Kars'tan Sarıkamış'a giderken yol üzerinde Birinci Dünya Savaşı'nda şehit düşmüş askerlerimizin şehitliği var. Binlerce kefensiz genç için yalnızca sembolik mezar taşları dikilmiş. Adları bugün için bir önem taşımıyor. Yalnızca adlarının yanında soyadı yerine baba adları bulunuyor. Bir de elbette memleketleriyle yaşları...
Bu taşlara bakarak o dönemin siyasal haritasını yeniden çizmek mümkün. Kimi Bağdat'tan gelmiş, kimisi Selanik'ten, kimi Bosna'dan, kimi Şam'dan...
Aralarında Priştine'den, Kosova'dan gelenler de var. 19 yaşında, 20 yaşında Anadolu'nun en doğu ovalarında, en yüksek dağlarının yamaçlarında şehit düşmüşler.
Kars-Sarıkamış yolu üzerindeki bu mezar taşlarındaki yazılar belki de, Kosova'ya, Kosovalı soydaşlara uzatılan yardım elinin bir bakıma en anıtsal gerekçesi...
Çok değil, bir insan ömrü kadar yakın bir süre önce, Anadolu'nun yardımına koşmuşlar, koşturulmuşlar...
Doğup büyüdükleri topraklara geri dönememişler. O topraklar da elden çıkmış. Ama onların toprağa düşen gencecik cansız bedenleri sayesinde bugünkü bu devlet kurulabilmiş.
Gündelik yaşamın hayhuyundan "Kosova neresi ve neden önemli?" sorusunun üzerinde pek durulamıyor.
Kosova adı, Balkanlar'a Osmanlı İmparatorluğu'ndan önce yapılmış Türk göçlerinden kalma bir ad. "Kuş ova" veya "Kuş ovası"nın zamanla aşınmış biçimi.
Güneyinde Arnavutluk, eski Yugoslavya Cumhuriyeti ve Makedonya bulunuyor. Buraya komşu Metohiya bölgesi var. Burası da Yunancada "Manastır ve kiliseler bölgesi" anlamına geliyor. Sırplar'ın verdiği önem bundan. 1459'da kaldırılmış olan Sırp Ortodoks Kilisesi Patrikliği'ni, Sokullu Mehmet Paşa 1557'de yeniden burada kurdurtmuş, başına da ortodoksluktan ayrılmamış olan kendi kardeşini getirmiş. Buraları, Avrupa'nın en zengin linyit ve değerli maden yataklarına sahip olmasının yanında, jeopolitik açıdan da önemli. Bölge dışı pek çok gücün Kosova'ya duyduğu ilginin nedeni de burada...
Kosova'nın gerçek sahibinin kim olduğu konusu, hep kavgalara ve savaşlara yol açtı. Osmanlı'nın Kosova'ya yerleştiği dönemden günümüze Sırplar buradan hep göç ettiler. Bu arada Arnavut etkinliği de her zaman tehdit oluşturdu. Arnavutlar Avrupa'nın en yüksek doğum oranına sahip (yüzde 3). Bundan başka Arnavut nüfusunun görünürdeki artış nedeni olarak, İslam dinini kullanarak, öteki Müslüman etnik grupları, bu arada Türkler'i de asimile etme çabaları gösteriliyor. Kosova'daki Türk nüfusu resmi rakamlara göre 12 bin dolayında ama gerçekte 60 binin üzerinde olduğu kabul ediliyor. Soğuk savaş döneminde kendilerine soğuk bakıldığından Türkler'in kendilerini Arnavut diye yazdırdıkları biliniyor.
Kosova, Balkanlar'daki etnik karışıklığın tarih karmaşasının tipik bir örneği.
Birinci Dünya Savaşı'ndan İkinci Dünya Savaşı'na kadar eğitim dili Sırpça, daha sonra Arnavutça olmuş. Türkçe eğitim 1950'lerde başlamış. Halen Türkçe eğitim veren ilk ve orta dereceli okullarla Priştine Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı bölümü bulunuyor. Son olaylara kadar 5 şehirde Türkçe eğitimi devam ediyordu.
Nazi dramı benzeri "etnik temizlik" vahşeti başlayıncaya kadar herkes mutluydu ve birlikte yaşıyordu. Sırplar, tarihin intikamını alırcasına katliamlara girişince, her şey değişti.
NATO uçakları şimdi bomba yağdırarak eski günlere dönülmesini sağlamaya çalışıyor. Topraklarından sökülen binlerce Kosovalı, geri dönmek umuduyla bekleşiyor. Kosovalılar'a bu hükümetin göçmen değil "misafir" gözüyle bakması tarihe ve insanlığa saygının gereği.
Kars-Sarıkamış yolunda şehitlikte yatanlar elbette yuvalarına dönemeyecekler ama Trakya'da şu anda konuk olanlar, mutlaka yurtlarına kavuşacaklar.
İşte Kuş Ova ya da Kosova sorununa bir kuşbakışı...