'Krizi önlerse devlet önler'
Ereğli Demir Çelik'in Genel Müdür Koordinatörü Acar, sektördeki krizi devletin maden politikasına bağlıyor ve "Devlet, çok basit bazı önlemlerle demir-çelikte ucuzluğu sağlayabilir. Ancak bunun için uğraşılmıyor" diyor
Karabük'te her insana, zamana ve mekâna sinen umutsuzluğun sisi, Ereğli'de doğanın yeşili, Karadeniz'in mavisinin de etkisiyle dağılmış gibi... Mendirekte sekiz-on balıkçı tezgâhı... İstavritler Samsun'da çıkanlar misali iri değil. Mezgitler ise işaret parmağı büyüklüğünde ve yumurtaları daha karınlarında... Her balıkçı tezgâhının önünde bir mangal. Balığı eve götürmeye gerek yok. Kömürde pişen balık, "külahlı rakı"nın mezesi... Rakı bildiğimiz rakı, külahı ise üzerine kapatılan plastik bardak... İnsanı, zamanı, mekânı demir ve çelik, kükürt ve kalay kokan bir kentte, plastiğin bu görünümü biraz tuhafıma gidiyor doğrusu.
Hayatı, demir-çelik...
Gerçekten de demir ve çeliğin Ereğli'nin bütün bedenine sinmiş ve bu beden Genel Müdür Koordinatörü İlhami Acar'ın varlığında bütün somutluğu ile görülüyor. Çünkü hayatı, demir ve çeliğin de hayatı... Acar, 1970 yılında İ.T.Ü. Makina Fakültesi'ni yüksek mühendis olarak bitirdikten sonra 1973'de Erdemir'de göreve başlamış. Uzun yıllar Kardemir'de çalıştıktan sonra, bir süre de dış ülkelerde, özellikle Japonya'da mesleği ile araştırmalarda bulunmuş... Erdemir'i konuşurken, sözün payandası sık sık Kardemir'in sorunlarına da dayanıyor. Acar'a göre Kardemir sorunlarını aşar, aşacak da... Asıl sorun devletin yapılanmasında, maden politikasında... "Devlet" diyor, "çok basit bazı önlemlerle demir-çelikte ucuzluğu sağlayabilir. Mesela Kardemir, ürününü mutlaka demiryolları ile taşımak zorunda. Ama devlet, demiryolunda Kardemir'e kırılacak eşya tarifesi uyguluyor. Sorarım size, Türkiye Demir Çelik İşletmeleri (TDÇİ) ne iş yapıyor? Kardemir özelleşti, Erdemir ve İsdemir nispeten özerk kurumlar. Ama madem ruhsatını TDÇİ'den almak zorundalar. Bunun için de çıkardıkları madenin yüzde yirmisini ruhsat bedeli adı altında haraç olarak veriyorlar. Bu, Deli Dumrulluk değil de, ne?"
İlhami Acar'ı sorunlar ve çözümleriyle baş başa bırakıp Halkla İlişkiler'den Ali Çimen ile tekrar Erdemir'in içre bir yolculuğa çıkıyoruz.
Emek, bir duygu selidir
Bu kez ne ateşin ve demirin, ne kükürtün ve kalayın kokusu var yedeğimizde. Girdiğimiz bina, bir hastane görünümünde. Yerlerde ne bir kömür tozunun, ne de bir demir kıymığının zerresini görmek mümkün... Demir-çelik tesisinde değil de, bir kez fabrikasındasınız sanki... Dört kilometrelik bir yolu, eğip bükerek kırk metreden az bir fersaha sıkıştırmışlar. On santim kalınlığında, on beş ton ağırlığındaki bir sac rulo, dört kilometrelik yolu kırk metrede katettikten sonra Amerikan bezi misali bir inceliğe ulaşıyor. Ali Çimen, "Tüketicinin isteğine göre, istediği kalınlıkta dokunuyor bu bez" diyor. Bez misali dokunan çelik, yine rulolar halinde ambalajlandıktan sonra tüketime sokuluyor. Evet, demirin yolculuğu "Emeğim, benim duygu selimdir" diyenlerin yolculuğu... Ben, bu yolculuğun yalnızca Kardemir ve Erdemir konaklarını anlatmaya çalıştım. Daha nice konakları var ki, o da bir başka zamana... (BİTTİ)
REFİK DURBAŞ
|