kapat

04.05.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
I H Y
Sofra
L E I T Z
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
ALİ KIRCA(alikirca@sabah.com.tr )


Kulis

Ekranlardan ve gazete sayfalarından size yansıyan "siyaset manzaraları"yla, "kulis"teki görüntü ve gürültü aynı mıdır?

"Açık" kameralar Meclis'in içini yansıtırken; aynı anda "gizli" kameralar da meclisin kulislerini evlerinizin içine taşısalar ne olurdu acaba?

Şu olurdu:

Gerçeği öğrenirdiniz.

Kürsülerdeki "çerçevelenmiş" sözlerin değil, koridorlardaki "serapa" ve "serbest" irade beyanlarının ifade ettiği gerçeği...

Kulisler sır tutmaz çünkü...

"Niyet" saklamaz..

Konuşmadan önce ortam yoklamaz..

* * *

Türban krizi Türkiye'yi sallamıştır.

Toplumu heyecanlandırmış ve germiştir.

Çözüm?

Çözüm yoktur... Daha doğrusu, bugünkü yaklaşımlar sürdüğü müddetçe çözüm yoktur.

TBMM, belki de tarihinin en çözümsüz krizlerinden biriyle karşı karşıyadır.

- "Canım; iş bu noktaya getirilmeden, mecliste uzlaşma için masaya oturulsaydı, halledilebilirdi..." söylemi inandırıcı değildir.

Meclis içinde ve dışında bulunan tüm siyasal partiler ve kurumlar,"türban"la ilgili pozisyonlarını yeniden gözden geçirmeden hiçbir sonuca ulaşılması mümkün görünmüyor.

Şu ana kadar "DSP" dışındaki partilerin hiçbirinin -buna Fazilet de dahildir- konuyla ilgili tutumları net değildir.

Öyleyse sorun nasıl çözülecek?

Kuliste atan nabzın, kuliste söylenenlerin, yani gerçek "niyet"lerin, resmi söyleme dönüştürülmesiyle...

Ama, bundan önce ve buna bağlı olarak, partilerin 18 Nisan seçimlerindeki kazanç ve kayıp hanelerindeki türban olgusunu yerli yerine oturtmaları gerekiyor. "Tabanın sesi" oradadır. "Tabanın sesi" önceki gece kulislerde çınlayan cep telefonlarına gelen 50-60 aktif partilinin mesajları degildir.

Önce Fazilet... Başörtüsü olayını üniversite kapılarında bayraklaştırarak seçime giden Fazilet, sandıkta büyük oy kaybına uğradı. Üçüncü parti oldu.

Ama Fazilet henüz bilmiyor!..

Neyi mi? Hangi nedenle oy kaybettiğini bilmiyor.

Ortamı gerginleştirdiği ve rejim sorununa yol açtığı için mi oy kaybetti? Yoksa, tam tersine yeterince kararlı politikalar izleyemediği için mi oy kaybetti?

Bugün de bilmiyor! Neyi mi? Merve Kavakçı'nın and içmesi için her şeyi göze alarak ortamı daha da gererse kan kaybı sürer mi?

Ya da, Merve Kavakçı'yı bir daha Meclis'e getirmeyerek teslimeyetçi bir politika izlerse ne olur?

Fazilet bilmiyor...
Bilmediği için, kulislerde, sisteme meydan okumuş bir partinin kararlı mensupları yerine; ne yapacağını pek de bilemeyen endişeli yüzler dolaşıyor.

Öteki partilere geçmeden, Fazilet'le ilgili bir nokta daha... Meclis'te bu dönem ayakta kalma savaşı verecek Fazilet Partisi, seçimlerde bu kadar ağır kayba uğrayacağını bilseydi ve muhalette kalmaya mahkum bir üçüncü parti konumunda kalacağını öngörseydi, Merve Kavakçı'yı yine de aday gösterir miydi?

Acaba?

* * *

MHP de konumunu yeniden sorgulamalıdır.

MHP, meydanlarda -Fazilet'i ima ederek- "ürkek parti değil erkek parti" sloganıyla mı oylarını arttırmıştır? Yoksa, "millet-ümmet" ikileminde Fazilet'in "Arap İslam"ını eleştirerek mi "Türk"lerden oy almıştır? Yoksa, ortamı gerginleştirenlerin karşısında, Bahçeli'nin sergilediği "uzlaşmacı portre"yle mi puan toplamıştır?

Onlar da bilmiyorlar!

Taban Nesrin Ünal'a mı; Merve Kavakçı'ya mı yakındır?

MHP de, aynaya bir daha bakmalıdır...

* * *

DYP ve ANAP'a gelince...
Önceki akşam, mecliste sustular, rivayet oydu ki, muhafazakar tabanlarından korktular.

Ve bir kez daha anlaşıldı ki, iki parti de, siyasal yelpazede "liberal sağ" diye bir büyük kulvarın varolduğunu ve kendilerini bu Meclis'e o kulvarın taşıdığını ve ancak o kulvarda kalırlarsa varlıklarını sürdürebileceklerini bilmezden geliyorlardı. (Ya da gerçekten bilmiyorlardı.)

Gözleri hala başka kulvarlardaydı besbelli...

O kulvarların asıl sahipleri varken, kim bakardı taklitlerine!..

Onlar da bilmiyorlardı..

Susarak kaybedecekler miydi, kazanacaklar mıydı? Gerçekten bilmiyorlardı.

* * *

Evet, herkes "pozisyonu"nu ve seçimlerde seçmenden aldıkları mesajı bir kere daha değerlendirirse, çözüm yolunda mesafe alınabilir.

Ama kulislerde kulaklara fısıldanan samimi ifadeler; türbanlısına türbansızına yüksek sesle tekrarlanırsa daha "samimi" olunmaz mı? Çözüme varılmaz mı?

"Aslında, başörtüsü dini değildir; imani değildir; ahlaki değildir; örfi değildir.. Cinsellikle de ilgisi yoktur."

Yani başından çıkarınca hiçbir şey olmaz..

Dini, imani, ahlaki, örfi nedenleri yoksa bu iş neyin nesidir?

Ve bu sözleri kuliste söyleyen de DSP'li, ANAP'lı, DYP'li, MHP'li ya da bağımsız değildir..

Öyleyse nedir?

Sorun nedir, çözüm nedir?

Bu gerginlik neyin nesidir?

Bu uğultu, bu gürültü, bu ses kimin sesidir?

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır