
Uyanın artık!
Refahyol döneminde denenen gerici kalkışma, devlete toslayıp başarısızlığa uğradı. Şimdi yeni taktikler kullanıyor.
Bir kadının arkasına saklanarak hedefine yürümek istiyor.
Din devletine giden yolda yeni mevziler kazanmaya çalışıyor.
İşine geldiği yerde demokrasi ve insan haklarından dem vuruyor, tıkandığı noktada hileye ve oldu-bittiye başvuruyor.
Merve Kavakçı, eğer imkân bulsaydı "laik cumhuriyete, Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlılık" yeminini edecekti.
Refahlı Şevki Yılmaz gibi.. "Kan dökülecek fıstık gibi olacak" diyen Çelik gibi.
Kavakçı dün basın toplantısı yaptı. Eline verilmiş metni okurken demokrasiden, insan haklarından ve hukuktan söz etti.
O kadar kendine ait olmayan sözlerdi ki bunlar; "istirham" sözcüğünü "istismar" diye okudu. Soruları cevaplamasına da izin verilmedi.
Çünkü o, rejime karşı kullanılan bir "koç başı"dır ve biraz deşildiği takdirde kullanılamaz hale düşecektir.
Bölme tahrikleri..
Merve Kavakçı'ya okutulan metin, aslında hizmet yerine kavgayı seçmiş olan zihniyetin manifestosu niteliğindedir.
Bu zihniyetin defterinde tartışmaya açık bir uzlaşma niyeti yok. Oldu-bittiye dayalı hileci baskın taktikleri var.
O nedenle meclisin tartışma imkânı olmayan birleşimini seçmişlerdir.
Yeni meclise halkın bağladığı umutları daha yolun başında tahrip etmek istemişlerdir.
Devlete meydan okuma cüreti, Fazilet'in parti tercihi mi? Galiba hayır..
Bir teselli ve umut var..
FP Milletvekili Aydın Menderes dün arkadaşımız Yavuz Donat'a şunu dedi:
"Hiçbir anlamı olmayan bir iş.. Ne başörtüsüne yarar sağlar, ne demokrasiye hizmet eder.. Ne de -trilyonda bir bile olsa- sonuç alma ihtimali var.."
Belli ki amaç, dindar insanları kandırıp tahrik ederek toplumu ikiye bölmek.
Güven vermediler
Saldırı püskürtüldü ama yine de zarar verdi.
Çünkü rejim düşmanlığı, devletin en üst kurumunda güç gösterisi yapacak cesarete sahip olduğunu kanıtlamıştır.
Yeni meclis de, gerici meydan okuma karşısında millete güven veren bir vakur beraberlik gösterememiştir.
DSP dışındaki gruplar, birkaç bireysel düzgün örnek dışında hesaplı bir tarafsızlığın inançsız, mukaddesi olmayan, güvenilmez bezirgânları gibi davranmışlardır.
Türkiye'nin davası dini, inancın temiz ortamında yaşamaktır. Laik cumhuriyet, aklın emri ve dinin güvencesidir.
Din devletine yönelik karanlık niyet karşısında tarafsız kalanlar, Allah katında da, milletin gözünde de makbul sayılmayacaktır.
Ülkenin selâmeti, bu sorunu başka güvencelere muhtaç duruma düşmeden meclisin çözmesine bağlıdır.
Fazilet'i alet olarak kullanmak isteyen melânet, cumhuriyeti yenemeyeceğini bilecek kadar akıllıdır. O, Türkiye'de demokrasinin yaşayamadığını kanıtlamaya uğraşıyor.
Bu tuzağa kaç defa düşeceğiz?