


Meclis açılırken
Bugün milletvekilleriyle birlikte yemin edeceğim. İlk gençlik çağlarımda yıllarca balkonundan not tutarak izlediğim Meclis salonunda aşağıdan yukardaki kaybolmuş gölgeme bir selam göndereceğim.
Tanımadığım yüzlerce insan oturacak yanımdaki sıralarda. Kimi gurur içinde olacak, kimi kalenderlik. Kimi Türkiye meselelerine gerçekten hakim, kimi farkında değil mi değil dünyanın. Bazısında bakan olma umutları, bazısında ünlü kişi olma tutkuları...
İçlerinde Avrupa'da okumuş olanlar, içlerinde on kitap okumamış olanlar... Eser vermiş olanlar, eserlerden söz açanlara ukala diyenler... Hayatı sadece bir lafazanlık olarak görenler, halkı gerçekten sevenler, halkı sever görünüp sadece kendisini düşünenler...
Yukardan atıp tutmalar, aşağıdan fiskoslar, gizli zeka hünerleri, açık arkadaşlık gösterileri... Alınganlar, kızgınlar, kibirliler, nazikler... Yüzlerce hiç tanımadığım insan.
Ve buluştuğunuz iki sağlam nokta; hep birlikte Türk milletinin temsilcisi olmak ve milletvekili aylıklarını muntazaman almak...
* * *
Milli iradenin temsilcisiyiz artık. Duguit aklıma geliyor. Herkes sadece kendi iradesinin temsilcisidir, diyen Duguit. Öyle ya, ben bugün Meclis'de yirmi bin seçmenin iradesi miyim? Benim parmak kaldıracağım veya kaldırmayacağım bir konuda acaba bana oy vermiş olan yirmi bin kişi teker teker ne düşünürdü?
Ama elimden geldiği kadar neden parmak kaldırdığımı veya kaldırmadığımı anlatacağım onlara..
* * *
Bu yeni gireceğim hikayede bu şeyi gerçekten çok isterdim; kapitalist görüşü temsil eden siyasilerin, kapitalizmi de, sosyalizmi de ıcığına cıcığına kadar iyi bilmelerini. Çok rahat olurdu o zaman anlaşmak. Eminim ki aralarında bu konulardan uzak olanlar bir hayli. Yuvarlak ve yüzeyde sözlerle kalabalık kuvvetine dayanıp, durumu idare etmeye çalışanlara bile rastlanacak herhalde.
Kulaktan kapına sözler, çağımızın araştırmalarıyla ilgisi olmayan saplantılar, ateşin cümleler, kişisel ithamlar, belki de birbirini kovalayacak...
Ve acaba bu dönemden Türk siyaset tarihine ız bırakan kaç kişi çıkacak?
Bu kaygıyı içinde kaç kişi taşıyacak?
* * *
İstiyorum ki, hangi partiden, hangi görüşten yana olursak olalım; Yeryüzü parlamentolarından hangisine girsek, orasını rahatça dolduracak seviyede olalım.
Her birimizin kendi görüşü hakkında yazacağı bir makale, dünya basınının herhangi bir gazetesinde rahatça yayınlanabilecek bir açıklık ve sağlamlıkta olsun.
Bu ölçüler, bu sorumluluklar hiç aklımızdan çıkmasın.
Türkiye'nin bütün müesseseleri, aynı fikirde olsun veya olmasın, hepimizle kıvanç duysun. Bizleri kişisel düşüncelerinde hafif ve küçük görmesin.
Parlamentonun manevi şahsiyeti sözüne sığınarak büyümeyelim, o manevi şahsiyeti kendi gerçek şahsiyetimizle de hakedelim. Ve o şahsiyet asık surat, çatık kaş, yüksek sese değil; bilgiye, mantığa ve gerçeğe dayansın.
Ve gerçekten hiç bir art niyet beslemeden halk için en yararlı yolları arıyalım. Halkın gizlice soyulmasına, onun bunun elinde oyuncak olmasına göz yummayalım.
* * *
Böyle bir parlamentoda çalışmak ne büyük mutluluk olur. Hiç bir demagoji yapmadan, hiç bir ayak oyuna tenezzül etmeden; bilinçli, aydınlık, doğru ve çağımıza layık olmak; bunun sorumluluğunu taşımak...
Kendi meselelerini herkesten daha iyi bilen emekçiler, henüz bizzat giremiyorsa Meclise; hiç değilse burjuvaların kültürlüleri girmelidir. Yoksa sapı, samanı birbirinden ayırmak çok zorlaşır.
* * *
Gönlümün aradığı bu ortamı, bilmiyorum, ne kadar bulacağım. Yalnız biliyorum ki, bu ortam tahminlerin ölçüsünden daha da olumsuz çıkarsa, halkın içinde milletvekili sıfatına karşı eski kırgınlıklar katmerlenecek.
Türkiye'nin başka müesseseleri bize sevgili gözlerle bakmayacaklar.
Yazarlığın en tatlı çalkantısında, milletvekilliğinin böylesine bir ağırlığını taşımak ihtimali bile, şimdiden insanın içini burkuyor.
Ne söylesek boş, olan olacak ve yaşanan yaşanacak.
Not: 34 yıl önce yazılmış bir yazı... Özel koleksiyondan...