|
|
COŞKUN KIRCA(ckirca@sabah.com.tr
)
|
  
Anayasa'ya aykırılık
Türban denilen simgeyle Meclis'e girilebilir mi? Başta FP, ikinci cumhuriyetçiler ve Meclis'in Geçici Başkanı İçtüzükte sarahat olmadığı için girilebileceğini söylüyorlar. Bu iddianın tutar tarafı yoktur. Zira o takdirde sarıkla veya takkeyle de girilebilmesi caiz olur! Meclis'e türban gibi bir dini kıyafetle girilememesi bir teamüli kuraldır. Bu kural içtüzüğün ayrılmaz bir parçasıdır ve kaynağını Anayasa'nın Cumhuriyet'e değişmez laik niteliğini veren 2'nci maddesinde bulur. Laiklikten çıkan sonuçlardan biri, Anayasa Mahkemesi'nce ve ayrıca Avrupa İnsan Hakları Divanı'nca belirtilmiş olduğu gibi, kamu görev veya hizmeti yahut eğitim ve öğretim faaliyetlerinin yürütüldüğü yerlerde kişinin dinle ilgili inancını göze batar şekilde açığa vuran giysilerin giyilememesi ve işaretlerin taşınamamasıdır. Çünkü laiklik, herkesin dinle ilgili inancının özel hayatı çerçevesinde kendi vicdanında kalması ve saygı görmesini gerektirir. Laik düzende kişiler sadece vatandaş olup dine ait inanç farklarını kamusal zeminde öne çıkaramazlar ve hepsi aynı hukuk kurallarına uyarlar. Kimsenin bu konudaki inancı kamusal faaliyetler bağlamında hiçbir rol oynayamaz.
Ayrıca, saçların ve boynun tamamını kapayan türbanı takanlar, bu gösteriyi, cinsler arasındaki eşitlik, ferdin her alanda serbestçe kişiliğini geliştirebilmesi ve eşit ve hür bir hukuk öznesi olmaktan vazgeçememesi ilkelerini reddetmek için yapıyorlar. İnsanlar arasında eşitliğe ve aklın her türlü dogmadan arındırılması felsefesine dayanan çağdaş devlet, kadını erkekte şehvet duygusunu tahrik eden ikinci sınıf bir yaratık sanan bir inancın farklılık gösterisine konu olmasını kabul edemez. Kaldı ki ciddi ilahiyatçılar bu konuda kutsal kaynaklarda sadece bir tavsiyenin yer aldığını ve bu tavsiyenin hayânın gereğini yerine getirmekten ibaret olduğunu anlatıyorlar.
Laik düzende hiç kimse belirli bir dini inancı simgeleyen türbanla, bırakalım Meclis Genel Kurulu'na ve komisyonlarına girmeyi, Meclis avlusuna ve Meclis'teki kendi odasına da giremez. Zira Meclis'in üzerinde bulunduğu taşınmaz mal bir kamu görevine ayrılmıştır ve milletvekilleri kendilerine ayrılmış odalarda bu kamu görevinin gerektirdiği bazı faaliyetleri yerine getirirler. Devlet organlarının yanı sıra merkezi, yerel ve özerk idarelerde de durum aynıdır. Şunu da belirtelim ki Atatürk'ün imzasını taşıyan halen yürürlükteki bir kararnameye göre, bu yerlere uygarlığın gereği olarak ancak başı açık girilebilir.
Başbakan'ın hatası
Oysa Başbakan, Meclis Genel Kurulu'nun toplanmasından önce FP'yle bir "uzlaşı" aramış ve Bayan Merve Kavakçı'nın Meclis bahçesinde ve Meclis'teki odasında türban taşıyabileceğini; ama Meclis Genel Kurulu ve komisyonlarına türbanla girmemesi lüzumunun bu parti tarafından anlaşılması gerektiğini söylemiştir. Bu beyan hem içerik, hem de taktik bakımından yanlıştır. Bir kere yukarda belirtilen kurala aykırıdır. Başbakan'ın laiklik ilkesinin gerekleri üzerinde köktendinci partiyle uzlaşma pazarlığına girişmesine Anayasa'nın değişmez hükümleri manidir. Üstelik bu ilkeden taviz vermeye hazır olduğunu başından söyleyerek köktendincilerle pazarlığa kalkışması, onları sadece şımartmış ve daha fazla taviz elde etme hevesinde teşvik etmiştir. Ecevit, bu hatalı tutuma gireceğine, Meclis Genel Kurulu'nda yaptığı son derecede güzel konuşmayı o zaman yapmış olsaydı, malum olay vuku bulmayabilirdi.
Cumhurbaşkanı'nın uyarısı
Cumhurbaşkanı'nın pek yerinde uyarısına rağmen, irtica, laik Cumhuriyet'le boğuşmaya kararlı görünüyor ve fırsat kolluyor. Geçici Başkan'ın veya Meclis Başkanlık Divanı seçildikten sonra FP'li Başkanvekili'nin genel kurulu yönettiği bir sırada bu hanım aynı kılıkla and içmeye kalkışabilir.
İrticaın azmasını önlemek, ancak tepesine Cumhuriyet'in yumruğunu indirmekle mümkündür. Bunun için FP'yi temelli kapatmak da yetmez. Çünkü Anayasa'nın bu konudaki hükümleri, irticaın bu kez başka bir ad altında partileşerek devam etmesini yeterince engellemiyor. Anayasa Mahkemesi'nin bu konuda içtihat yoluyla ne yapması gerektiği ayrı bir konudur. Kaldı ki FP'yi temelli kapatmak da yeterli olamaz. Çünkü irtica yarım asra yaklaşan bir süredir her yere sızmıştır ve her yerden temizlenmesi gerekir; ama hem kurallarımız yetersizdir, hem de siyasi yelpazedeki yerleri ne olursa olsun, partilerimizin çoğunluğu irticadan oy bekler halde olup irticaa yeterince karşı çıkamamaktadır.
Tek çare, siyasi sistemimizi kapsamlı ve tutarlı biçimde ıslah etmektir. Ne var ki siyasi zümremiz böyle bir reformu yapmaya ehil olmadığı gibi, niyetli de değildir.
|
 |
Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır
|