Eskiden Baba aktif siyasetin içindeydi, ya baþbakan ya muhalefet lideri olarak yurt içinde dolanýr dururdu, yurt dýþýna gitmek hiç aklýna gelmezdi.. Daha doðrusu seçmenlerin tamamý yurt içinde olduðundan dýþarýya gitmesi icap etmezdi..
Dünya durdukça kasketi eskimeyecesi Ecevit de siyasi hasmý.. Baba bir yerde konuþtuðu zaman ardýndan gidip laf yetiþtirmesi lazým.. O da ilden ile gezerdi..
Kimin gezisi kýymetli..
O zamanýn siyasi düzeni böyleydi.. Gazeteci makulesi de ikiye bölünür; bir kýsmý Baba'nýn peþinden gider, diðer kýsmý Ecevit'in arkasýndan seyirtirdi..
Özellikle seçim zamaný Ecevit'in gezileri daha makbžldu..
Bir kere düzenliydi.. Yemek vakti geldiðinde gazetecilere "kuru köfte, haþlanmýþ yumurta, domates, yeþil soðandan" oluþan deðiþmez bir mönüyü naylon torbayla daðýtýlýrdý ve kimse aç kalmazdý..
Ecevitler'in kendileri de ayný kumanyayý yerdi.. Gazeteciler seçim alanýnda býrakýlmazdý.. Bir kiþi gecikse bile Bülent Bey otobüsü bekletir, almadan gitmezdi..
Baba'nýn gezileri ise tam tersiydi..
Gittiði yerde Baba'ya ayrý sofra çýkarýlýrdý.. Hangi ilde konuþmuþsa o ilin tekmil ev kadýný "hamur açmadaki" marifetini Baba'ya göstermek için yarýþýr; bazlamasýndan kol böreðine kadar ne biliyorlarsa yaparlardý..
Baba'nýn iþtahý o zaman da çok babaydý..
Bir tepsi kol böreðini yiyip, üzerine yedi sekiz sokum bazlama götürüp iki kýrba ayran içtikten sonra kürsüye çýkardý.. "Saðlýklý beslenme" zihnini iyice açtýðýndan konuþur da konuþurdu.. Taaa ki yeniden acýkana kadar..
Acýkýnca konuþmayý keser baþka bir ile gidip orada, kurulan sofralarýn hakkýndan gelirdi.. Gazeteci milletini ise ardýndan koþtura koþtura..
Biri geç mi kaldý? Baba'nýn umurunda olmaz, uçaðý kaldýrdý mý giderdi.. Geride kalan gazetecilerle de THY'nin yer hizmetleri ilgilenirdi..
Sofra düzeni de bir karýþýktý.. Ýtibarlý yazarlarý yanýna oturtur; fotoðrafçýsýydý, muhabiriydi ne yer ilgilenmezdi..
Benim kuþaðýmýn muhabir takýmý o yüzden saksaðan kesilmiþti.. En aðýr misafirlerin bulunduðu sofradan bile yemek çalmakta üzerimize yoktu..
Bir seferinde hangi ildi unuttum, belki de ilçeydi.. Belediye binasýnýn arkasýndaki bahçe gibi bir açýk alanda Baba'ya yemek verdiler.. Kýr sofrasý gibi bir düzen kurmuþlardý..
Milletvekili, aðýr partili ve bakanlardan bize yer yok.. Açlýk gözümüzü döndürmüþ! Birþey bulup kör nefsimizi haklamassak býrakýn fýrýn duvarýný, Kan Kalesi'nin siyah Halep taþýndan kesme surlarý yolumuzu kesse, delip geçeceðiz..
Onun bunun tabaðýna el atacak halimiz de yok.. Gözüm Baba'nýn sofrasýna tepsi tepsi yemek taþýyan hizmetlilerden birine takýldý.. Elinde börek tepsisi olaný gözüme kestirip yanýna seyirttim..
- "Ver onu ben götürürüm.. Sen koþ bir sürahi ayran bul.. Ýl baþkanýmýz istiyor.." dedim ve börek tepsisine hamle ettim..
Adam bizi tanýmadýðýndan "siyaset deðnekçisi" sanýp tepsiyi elimize verdi..
Ýki arkadaþla beraber baþýna çöktük.. Ýki üç mercimekli, kýymayý taze böreði tek sokumda gövdeye indirmiþtik ki ortalýk hareketlendi..
Tepsi elimizde kaldý..
Haberlik bir iþ çýkmýþtý herhalde.. Bana suç ortaklýðý yapan diðer iki arkadaþ hareket çýkan yere koþtu.. Normal olarak benim de tepsiyi býrakýp arkalarýndan yetiþmem lazým..
Ama tepsideki böreklere de kýyamýyorum.. O saniye kararý verip binaya daldým ve gördüðüm bir odaya kapaðý attým.. Elimde tepsi, sersem sersem saðýma soluma bakýyorum..
Savaþ ortasýnda ele geçirdiði ganimeti býrakamayan Timur çerisi gibiyim.. Koca bir dolap vardý.. Gidip tepsiyi üzerine yerleþtirdim..
Fikrimce dýþarý çýkýp "ne oldu?" diye bakacaðým, sonra gelip ganimeti yiyeceðim.. Yiyemediðimi de bir torba neyim tedariklenip içine dolduracaðým..
On onbeþ dakika sonra elimde bir naylon poþetle ganimetimi almak üzere geri döndüm.. Baktým ki odanýn önü býraktýðým gibi deðil, tam tersine kalabalýk.. Gözüm kapýsýndaki tabelaya iliþti.. "Baþkan" yazýyor..
Demek ki Belediye Baþkaný'nýn odasýndaki dolaba koymuþuz ganimeti.. Ýçeri girmeye kalksak "Ne iþin var?" diyecekler..
O sýrada bir de baþý atkýlý, elli yaþlarýnda bir kadýn türemez mi? "Tepsim de tepsim.." diye dolanýyor.. Belli ki böreði o yapýp getirmiþ evden, derdi bakýr tepsiyi alýp gitmek..
Kimi görse koluna yapýþýp "Yavrum tepsi mi gördün mü?" diye soruyor.. Aldý mý beni bir vicdan azabý..
- "Teyze tepsin belediye baþkanýnýn makam odasýndaki dolabýn üzerinde.." diyeceðim ama ne alâka?
Hem suçumuzu beyan etmiþ olacaðýz, hem de münasebetsizliðimizi ilân edeceðiz.. Üstelik de odanýn kapýsýnda bekleþenler daðýlmýyor..
Elimde torba bekleyip durdum.. Lakin Baba'nýn karný doymuþtu, beklediðim fýrsatý bulamadan sofradan kalktý.. Mecburen kafilenin peþinden gittim.. Gariban kadýn hâlâ tepsisini arýyordu.. Buldu mu bilmem?
Anlayacaðýnýz bizim muhabirlik zamanýmýzda Baba'nýn gezileri bir nevi þark hizmeti gibiydi, Ecevit'in gezileri daha rahattý.. Þimdi Baba yurt dýþýndaki sofralara dadandý, devran tersine döndü..
YARIN: "Arpa ektim darý çýktý, dýþ gezilerin adý çýktý" deyip Baba'nýn son hallerini yazacaðýz..