Şirketlerin üç aylık bilançoları açıklandı. Sanayi şirketlerinin kârı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 75 geriledi ve 19.8 trilyon liraya indi. Holdinglerin ve bankaların ağırlıkta olduğu mali kuruluşların kârları ise yüzde 88.5 büyüyerek 181 trilyona çıktı. 1998'in ilk üç ayında banka, sigorta, leasing ve holdinglerden oluşan borsadaki mali şirketlerin kârları 100 iken, sanayi şirketlerinin 85 idi, 1999'un ilk üç ayında ise mali sektör 100 iken, sanayi 11 kârlılık düzeyine geriledi.
3 Hazine'nin talebi- Borsa şirketlerinin bu rakamları reel ekonomideki krizi ve büyük durgunluğu yansıtıyor. Gerçi bankalar içinde de zor duruma düşenler ve Mevduat Sigorta Fonu tarafından devralınan üç banka oldu, ancak geride kalanlar, kârlılıklarını sürdürdü. Çünkü bankaların malına talep vardı. Para toplayan ve para satan bu kurumların malına asıl talep Türkiye Hazinesi'nden geliyor. Krizin de etkisiyle reel yüksek faizler ortaya çıkınca sektör kendine yüksek kâr yazdı.
Sanayi kesiminin ise hem yüksek faizlerin etkisiyle finansman maliyetlerinin yükselmesi sonucu kârları eridi, hem de talep daralması nedeniyle satış gelirleri azaldı.
3 Kağıda kilitlenenler- Ekonomideki bu durum borsaya da yansıdı. Mali sektörün, hatta 10 tane hissenin yükselmesi, endeksi zirveye taşıdı. Piyasa değeri en yüksek 5 şirketin endeksteki ağırlığı yüzde 50. Borsada toplu tavan yapma yok. Çok kısmi bir hareket var. Belli senetlerin dışında pozisyon tutanlar para kazanamadı.
Henüz yabancı yatırımcılar ve halk gelmediğinden, 10 senette pozisyon tutanlar da bu kağıtlarda kilitlenmiş durumda. Bu açıdan da endeksin gevşemesi zorlaşıyor. Gerçek alıcılar gelmediğinden gerçek satışlar da olamayınca endeks yüksek düzeylerini koruyor. Belki yabancılar hükümetin kurulması ve olumlu program açıklaması ile gelir de büyük para sahipleri senetlerden kurtulurlar.
3 Sanayide kayıp yıl- Ama bu genelde borsanın kurtulacağı anlamına gelmez. Çünkü, sanayi hisselerinin prim yapabilmesi ve senetlerin yüzde 90'ında iyileşmenin olabilmesi için, ekonomide taleple birlikte canlanmanın olması şart. Olmalı ki, şirketler zararlarını telafi ederek bu yılı kârlı kapatabilsinler. Yabancı dediğin öncelikle kâra bakar.
Bu açıdan bakarsak yılın dört aylık bölümü geride kaldı. Talepte hafif kıpırdanma var. Ama bu yavaşlıkla giderse ikinci çeyrekte de şirketler zarar yazmaya devam edebilir. Yılın ikinci yarısında işler düzelse de, ilk yarının zararını telefi ederek yılın bütününde iyi bir kâra ulaşılması güç görünüyor. Dolayısıyla sanayide kârlılık açısından bu yıl kayıp bir yıl.
Krizden çıkış, zarardan kâra geçiş satın alınabilir ama bunun için biraz erken değil mi?
Sonuç- " İki dirhem bal için yarım okka yonga yenmez"