Bu yıl turizmin iyi gitmediğini ve gitmesi için de bir ışık görünmediğini gerek bu köşede gerekse diğer basın organlarında defalarca dile getirdik.
Bugün size aynı konuda bir başka tehlikeden söz etmek istiyorum. Bu tehlike turist sayısının düşmesinden de daha önemli bence.
Turizm deyince ister istemez önce "tatil" düşünüyoruz. Avrupa başta olmak üzere dünyanın pekçok ülkesinden Türkiye'nin doğal güzelliğine, denizine, güneşine, ucuzluğuna, konukseverliğine koşan insanlar geliyor aklımıza "turizm" deyince.
Türkiye'deki patlayan bombalar, PKK'nın çeşitli ülkelerdeki aleyhte propagadanları, bizim medyanın da katkıları Türkiye'ye "tatil amacıyla" gelen yüzbinlerce insanı korkuttu. Bu nedenle özellikle Güney'deki otellerin çoğunda yoğun iptaller yaşandı.
Bu olayın bir boyutu.
Ancak Türkiye son yıllarda bir başka turizm alanında "kongre turizminde" çok gözde hale gelmişti. Türkiye'nin rahat ve güvenli bir ülke olması, başta İstanbul olmak üzere pekçok kentinin tarihi ve doğal güzelliklerinin insanları büyülemesi, dünya çapındaki kuruluşların kongrelerini burada yapmaya itiyordu. Nitekim Habitat gibi yüzyılın son büyük toplantısının Türkiye'de gerçekleştirilmesi İstanbul'u da "dünyanın kongre merkezlerinden biri" haline getirmişti.
İşte, ne yazık ki turizmdeki kriz kongre turizmini de etkilemiş. PKK propagandalarına aldanan pekçok kuruluş kongrelerini İstanbul'da ya da Güney'deki otellerde yapmaktan vazgeçmeye başlamışlar.
Haber Merkezi'nden Zeynep Kurtbay'dan "Lütfi Kırdar Kongre Merkezi yönetimiyle konuşmasını" rica ettim. Halkla İlişkiler Koordinatörü Anıl Sönmez'in verdiği bilgiye göre 99 yılı içinde yapılması gereken üç büyük kongre ileri bir tarihe ertelenmiş bir kongre de iptal edilmiş. Bu kongrelere katılacak delege sayısı 5 bin 300'müş. Devam eden bazı kongrelere ile gelenlerin sayısında önemli düşüşler kaydedilmiş.
İstanbul'da sadece Lütfi Kırdar'da kongre yapılmıyor. Hemen hemen bütün büyük otellerde, Güney'deki bazı otellerde de kongreler yapılıyor. O kongrelerin de büyük bölümü ya iptal edilmiş ya da ertelenmiş.
Kaba bir hesapla 1999'da kongreler için gelmesi beklenen yaklaşık 15 bin kişi gelmiyor.
Kongre turizmi, normal tatil turizminden de önemli aslında. Çünkü tatil için gelenler genellikle Avrupa ve Amerika'nın "orta sınıf" temsilcileri. Ucuz buldukları yere giderler, yer içerler, tatil onlar için hoş bir anı olarak kalır. Yapılan hesaplara göre de bu tür turistler günde 300-400 dolar arasında harcama yaparlar.
Oysa kongre turizmi için gelenlerin hemen tamamı ülkelerinde etkin görevlerde bulunan, kamuoyu oluşturmada güçlü araçlara sahip olan, çoğu varlıklı insanlardır. Ayrıca bu kongreler için çeşitli ülkelerden basın mensupları da gelirler ve dönüşlerinde mutlaka Türkiye'yi anlatan yazılar yazarlar.
Turizmcilerden öğrendiğime göre kongre turizmi için gelenler günde ortalama 1100 dolar harcıyorlar.
Normal turistler seyahat acentalarının organizasyonu ile Türkiye'ye gelirler. Yani gelecek yıl acentalar Türkiye'yi hedef gösterirse, ülkemiz yine turistle dolar.
Ama kongre turizmi ülkelerin ve kongre düzenleyen büyük kuruluşların Türkiye'ye bakış açısını gösterir. Bu görüşü değiştirmek için çok çaba harcamak zorundayız.
Kongre turizminin ölmesi, Türkiye'nin tanıtımında derin yaralar açar.
Ankara kulislerinden gelen bilgilere göre CHP'liler de bunun farkında bu nedenle sessiz ve derinden çalışıyorlarmış. Amaç bir şekilde CHP bayrağını Meclis'te dalgalandırmayı sürdürmek.
Peki bu nasıl olacak? Tabii transferle. Bu nedenle gözler Tunceli'den bağımsız seçilen Bekir Gündoğan'a çevrilmiş durumda. Gündoğan meclis açılır açılmaz CHP'ye geçebilir ve böylelikle parti bu çatı altında temsil edilebilir.
Ayrıca bazı CHP'lilerden "Ecevit MHP ile ortaklık kurmaya kalkarsa ayrılacak bazı arkadaşlarımız var, onlar CHP'ye geçer" diyor. Bazı CHP'liler ise "DSP-ANAP-DYP koalisyonu olursa, bunu içlerine sindiremeyecek DSP'lilerden" umutlular.
Sonuç olarak CHP bu dönemde de Meclis'te temsil edilir, çok da iyi olur. CHP Meclis'te olunca yeni yönetim daha bir şevkle işe sarılır.