kapat

04.05.1999
Anasayfa
Son Dakika
Haber İndeksi
Yazarlar
Günün İçinden
Politika
Ekonomi
Dünyadan
Spor
S u p e r o n l i n e
Magazin
I H Y
Sofra
L E I T Z
Bizim City
Sizinkiler
Para Durumu
Hava Durumu
İşte İnsan
Astroloji
Reklam
Sarı Sayfalar
Arşiv
Hazırlayanlar
Sabah Künye
E-Posta

1 N U M A R A
Z D N e t  Türkiye
A T V
M i c r o s o f t
Win-Turkce US-Ascii
© Copyright 1999
MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
RUHAT MENGİ(rmengi@sabah.com.tr )


Burası Türkiye.. Yok öyle!

Pazar günü Meclis'te üç kadın milletvekili örneği izledik; MHP'li Nesrin Ünal, FP'li Nazlı Ilıcak ile Merve Kavakçı.

Nesrin Ünal, inancı gereği başını örten ama ülkesine hizmet için Meclis'in kurallarına uyarak yeminini çağdaş, laik bir Türk insanı görüntüsü içinde yapmayı kabul eden bir milletvekili.. Türkiye onu alkışladı!

Merve Kavakçı, Meclis'in 75 yıldır uyulan kurallarına kafa tutarak aklınca "laiklik" ilkesinin zedelenmesine hizmet veren ve sorumsuz tutumuyla devletin en üst kurumunu karıştıran bir milletvekili.

Nazlı Ilıcak, bunca yıllık basın tecrübesinden demokrat olmanın "laikliği" de içerdiğini öğrenememiş olan ve sözüm ona "kimsenin olamadığı kadar demokrat olma adına" -veya siyasi çıkarları adına- Merve Kavakçı'nın hamiliğini üstlenen ve devlete meydan okuyan bir milletvekili..

Türkiye onların TBMM çatısı altında bulunmaya lâyık olmadıklarına inandı!

Yemin töreninde mide bulandırıcı bir yalan havası hakimdi. Merve Kavakçı fırsat bulsa "Demokratik ve laik Cumhuriyet'e ve Atatürk ilke ve inkilaplarına bağlı kalacağına" yemin ederek bir ikiyüzlülük örneği vermiş olacaktı. Türbanla yemin etmesine izin verilmediği için bunu yapamadı, peki ya diğerleri?

FP'yi bir yana bırakacak olursak DYP, ANAP ve MHP milletvekilleri "laik Cumhuriyet'e bağlı kalacaklarına" dair yeminlerini ettiler ama türbanlı bir milletvekilinin yemin etmek istemesine tepki göstermeyerek bu yemini daha ilk anda bozdular.

Laiklik "Devletin bütün inançlara eşit davranması", "herhangi bir inancın devleti ele geçirerek baskı yapmasının önlenmesi", "din ve inançla devlet işlerinin ayrı tutulması" demek ise inancını bayrak gibi yüzünde, kafasında taşıyan insanların devletin en üst kurumunda görev yapmaya talip olmasına milletin vekilleri, sözcüleri olarak önce onların karşı çıkması gerekirdi.

Nazlı Ilıcak'la aynı çizgide "Çoook demokrat" olan bazı "aydın" yazarlar, sanki "demokrasi" kuralsızlık rejimi demekmiş gibi türbanla Meclis'e veya üniversiteye girilmesine karşı çıkanlara tepeden bakar bir edayla "Rejim elden gider paranoyası yaşıyorsunuz" diyorlar. Bu "aydın"lar yazık ki herkesten önce kendileri için ortaya çıkabilecek tehlikleleri İran'da Humeyni devrimi öncesinde köktendincilere -kendileri gibi- destek veren solcu aydınlardan öğrenme şansına sahip değiller. Çünkü devrim sonrasında gericiler tarafından önce onlar ortadan kaldırıldı.

Onun için kafasızlık etmenin lüzumu yok. Herkesin onlar kadar "demokrat" kafası ve aklı var.

Ayrıca eğer Merve Kavakçı'ya oy verenler sadece "türban"ından dolayı verdilerse ve Meclis'e böyle girmesini istedilerse hata etmişler. TBMM'nin kuralları var ve bu kurallar şahıslara göre ayarlanmıyor.

Değil kadınların yarısının başını örttüğü, tamamının başını örttüğü ve sadece birinin örtmediği "laik ve demokrat" bir ülkede bile parlamentoya din-inanç kavgası yapan milletvekillerinin (aslında partilerin) girmesi hatadır. Demokrasi "çoğunluğun azınlığı ezmesi, diktatörlüğü" anlamına gelmediği için böyledir!

"Dayatmacı zihniyet"
Merve Kavakçı dün yaptığı basın toplantısında olayları "gelmesini istedikleri" noktaya taşıdı.. Başörtülü şehit analarını anarak duygu sömürüsü yaptı ve inançlı insanları devlete karşı kışkırtmaya çalıştı.

Kavakçı "Ben bir Cumhuriyet çocuğuyum, Amerika'da türbanımla üniversite bitirdim ama dayatmacı zihniyet Meclis'e girmeme izin vermedi" dedi. Kendisinin ve partisinin devlet kurallarına, yasalara kafa tutması dayatmacı zihniyet değil de bunlara kuralların hatırlatılması mı dayatmacı zihniyet?

Bundan 64 yıl önce Meclis'e giren ilk 18 kadın milletvekilinin çoğu üniversite eğitimliydi, aralarında Londra Üniversitesi, Sorbonne, Tıp Fakültesi mezunları vardı. Ama hepsi, bu göreve talip olduklarında, ilk "laik-demokratik-Müslüman" ülkenin Meclis'inde kurallara uymaları gerektiğini biliyorlardı.

TBMM'ye bugün Merve Kavakçı dışındaki diğer kadın milletvekilleri gibi dizaltı boydaki tayyörleriyle, başları açık olarak girdiler.

Bir yandan "Cumhuriyet çocuğuyum" deyip bir yandan Erbakan'ın arzusuna uyarak laiklik ilkesini "bir yerlerden" zedelemeye çalışmanın adı Cumhuriyet çocukluğu değil olsa olsa "takiyye yapmak"tır. Türk milleti Refah Partisi'nin bu takiyyeci anlayışını benimsemediğini hele huzurunun bozulmasını hiç istemediğini, devamı olan FP'nin oylarını seçimde düşürerek göstermiştir.

Merve Kavakçı türbanıyla TBMM'ye girdiği andan itibaren, Meclis'in önünde aralarında muhtemelen Atatürk dönemini görmüş yaşlı insanların bulunduğu büyük bir kalabalık ellerinde bayraklarla;

"Türbanlı Ata'nın Meclisi'nden dışarı" diye bağırarak saatlerce protesto gösterisi yaptı. Arabalar şehir içinde kornalarını çalarak eyleme katıldılar. Bunu yapanlar Müslüman değil miydi acaba? Veya inançları Merve Hanım'dan daha mı eksikti?

Türkiye sahipsiz değil.. Türk halkı Ata'nın devrimlerinin, ilkelerinin sahibi olduğunu her fırsatta gösteriyor. Anlayana...

Yazarlar sayfasına geri gitmek için tıklayınız.

Copyright © 1999, MERKEZ GAZETE DERGİ BASIM YAYINCILIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. - Tüm hakları saklıdır