Türkiye'nin siyaset ortamı fazla asab”. Oysa, toplum böyle değil. O çok sözü edilen sağduyu, toplumda bol miktarda mevcut. Türkiye'de birçok başka örnekte olduğu gibi, meseleler altta pişmeye başlayıp yukarıya yansımıyor. Yukarıdan aşağıya empoze ediliyor.
"Tahrik" ve "gerilim" de böyle. Yukarısı kolayca tahrik oluyor; asab”leşiyor, sinirleniyor ve geriliyor. Ardından "toplumu germeyin" diye çağrılar yayınlanmaya başlıyor.
Örneğin, bu ülkede yüzbinlerce başını örten kadın var. Bunların, Merve Kavakçı'nın türbanla TBMM'ye gelip, yemin etmesi durumu karşısında asab”yetle gerildiğinden hiç emin değilim. Başını örtmeyen milyonlarca kadının da, bu sebeple gerilim duyacağından aynı ölçüde hiç emin değilim.
Bunca yıllık devlet tecrübesi olan ve Başbakanlık makamını işgal eden koskoca Bülent Ecevit'in grubunun önüne düşüp Meclis kürsüsüne yürümesindeki ve "Burası devlete meydan okuma yeri değil" demesindeki asab”yeti izah etmekte de güçlük çekiyorum. TBMM'den daha "yüce" bir kurum var mı? Devlet dediğiniz nedir, neresidir? Devlet herkese ait bir kavram. Devleti, böylesine özelleştirirseniz, herkese ait olmaktan çıkarırsanız; toplum ile devlet arasına gereksiz gerilim hatları inşa edersiniz...
En fazla garibime giden, Cumhurbaşkanı'nın bir milletvekilinden "ajan provokatör" diye söz etmesi. Seçilmiş kişilere, "kanun koyucu" sıfatı kazanmış kişilere, kendi seçimi onlardan aldığı ve alacağı oya bağlı bir kişinin bu tür sıfatlar kullanması, Merve Kavakçı'nın başındaki türbandan çok daha önemli bir rejim sorunu sayılmalıdır.
Şu sırada milletvekili kazanmış kişilerin arasında "cinayet, kamu bankalarını dolandırmak, uyuşturucu kaçakçılığı ve cinayete iştirak" gibi yüz kızartıcı ve ağır cezalık suçlardan sanık 17 milletvekili bulunuyormuş. Bunların 7'si MHP, 6'sı DYP, 3'ü ANAP, 2'si bağımsız ve 1'i FP'li imiş. Ne Cumhurbaşkanı, ne de Başbakan da, bu tür milletvekillerine hiçbir hassasiyet gösterilmezken, 30 yaşında, iki çocuk annesi, genç bir bayan milletvekiline yönelik böylesine bir asabiyet gösterilmesine ve akıl almaz sıfatlara muhatap kılınmasına ne demek gerekir?..
Söz konusu genç bayan milletvekili, uzun yıllar Amerika'nın Houston şehrinde yaşamış bir bilgisayar mühendisi. Amerika'da hiç maruz kalmadığı durumlara kendi ülkesinde maruz kalması acaba iç dünyasında neler yaratıyordur; işte benim asıl merak konum bu. Militan bir geçmişten gelse, "rejime sabotaj", "devlete meydan okuma", "ajan provokatörlük" gibi niyetlerle Genel Kurul salonuna girmiş olabileceğini bir an için aklımdan geçirebilmem mümkün de, hiç bu taraklarda bezi olmayan birisinin rejimi sabote etmek gibi bir niyetinin olabileceğini bir türlü kavrayamıyorum.
Türbanı "siyasi simge" olarak kullandığı iddiası da pek anlamlı gelmiyor. O niyetle taktığını sanmıyorum ama siyaset yapmaya karar vermiş ve milletvekili sıfatı kazanmış birisi olarak "siyasi simge" kullanma hakkı da vardır. Tüm siyasetçiler, "siyasi simge" kullanırlar.
Asıl sorun, Türkiye'de "bireysel hak ve özgürlükler"i savunma kültürünün zayıflığında. Nasıl insanların başlarının örtmeye zorlanmaları asla kabul edilemeyecek bir zorbalık ise ve demokratlık adına buna karşı çıkmak bir ilke meselesiyse, bunun tersi de aynı şeydir. Ancak, insanların başlarının örtülmek istenmesi ihtimali karşısında son derece hassas olanların, tersi bir durumda, yani insanların başlarının zorla açılmak istenmesi karşısında hiçbir hassasiyet göstermemesi, dış dünyadan bakıldığında böylesine trajikomik rejim sorunları yaratabiliyor.
Kendisine laik diyen kesimden yükselebilecek birkaç yürekli ve ilkeli ses, Merve Kavakçı konusunun buralara varmasını engelleyebilirdi. Ne oldu şimdi; sorun bitti mi? Sadece 10 gün ertelendi. Türkiye 10 gün daha bunu konuşacak ve aynı konuda 10 gün sonra bir gerilim daha yaşayacak.
Türkiye'nin vakti de, enerjisi de bol. Sorun değil...