


Globalleşmeye kıçından mı başladık?
"Ulus-devlet" modelindeki eski katılığın nasıl aşınmakta olduğu, bizim askeri hava üslerinin -NATO etiketi arkasında dahi olsa- Amerikan savaş uçaklarının kullanımına açık bulunmasından da belli...
ABD'nin nerdeyse yarım yüzyılı bulan Türkiye'deki askeri varlığını, bundan böyle isterseniz, bir globalleşme süreci olarak da değerlendirebilirsiniz...
İncirlik Hava Üssü'nden Saddam'a karşı yapılan saldırılara; şimdi Bandırma, Balıkesir-Çorlu hava üslerinden Miloseviç'e karşı yapılacak saldırılar da ekleniyor...
Kendi çöplüğünün tepesinde horozlanmaya kalkan hiç bir diktatöre, globalleşme dışında kalma hakkı yok artık...
Tüm ülkeler hukukun evrensel ilkeleriyle bilimsel ekonominin kan dolaşımı içinde bütünleşmek zorundalar.
Durum onu gösteriyor.
* * *
Ankara, askeri açıdan Washington'la ta öteden beri sıkı bir globalleşme süreci yaşıyor.
Ne var ki, sivil politikalar açısından, globalleşmeyle hiç bir alanda lehim tutturamıyoruz.
Washington, Ankara'nın hukuk ve ekonomi dallarında globalleşmesine boşverdiği için mi lehim tutmuyor; yoksa askeriye dışında globalleşmeyi biz mi kıvıramadığımızdan ötürü lehim tutmuyor? O belli değil...
Belki de her ikisi...
* * *
Şimdi bir konu daha geliyor gündeme...
Washington açısından Yakındoğu'daki İslam ülkeleriyle Ankara'nın -globalleşme sürecinde- çizeceği kompozisyon nasıl olmalı?
Her türlü inanç özgürlüğü simgesinin Parlamento'da da temsil edilebileceği bir İslam Konfederasyonu'nun merkezi mi olmalıyız?
Washington'la askeri bir globalleşme bütünleşmesi içinde bir İslam Konfederasyonu'nun merkezi olmak...
ABD dahil, değişik ülkelerin vatandaşlarından oluşan global bir İslam parlamentosu...
Temsilcilerin kimi sarıklı, kimi takkeli, kimi serpuşlu, kimi kalpaklı, kimi turbanlı, kimi çarşaflı, kimi yeldirmeli, kimi latalı, kimi şalvarlı... Globalleşmiş rengarenk bir İslam Parlamentosu...
Ancak herkes -kendi özel parti çıkarları dışında- hukukun evrensel ilkelerine de saygılı, bilimsel ekonominin kan dolaşımına da...
Tartışmalar, hangi partilerin bikinili bayanları aday göstermeyeceği konusuyla, prezervativ kullanan erkekleri aday göstermeyeceği üstünde sürdürülüyor.
Ancak hırsızlık edenlerin elini kılıçla kesmek yok; zina suçu işleyen kadınları recmetmek de yok. Belki kız çocuklarına, erkek çocuklarına düşen mirasın sadece üçte birinin verilmesi kabul edilebilir. Bir de belki, nafakası ödendiği halde boşanmak istemeyen kadınların üstüne yeniden evlenebilme hakkı...
* * *
Türkiye, globalleşmenin İslami merkezi olarak mı değerlendirilmek isteniyor acaba?
Kazara İran böyle bir globalleşmeye karşı çıkarsa, Ankara-Washington arasındaki askeri globalleşme, Tahran'a da bol bombalı bir yaptırımcılık uygulayabilir...
Böyle bir İslam globalleşmesi, Avrupa Birliği ile nasıl bir ahenk kuracağına gelince...
Türk-Yunan dostluğu geliştirilerek de kurulabilir bu ahenk...
Ola ki Rusya da, Çin de, Japonya da, böyle değişik bir globalleşmeye "hayır" demez pek...
Ne var ki biz, askeri globalleşmeye 50 yıl önce başlamışken, 21. Yüzyılın yeni Dünya Düzeni'ne kıçından başlamış oluruz...
Bu da bize ne kadar yakışır, ne kadar yakışmaz, bilemeyiz.
Bugünkü durumlar ne kadar yakışıyorsa, o kadar yakışır herhalde...
Allahsız komünizme karşı Washington'un kalesi olmanın getirdiği yeniliklerdir bunlar, fazla da ses edemeyiz..