ÖSS'deki skandal ve Meclis'teki skandal...
Sabahtan beri bu iki konudan hangisi yazsam diye düşünürken, aslında iki skandalın nasıl da birbirine bağlı olduğunu farkettim.
Üç kıtaya yayılmış altıyüzyıllık bir imparatorluğun mirasçısı olan büyük, güçlü ve kutsal devletimiz basit bir sınavı neden yapamadı acaba?
Yüzyıllardır, varlığına kasteden iç ve dış düşmanlara aman vermemiş bu yüce devlet, iki hırsızla neden baş edemedi?
Her bir torbanın başına sağlam bir adam koyup da soruları 24 saat korumayı neden beceremedi.?
Ben söyleyeyim: Aşırı kutsallığından...
Her Allah'ın günü ne kadar "kutsal" olduğunuzu tekrayıp durur, kendi yüce varoluşunuzla böyle sarhoş olursanız, sınav yapmak gibi "dünyevi" işlerde de böyle çuvallarsınız işte.
Düşünün; böylesine kutsal bir devletin en yüce kurumu için "ajan provokatörler" cirit atarken, koskoca devlet başkanı ajan provokatör avına çıkmayı bir yana bırakıp da, çoluk çocuğun sınavıyla mı ilgilenecek?
"Haddini bilmez bir kadın" başına sardığı örtüyle devlete meydan okurken, devletin başbakanı soru torbalarının güvenliğini sağlamak gibi süfli işlere mi kafa yoracak? Elbette ki, ona haddini bildirmekle uğraşacak...
Tıpkı kendileri gibi seçilmiş bir vekile "dışarı dışarı" diye tempo tutmaya utanmayanlar arasında bir anket yapsanız, çoğunun henüz ÖSS'yle ÖYS arasındaki farkı bile bilmediklerini, sınav sistemi değişikliğinin ne getirip ne götürdüğünü anlamaktan bile aciz olduklarını görürsünüz.
Onlar, böyle "teknik" işlerle uğraşmazlar. Bu tip gövde gösterilerinde en ön safa fırlayıp en hızlı transa geçerek kolay tarafından göze girmek varken, sınav sistemiymiş, sınav güvenliğiymiş gibi çetrefil meselelerle neden uğraşsınlar?
Evdeki otoritesi tartışılmaz olan, suyunu almak için parmağının kıpırdatmayan, terliği önüen çevrilen aile babalarını düşünün. Her lafın başında itaatten bahseden despot babaları... Sonra bir gün yalnız bırakın onları... Çorabını bulmaktan, salatalık soymaktan, yatağını yapmaktan, bir çorba pişirmekten aciz, eli ayağına dolanan yaratıklar görürsünüz karşınızda.+
Yıllar yılı hükmetmekten ve emir vermekten başka birşey yapmadıklarından ellerini kullanmayı unutmuşlardır.
Devlet Baba da tıpkı böyledir. Kutsallaştıkça becereksizleşir, hantallaşır, uyuşuklaşır...
Kutsal devletle teknik devlet birbirinin karşısındadır.
Kutsal devlet vatandaşa nasıl yaşayacağını, neler yapıp neler yapmayacağını, ne düşünüp ne düşünmeyeceğini, vatanını nasıl seveceğini ve nasıl hizmet edeceğini dikte etmekten, yol yapmak, hasta bakmak, bilgi üretmek gibi "küçük" işlere vakit bulamaz.
Koskoca bir sınav merkezi kurar, yığınla adam çalıştırır, bir yıl uğraşıp 180 soru hazırlar ama her yıl mutlaka bir-iki yanlış soru sorar.
Milyonlarca genci ilgilendiren bir sınav sistemini "ideolojik mülahazalarla" bir günde değiştirmeyi çok iyi bilir de, yeni bir sınavı 45 günden önce gerçekleştiremez.
Çünkü soruların çalınması ihtimaline karşı, yedek bir soru setini hazır tutmayı akıl edemez.
Dersaneler haftada iki deneme sınavı hazırlarken, o, bir sınavı haftalarca hazırlayamaz.
Bugün Türkiye'de büyük matbaaların bir gecede basabilecekleri 1.5 milyon soru kitapçığını 20 günden erken basamaz.
Çünkü onun aklı fikri devlete kasteden düşmanlardadır. "Ha bölündüm, ha bölüneceğim" diye evhamlanmaktan eli kolu bağlanır. İşi gücü ona buna haddini bildirmek onu bunu ajan provokatörlükle suçlamaktır.
Suçlamalarını ne kadar yüksek tonda yaparsa, etrafa ne kadar büyük korku salarsa beceriksizliğinin de o kadar unutulacağını sanır.
İşin kötüsü böyle düşünmekte haklıdır.