Özellikle Apo'nun Türkiye'ye getirilmesinden sonra yaşadığımız bazı terör olayları elbette çok ürkütücü. Sonu faciayla biten bazı eylemlerin yaşanması, kendini bilmezlerin sağa sola attıkları molotof kokteyllerinin yarattığı panik havası hepimizi daha fazla önlem almaya itiyor.
Büyük çarşıların, kalabalıkların girip çıktığı pasajların, otellerin ekstra güvenlik önlemlerine başvurması son derece normal.
Ancak herşeyde olduğu gibi "güvenlik önlemi almakta" da işin suyunu çıkarıyoruz gibi geliyor bana.
Güvenlik elbette çok önemli, ama bu insanı rahatsız eden ve çirkin bir manzara sergiler hale gelirse durup düşünmek zorundayız.
Size bir örnek anlatmak istiyorum. Çarşamba günü Swissotel'de Güzel İstanbul Linones Kulübü'nün bir toplantısına katıldım. Otele geldiğimde gördüğüm manzara şuydu: Swissotel'in bahçesinin girişine barikat kurulmuş. Burada bekleyen görevliler otele gelen araçları durduruyor. Ortalık yerde bagajlar açılıyor, bir bomba dedektörü araçların altına sokuluyor. Sonra otelin kapısına geliyorsunuz, bu kez elektronik cihazla üst araması yapılıyor.
Şimdi, Türkiye'ye gelen ve gelmeden önce Türkiye hakkında olumsuz haberler okuyan bir yabancıyı düşünün. Kalacağı 5 yıldızlı otelin önünde bu kadar kabaca alınan güvenlik önlemlerini görünce "Kimbilir İstanbul'un diğer yerleri nasıldır?" diye içinden geçirmez mi? Böylesi kaba bir güvenliği yaşadıktan sonra "En iyisi hiç dışarı çıkmayayım?" demez mi?
Dünyanın pekçok ülkesi terör tehditi altında. Oralarda da yoğun güvenlik önlemleri alınıyor. İşte en son İngiltere'deki ırkçı terörü ele alalım. Peki onlar halkı ve konukları rahatsız etmeden önlem almayı nasıl başarıyor?
Swissotel ve benzeri yerlerdeki kaba güvenlik önlemleri, bu açıdan bakınca Türkiye'nin aleyhine propagandanın ekmeğine yağ sürmektir.
Özal Malatya'ya ilk gidişini anlatarak "Malatya'ya gitmeye hazırlanıyordum, arkadaşlar aradılar ve Recai Kutan'ın da aynı gün geleceğini söylediler. Bana gelmememi, Fazilet'in altında ezilebileceğimizi söylediler" dedi.
Özal bunun üzerine "Eğer Fazilet'in altında kalırım korkusuyla Malatya'ya gidemezsem seçimi zatan kaybetmiş sayılırım, bir risk almam gerek" diye düşünmüş ve karar vermiş: "Recai Kutan'la aynı anda Malatya'ya gireceğim."
Nitekim öyle yapmış, Kutan 13.00'de inmiş alana, Özal ondan yarım saat önce. Ama Özal'ın konvoyu Kutan'ınkini üçe katlamış. "İşte o zaman seçimi kazandığımı anladım" dedi Ahmet Özal.
Şimdi sessiz sakin beklediğini söylüyor Ahmet Özal "merkez sağda" oluşacak bir bütünlüğün içinde olmayı planlıyor. Geleceği yeniden yapılanan Türkiye'de Ahmet Özal'a çok önemli bir görev düşmesi kimseyi şaşırtmamalı.