ezelden ebede sürecek olan" doğrular olabileceğini varsayıyor. İnsanın düşünceleriyle, duygularıyla, değerleriyle değişim içinde, "dinamik" bir varlık olduğunu inkar ediyor. Koşulsuz bir itaati ve sorgulayıcı zihnin ebediyyen devre dışı bırakılmasını içeriyor. Sadakatin güvencesini akılda ve mantıkta değil imanda görüyor.
İşte bu dogmatik karakterinden dolayıdır ki, sadakatin ve dürüstlüğün güvencesi olması gereken yemin, yalanın ve riyanın kaynağı oluyor.
Yalanla yemin atbaşı gidiyor. Yeminin her delinişinde yalan biraz daha azgınlaşıyor. Yalan azgınlaştıkça güvensizlik artıp yeminin kuşkulu güvencesine daha çok sığınıyor insanlar.
Ama yine ihanete uğruyor...
İşte bu süreç içinde yemin hızla çağın dışına düşüp, yerini "koşullu bağlılık" metinleri diyebileceğimiz sözleşmelere bırakıyor.
* * *
Vatandaşlık kavramı zaten problemli bir kavram.
Yemin kavramı ondan daha problemli...
Bir de bu iki kavramı bir araya getirip "vatandaşlık yemini" dediniz mi, iyice içinden çıkılmaz bir kördüğümle karşı karşıya kalıyorsunuz.
İşte dünya şimdi bu krizi yaşıyor.
Ulusal devletler, artık Yedi Kocalı Hürmüz'e dönen "vatandaşlarına" yemin üstüne yemin ettirseler de bir türlü sadakatlerinden emin olamıyor; vatandaşlar ise, ne kadar çok ülkenin vatandaşı olurlarsa o kadar az vatandaş oluyorlar..
Ve gittikçe, tek ayak üstünde duran bir dünya çıkıyor ortaya...
* * *
Geçtiğimiz haftalarda bana e-mail, faks, mektup ya da telefonla ulaşıp kah iç döken, kah yüreklendiren, kah eleştiren okurlarımın hepsine tek tek cevap yazmak isterdim. Ama inanın, bu iş boyumu aşıyor. Bilmenizi isterim ki, bütün mesajları tek tek okudum, alıp aklıma ve kalbime yerleştirdim. Sağolun...