İş Bankası'nın sermaye piyasalarından sorumlu olan Genel Müdür Yardımcısı ve İş Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı Caner Çimenbiçer, borsa yatırımcılarının yüzde 40'ına, yatırım fonu yatırımcılarının yüzde 30, yatırım ortaklıklarının da yüzde 30'una hizmet verdiklerini, gerçek anlamda küçük tasarruf sahiplerinin hizmetinde olduklarını söyledi. İş Yatırım olarak toplam 350 milyon dolarlık bir portföy yönettiklerini, yatırım hesabı sayısının 1 milyon 650 bine ulaştığını kaydeden Caner Çimenbiçer, İş Bankası'nın misyonunun da sermaye piyasasasını tabana yaymak olduğunu anlattı.
Borsanın yatırımcı tabanının ancak böyle genişleyeceğini belirten Caner Çimenbiçer ile İş Bankası ve sermaye piyasasında üstlendiği misyon üzerinde konuştuk.
Bankanızda üst kademe yönetim değişikliği sonrası sermaye piyasalarına bakış açınızda herhangi bir değişiklik olacak mı? Pazar payınızı yeterli buluyor musunuz?
Türkiye'de sermaye piyasasının gelişiminde İş Bankası'nın çok önemli katkıları oldu. Bankanın yenilikçi ve girişimci anlayışı, bilgi birikimi, teknolojik altyapısı ve hepsinden önemlisi yatırımcıya güven veren kurumsal kimliğinin bileşimi şimdiye dek sağlanan başarıda rol oynadı. Sermaye piyasasında şimdiye dek gösterdiği çabayı bundan sonra da gösterecek.
İş Bankası, ülkedeki hisse senedi yatırımcılarının yüzde 40'ına hizmet vermektedir. Yatırım fonu piyasasının yaklaşık yüzde 30'una, yatırım ortaklığı piyasasının yüzde 30'dan fazlasına sahip bulunmaktadır. Lotaltı hisse senedi piyasasında ise hizmet veren yegane kurum konumundadır. Dikkat ederseniz bunların hepsi, yatırımcı tabanının genişletilmesine yönelik, uzun dönemde sonuç verecek faaliyet alanlarıdır. Hisse senedi piyasasındaki işlem hacmindeki payımız yüzde 2-2.5 seviyelerinde seyretmekle birlikte bu, piyasadaki yerleşik alışkanlıklar dikkate alındığında tek başına yanıltıcı bir gösterge olabilmektedir. Bugün İş Bankası, 1 milyon liraya bile ulaşmayan büyüklükteki emirler de dahil olmak üzere günde ortalama 5-6 bin adet müşteri emrini borsaya ulaştırmaktadır. Bu, işlem hacmi ve kârlılık açısından bugün için çok verimli görünmese de piyasanın geliştirilmesi açısından göze alınması gereken bir fedakarlık olduğunu ve uzun dönemde karşılığını alacağımızı düşünüyorum.
Gayrimenkul yatırım ortaklıklığı kurma çalışmalarınız ne aşamada?
Banka olarak bu alana ilgi duyuyoruz, bankanın güvenilir ismini ve deneyimini bu alana da taşımak amacındayız. Bu kapsamda bir gayrimenkul yatırım ortaklığı kurmak üzere SPK'ya başvurmuş bulunuyoruz. Genel müdürlük ve yanındaki iki bloğun içinde olacağı yaklaşık 300 milyon dolarlık bir gayrimenkulu değerlendirmek istiyoruz. Ortaklığın yüzde 49'unu halka çacağız. Uluslararası piyasalarda satış yapacağız. Yaklaşık 150 milyon dolarlık bir halka arz demek bu. Ölçek olarak mevcutlardan oldukça büyük olan bu GYO ile misyonumuza uygun şekilde piyasanın derinleşmesi, yaygınlaşması ve kaynak yaratılmasına önemli katkı yapacağımıza inanıyorum.
Hisse senedi işlemlerinin kredilendirilmesine nasıl bakıyorsunuz?
Vadeli işlemler gibi kredilendirme de piyasada dengeleyici mekanizmanın destek unsarlarından birisidir. "Margin Trading" olarak da bu tür işlemler, gelişmiş ülke piyasalarının vazgeçilmez unsurları olarak kabul ediliyor. Ancak, hiçbir zaman asli kaynak veya başlıbaşına bir güç haline gelmemelidir. Piyasanın gelişmesiyle birlikte bu tür işlemlerin olması gereken yere geleceğine inanıyorum. Bununla birlikte mevcut koşullarda yatırımcıların piyasayı doğru yorumlayabilmeleri bakımından SPK'nın mevcut kredi stoğunu periyodik olarak açıklamasının yararlı olabileceğini düşünüyorum.
* Sınırlı işlem hacmine karşın aracı kurum fazlalığı sistemin yozlaşmasına da yol açabiliyor.
Mali piyasaların reel sektörün aynası olması gerektiğine inanıyorum.
Ancak, Türkiye'de bu ilişkinin bir hayli zayıf olduğunu görüyoruz. Bunun çeşitli sebepleri var.
Piyasalarda psikolojik faktörler ve beklentiler çoğu kez diğer faktörlerden daha etkili olabiliyor. 1998 ortasından itibaren piyasaları etkisi altına alan global kriz, hızlı sermaye hareketleri, daralan dış ticaret hacmi, ertelenen iç talep olarak piyasalara yansımış ve bunun sonucunda ekonomik aktivitede önemli bir yavaşlama ortaya çıkmıştır.
Seçimlerin getirdiği belirsizlik de buna eklenince tüm piyasalarda bir kasılma ve bekleme eğilimi ortaya çıkmıştır.
Seçimlerin sonuçlanmasının bu belirsizliğin ortadan kalkmasına katkıda bulunacağına ve önemli bir rahatlama yaratacağına inanıyorum.
Seçim sonrası ortaya çıkacak siyasi tablo da gelişmelerin seyrini belirleyecektir kuşkusuz.
Ancak, Türkiye'nin acil sorunlarının çözümü açısından politik alternatiflerin de pek fazla olmadığını ve son dönemde uygulanan ekonomik program ile ilgili uluslararası beklentiler dikkate alınırsa yılın ikinci yarısı için daha iyimser bir beklenti içerisinde olabiliriz diye düşünüyorum.