'Türkiye'den gideceğim'
Yurt dışına yerleşip yaşamak en mantıklısı galiba.
Çünkü ben kaçak değilim, daha önce böyle bir cezam da yok. Sabahın 07.30'unda evimden alıp götürüyorlar, üstelik de mevcutlu olarak istiyorlar. Bunlar çok zoruma gitti. Çünkü Türkiye'de mevcutlu olarak istemek ne demek, niye böyle bir şey hak ediyorum, neden?
Polisler, kameralar, fotoğraflar, savcılık, adliye, parmak izi, fişlenme, maliye, tantana ve büyük bir curcuna yaşadı Hülya Avşar... Sadece "Ruh hastası" olarak ifade ettiği ve vesayetine aldığı annesi Emral Avşar'ın attığı bir imza yüzünden... Daha doğrusu yine Hülya'nın ifadesiyle "Annesinin kazığı" yüzünden yaşadı tüm bunları...
Kabus gibi olayın üzerinden iki gün geçti geçmesine ama Hülya'nın sinirleri hiç dinmiyor. Aslında ağzına geleni söylüyor ama aşağıda yazdıklarım benim süzgecimden geçmiş olanlar.
Hülya Avşar'ın yüreğini bildiğim için, içinde herhangi bir kötülük olmadığı için, sadece ve sadece olayın şokuyla söylüyor bu şok edecek ifadeleri.
Ama hiç mi haklı değil diye de biraz düşünmek lazım... Hülya'nın anlattıklarını okuduktan sonra, bütün bunların bir de kendi başınıza geldiğini düşünün...
'Sanatçı olduğum için utandım'
"Yurt dışına yerleşip yaşamak en mantıklısı galiba. Çünkü ben kaçak değilim, ne bileyim daha önce böyle bir cezam veya suçum da yok. Sabahın 07.30'unda evimden alıp götürüyorlar, üstelik de mevcutlu olarak istiyorlar. Bunlar çok zoruma gitti. Çünkü Türkiye'de mevcutlu olarak istemek ne demek, niye böyle bir şey hak ediyorum, neden?
Savcı istese benim karakolda ifademi aldırır, araştırmalardan sonra benim suçum varsa her türlü cezayı verebilir ya da beni orada saatlerce tutmakta haklı olabilir.
Hiçbir zaman hak etmiyoruz bu tür muameleleri. Ne güvencemiz var ne de başka bir şey. Özellikle sanatçıysan ne şerefin ne namusun kalmıyor. Eğer ki sanatçı ve şöhretliysen bir anda bunu silebiliyorlar.
Bu şartlar altında Türkiye'de yaşamak bana çok zor gelmeye başladı artık. İnanılmaz derecede vergini veriyorsun, üstelik de üst sıralarda yer alıyorsun, deliler gibi çalışıyorsun. Hayatın birçok insandan çok daha muntazam, ona dikkat ediyorsun ama karşılığında!
Türk sanatçısı olduğum için ilk defa utanç duydum. Bana göre sanatçıya saygı duymayan insan Atatürk'e de saygı duymuyor demektir. Atatürk'ün bile 'Herkes herşey olabilir ama sanatçı olamaz' sözü var. Atatürk bunu söylemiş. Bunun üstüne hiçbir şey konuşmamak lazım. Bu kadar sanatçıları yıpratmamaları, biraz onları kollamaları lazım.
Biz sanatçıyız, biz insanlara hizmet ediyoruz. Her fırsatta kurumlara elimizden geldiği kadar yardımcı olmaya çalışıyoruz. Çünkü biz sanatçıyız, iyi insanlarız, duygusal insanlarız.
Böyle insanları daha fazla yıpratmasınlar. Ben oraya gidip parmak izi vermeyi, fişlenmeyi, sabahın 07.30'unda kapımın çalınıp adliyeye götürülmeyi hiçbir zaman haketmedim.
Bu bana göre bazı insanların kendi zevklerini okşaması gibi bir şey oldu. Artık buna tahammül edemez hale geldim. Zaten ne güvencem var ne sigortam var. Geleceğin zaten hiç belli değil. Böyle bir ortamda yaşıyoruz. Bütün bunları gözardı edip mutlu olmaya çalışırken insanları mutlu etmeye çalışıyorsak biraz da bizim gibi insanları çeksinler ve kollasınlar.
'O rezaleti haketmedim'
Ben sabah karakola gidip ifade verebilirdim. Suçluysam tıpış tıpış gider cezamı da çekerdim ama dünkü rezaleti hak etmedim.
Kabus gibi. Benim bir çocuğum var. Seneler sonra çocuğum böyle bir şeyi okursa, ona söylerlerse kaç kişinin canını yakmış oluyorlar.
Eve gittim çocuğumla karşı karşıya geldim. Bilseydi herhalde nereden geldiğimi utanç duyardı. Çocuğum okula gidiyor olsaydı bu haberlerden sonra ertesi gün arkadaşlarının yüzüne nasıl bakardı. Bunu kimsenin bana çektirmeye hakkı yok. Hiçbir şeklide buna izin vermiyorum.
Savcıya, devletin üst seviyelerine, kanunlara her zaman saygım sonsuz. Zaten istemesem de saygı duymak zorundayım. Ama şu bir gerçek ki böyle bir şey yapmalarına izin vermem asla. Böyle birşey yapmaya da onların hakkı yok. Hakları yok böyle bir şeye...
Ben ilk fırsatta mutlu bir hayat yaşamak için başımın çaresine bakmaya çalışacağım. Yazık günah yani..
'Cumhurbaşkanı okulumu açacak'
Bana maliyedeki müdürlerden bir tanesi aynen şu sözü söyledi;
'Hülya Hanım biliyoruz ki siz haklısınız. Ama biz kanunlara uymak zorundayız. Ve sizin yüzünüzden gerçek kaç tane sahtekar insanla şu anda ilgilenemiyoruz, bunu biliyor musunuz?'
Benim yüzümden gerçekten sahtekarlık yapan, milyonlarca dolar dolandıran insanlara hesap soramıyorlardı. Çünkü gazeteciler, bir sürü tantana, gelen telefonlar... Ben orada dört saat boşu boşuna maliyeyi ve adliyeyi meşgul ettim.
Ne gerek vardı bütün bunları yaşattılar?
Üç gün sonra Cumhurbaşkanı benim okulumu açacak. Ve ben Cumhurbaşkanı ile birlikte böyle bir şerefe nail olacağım. Cumhurbaşkanı gelecek ve benim okulumu açacak ama ben iki gün önce sahtekarlıktan dolayı adliyeye götürülüyorum. Bana bunları yaşatmaya kimsenin hakkı yok. Ama hakkımı aramaya kalksam hiçbir şekilde cevap alamayacağımı da biliyorum. İşin en acı tarafı bu işte... Herşey oldu bitti geliyor. O yüzden de artık Türkiye'de yaşamak istemiyorum."
|