Mesut Yılmaz, Yüce Divan'a giderek hakkındaki suçlamalardan arınmak istediğini Ecevit'e söyledi.
ANAP koalisyona üçüncü ortak girecek, fakat Mesut Yılmaz hükümette görev almayacaktır. Yılmaz "Yüce Divan'da aklanmadan hükümete girmekten hicap duyarım" diyor.
Utanma duygusu, öz denetimin en faziletli yöneticisidir. Ama sormak lazım:
Aklanmadan hükümete girmeyi ayıp sayan Mesut Yılmaz, o kir ve pası ile seçime utanmadan nasıl girebildi? Niye seçimden önce Çiller'le karşılıklı aklama anlaşması yaptı?
Tablo Çiller için daha da beter:
Milletin onu yüzüne tükürmekten beter hale getirdiği seçim yenilgisi bile utandırmıyor..
Çiller'in yardımcısı Cihan Paçacı, Mesut Yılmaz'ın kararını "Rakibini Yüce Divan'a göndererek yok etmek" amaçlı bir girişim olarak yorumlamış.
Çünkü bu hesaplaşmadan Çiller'in daha zararlı çıkacağını biliyorlar.
O zaman, partiyi batırmak pahasına niçin Çiller'in etrafında devrim muhafızı gibi nöbet tutuyorsunuz?
Hesap vaktinin gelmiş olması iyidir.
Ama buna Yılmaz'ın gönüllü olarak, Çiller'in de istemeden razı olması, işgalci kimliği ile oturdukları genel başkanlık koltuklarından çekilme borçlarını ortadan kaldırmaz.
Demokrasi fazilet rejimidir.
Asıl fazilet de yenilenin çekilmesidir.
Mesut Yılmaz'ın yaptığı, yeminini bozmaktan doğan günahını, köpeklere ekmek atarak affettireceğini sanan yalancıların tesellisidir.
Çiller ondan da beter..
Merkez sağ, tarihin çöplüğüne atamadığı bu iki siyasetçi yüzünden daha ne kadar rezil olacak?
İslam nerede özgür?
Tahran'da Merve Kavakçı için gösteri yapan kara çarşaflı kadınlar, "İslam, özgürlük demektir" yazılı dövizler taşıyordu.
Doğru ama Kur'an'ı, ruhuna uygun şekilde çağın gözü ile okuyan Türkiye'de İslam özgürlük demek.. İran gibi din kurallarına göre yönetilen baskı rejimlerinde, sorgusuz sualsiz itaat anlamına geliyor.
Mesela Merve Kavakçı, Türkiye'de türbanı ile yaşayabilir, sadece kamu görevi yapmaya talip olduğunda başını açmak zorundadır. Ama Tahran'daki o kadınlar kara çarşafa bürünmeden sokağa adım atamaz.
Dün Yeni Yüzyıl'da Prof. Nur Vergin, Cezayirli bir din sosyoloğunun kitabından görüşlerini aktarıyordu:
"Yazar, kadının kıyafetinin, onun tercihine bırakılmadığını bildiriyor.. Kamu düzenini korumak için kadın bedeni üzerinde sıkı bir kontrolün sağlanması gerekiyor. Mesele kadının güvenliğini aşıyor. Söz konusu olan güvenlik, kamu güvenliği.."
"Bir musibet bin nasihata bedeldir" demişler. Şeriatçı dolandırıcılık kafaları karıştırmıştı. Merve Kavakçı sayesinde milyonların gözü açıldı.
Artık herkes biliyor: "Kavakçı Merve"nin görevi türbanı Meclis'e sokmak, başta kadınların olmak üzere tüm demokratik özgürlükleri, eşarbının uçlarını boğazına dolayıp düğümlediği şekilde boğmaktır.
Sıkmabaşı İslami moda değil, militanca bir boğazlama gösterisidir.
Artık türban düşmüş, kel görünmüştür.
Cumhuriyet'in kendini koruma kararlılığı, Fazilet'ten çok İran'ı kızdırdı.
Bu bile aklını yitirmemiş olanlara, türbanın din sorunu değil, siyasi bir saldırı olduğunu öğretmeli!