kapat
Üye OlÜye Girişi
Bugünkü SABAH Gazetesi
  |  Benim şehrim | 7 Haziran 2008, Cumartesi
Son Dakika
ARAYIN
Google
Google Arama
atv
ABC
Ludivine Sagnier, Havuz filminde güneşin tadını çıkarıyor.

Sinefiller için...

Hazırlayan: Kaya GENÇ
03.05.2008
* Claude Chabrol'ün bu hafta gösterime giren İkiye Bölünen Kız filminde Ludivine Sagnier başrolde. Sagnier'yi 2000'lerin başından itibaren özellikle François Ozon filmleriyle tanıdık. Rainer Werner Fassbinder uyarlaması Gouttes d'eau sur pierres brulantes'de (Yanan Kayalara Düşen Su Damlaları) 50 yaşında bir adam hem Sagnier'nin canlandırdığı Anna'yla hem de 20 yaşında genç bir erkek olan Malik'le birlikte olur. Erkekleri de kadınları da ona âşık eden, biraz da bu adamın, yani Leopold'un acımasızlığıdır...

* 21 yaşındayken çektiği bu filmden sonra Sagnier gittikçe daha cesur rollerle karşımıza geldi. Yine Ozon imzalı 8 femmes ve özellikle de Swimming Pool (Havuz), Sagnier'nin hayran sayısını artırdı. Bir İngiliz kadın romancının kafa dinleyip kitabını yazabilmek için gittiği yazlık evde karşısına çıkan güzel genç kız Julie, erkek arkadaşıyla birlikte oldukça kadın yazarı da baştan çıkarır... Daha önce iki eşcinsel erkeğin arasında gidip gelen Savigny, şimdi de bir kadının gizli lezbiyenliğinin ifadesi olur. Ama gerçek midir, yoksa sadece bir fantezi mi, bunu öğrenmek için de filmi seyretmek gerek.

* İkiye Bölünen Kız'ın yönetmeni Claude Chabrol, 1930 yılında Paris'te doğdu. Jean-Luc Godard, François Truffaut, Andre Bazin gibi sanatçı ve eleştirmenleri çevresine toplayan Cahiers du Cinema sinema dergisinin yazarları arasındaydı. "Pizzanın bulunduğumuz yere polisten daha çabuk ulaştırıldığı bir dönemde yaşıyoruz," "Evet doğrudur, komünistim; ancak bu mütemadiyen buğday hasadını anlatan filmler yapmamı hiç mi hiç gerektirmiyor!" gibi özlü sözlerin sahibi olan Chabrol, kariyeri boyunca hep Alfred Hitchcock'la karşılaştırıldı.

* Hitchcock demişken... Yeni açılan alışveriş merkezlerindeki sinema salonlarının üst katlarda olması, bu salonlara çıkmak için binmek gereken asansörlerde insanda yükseklik korkusu, yani Hitchcock'un ünlü filmindeki gibi Vertigo yaşatıyor. Seyirciler, film eleştirmenleri, sinemaya gitmek için Allah katına yaklaşmak zorunda mı? Ya yükseklik korkuları varsa? Bu çok filmli haftada, İstanbul'un sayıları hızla artan müstakbel gökdelenlerini inşa etmeye hazırlanan mimarlardan şehre ve halka tepeden bakmayan sinema salonları inşa etmelerini rica ediyoruz.

HAFTANIN DİĞER FİLMLERİNDEN...

* Seksi & Çılgın'da Paris Hilton bir defa daha sinemanın sanattan çok bir gösteriye dönüştüğünü, yıl boyunca yaptıklarını ve fotoğraflarını paparazzi dergilerinde takip ettiğimiz yıldızların kariyerlerinin bir uzantısı haline geldiğini bize gösteriyor. Peki Hilton gibiler gerçekten de başarılı olabiliyor mu? Kimse Hilton ailesinin sahip olduğu paranın az olduğunu söyleyemez, ama Seksi & Çılgın'ı izlemeye gidenlerin sayısı oldukça az. Filmin açılış haftasında, sinema salonu başına ortalama 28 kişi Seksi & Çılgın'ı görmüş. Herhalde Recep İvedik'i yeraltında, gözlerden ırak bir barınakta gizlice gösterseler dahi bir haftada 28 kişiden daha çok seyirci çekmeyi başarırlardı.

* Altın Şans'ın başrolündeki Matthew McConaughey'nin babası benzin istasyonu sahibiydi. Teksas doğumlu Matthew, önce petrol işine merak sarmış, sonra hukuk okumak istemiş, en sonunda da, 1991 yılında, 22 yaşındayken oyunculukta karar kılmış. Onu çok genç yaşlarında oyunculuk yaparken izlememiş olmamızın sebebi de, bu kafa karışıklığıymış.
Haberin fotoğrafları